1792 Defa Okundu

YOĞUN yaşadığım duygulardan biri olup çıktı bu neredeyse son zamanlarda.

Okuyup bitirdiğim her kitap sonrasında arkasına tarih atarken içimden coşup kabaran iki kelimeden müteşekkil bir cümle dilime düşmeye başladı: “Ziyan olduk.”

Meğer nice yanlışları yıllar yılı şaşmaz doğrular olarak kabul ederek ziyan etmişiz kendimizi.

Ne çok yanlış algıyı hakikat zannedip peşine düşerek heder etmişiz inancımızı.

“Bunca yalanı doğru olarak kabul edebilmemiz ne tarz hipnozlara maruz kaldık acaba?” sorusu zihnimizi zonklatmaya yetip artmalı.

Öğrendiğim her yeni bilgi sonrasında giderek âdetim hâline geldi “Ziyan olduk” demek.

Muhtemeldir ki, size de bu cümleyi kurduran konular vardır.

Olmalıdır hatta.

YAŞ ilerliyor, kabul etmeyip kendimizi farklı mülahazalarla teselliye çalışıyor olsak bile.

Eskiye nazaran zihnimizi çok yönlü baskı altında tutan konular farklılaştı. Buna bağlı olarak elbette sevindiğimiz ve hayıflandığımız hususlar yer değiştirdi.

Esasen bu tahlil çok daha erken zamanlarda olmuş olmalıydı ama kısmet bu zamanlaraymış.

Yine de şükürler olsun.

Gönüllü uyumak isteyenleri uyutmak için ninni söylemek isteyenler çok olur.

Kur’an ile tam bir iman diriliğine kavuşamadığımız için esasen gönlümüze ve fıtratımıza ters olan nice hususu fark ediyor olmamıza rağmen hüsnü zanlarımız üzerinden yorumlar yaparak uyanış süremizi geciktirdik.

Yanlışa yanlış demekten korktuk.

Çekindik.

Türlü tevillerle meseleyi toparlamaya çalıştık ama gün geldi mızrak çuvala sığmamaya başladı.

Ve her yandan yırtıldı.

Bu ise “Ziyan olduk” duygumuzu açığa çıkardı.

Artık üstünü örtemez olduk.

Bu, iyi mi, kötü mü derseniz kesinlikle iyi.

Çok iyi.

Ancak çok sancılı.

Acı verici.

Senelerce emek verip öğrenerek biriktirdiklerinizin yanlış olduğunu görüp çöpe atmanız sanıldığı kadar kolay olmuyor.

KENDİSİYLE muhabbet etmeyi sevdiğim bir arkadaşımla geçen gün hayatımızın akışı üzerinde konuşuyorduk. Birden “Ziyan olduk” kelimesini ondan duyduğumda konu bir kere daha gönlümde güncellendi.

İşte bu satırlar o muhabbetin bir meyvesi olarak kendi çözümlemesini yapmak isteyen, kendini dar kapıdan geçirmeye istekli olan dostlar için bir çağrı olarak ortaya çıktı.

Fahr-i Kâinat Efendimizin arkadaşları olan sahabilerin birbiriyle karşılaşmalarından sonra ayrılırken Asr Sûresini muhakkak okumaları üzerinde düşünmemize de vesile olsun inşallah.

Yersiz ve mânâsız olarak ziyan edilen bir hayat yaşamamak için bu gerekli.

Zarara uğrayanlardan olmamak için acil bir eyleme geçilmeli…

Aklımızı, kalbimizi daha fazla heder ederek viran olmaması için bu kaçınılmaz.

Yanlışlarla örülü boşa geçen bir hayatı sürdürüp bu şekilde göçmemek için lazım olan bu.

Daha ne kadar yanlış fikir, yanlış düşünce ve yanlış insanlara kapılarak gerçeklerden uzak olarak kendimizi ziyan ederek yaşayacağız ki?

Biz aklımızı başımıza alarak kendimize uyanıp yanlışta ısrar edip kendimizi ziyan etmediğimiz sürece Rabbimizin “Allah iyilik yapanların ödülünü ziyan etmez” buyruğuna sarılabiliriz.

ZİYAN anlamına gelen hüsran kelimesinin Yüce Kitabımızda 65 ten fazla geçiyor olması belki bizi biraz düşünceye sevk eder.

Ziyan sadece mal kaybı ile olmaz. Maddi olarak iflas etmekle meydana gelmez.

Mevki ve itibar kaybı ile sınırlanamaz.

Sağlıkta yaşanan sorunlar da hayatımızın ziyanlarıdır elbette ama ya akıldan ziyanlarımız?

Düşünce ibadetinden yoksun kalışımız.

Allah’ın bize bahşettiği en muhteşem âyetlerinden biri olan akıl nimetini kaybetmekle veya kullanmamakla uğrayacağımız hüsranın boyutunu nasıl telafi edebiliriz?

Kalbimizi çorak bırakmakla yaşadığımız heba oluşları hangi rakamlar ihata edebilir?

En mühimi de hatalı yönelim ve telakkilerle iman hususunda ziyan etmişliğimizin telafisi için neler yapacağımızdır!

Daha fazla duman olmamak için, dövünmemek için ziyan konusunda ciddi olmalıyız.

Arkadaşım haklı, ziyan olduk. Gençliğimiz ziyan oldu. İyi duygularımız ziyan oldu.

Emeklerimiz ziyan oldu.

Bu tecrübelerimizle en büyük ziyanın Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinmek olduğu bilincine ulaşırsak eğer geri dönüş yoluna girdik demektir.

Allah’ın yardımını bekleyebiliriz o zaman.

Ya Selâm!

Yorumlar