Zil Çalacak, Ziller Çalacak!

Zil Çalacak, Ziller Çalacak!

Ömer Zeki DEFNE’nin “Ziller Çalacak” isimli şiirini bilirsinizdir, sanırım. Konumuzla alakalı olmasa da bir öğretmenin duygularını duygulu bir şekilde dile getirdiği için her okuduğumda beni duygulandırmıştır. Onun için şiirin ilk bölümüyle yazıma başlamak istedim ki hep beraber duygulanalım!

            Zil çalacak…Sizler derse gireceksiniz bir bir,

           Zil çalacak, ziller çalacak benim için,

            ….

            2019-2020 eğitim-öğretim yılı ülkemizin yaşadığı her türlü sıkıntıya rağmen başta güvenlik güçleri olmak üzere öğretmen, öğrenci ve tüm milletimiz için kazasız, belasız geçer, inşallah!

Eğitimin öneminden bahsederek zamanınızı almak istemem; eğitim zaten önemli! Toplum olarak eğitime öneminin çok ötesinde bir rol biçerek süreci abartılı, zor bir hale getiriyoruz. Çocuk eğitimi zevkli bir süreç olması gerekirken ana babalar eziyet haline dönüştürmektedir. Özellikle birinci sınıf öğrencilerimiz bu eziyete fazlasıyla maruz kalmaktadırlar.

Ana babaların çocuklarının eğitimiyle ilgilenmeleri, eğitim sürecine aktif katılımları biz eğitimciler tarafından da istenen bir durum olmakla birlikte veli talepleri de makul sınırlar içinde olmalı; çocukların bedensel ve zihinsel gelişimleri dikkate alınmalıdır.

Çocuk robot değil; çocuklarında duyguları, kapasiteleri var. Çocuğun eğitimine başlamadan önce veli istekleri analiz edilerek istekler tabii sınırlar içine çekilmeli; aslında, bir haftalık uyum süreci öğrencilerden çok velilere verilmeli!

            Velilerin eğitimden beklentileri net olarak ortaya konulup beklentiler makul düzeye çekilmeden sorunları çözemez çocukları bu zor durumdan kurtaramayız!

-Veliler okuldan ne istiyorlar? 

            Bugün yoğun bir şekilde dile getirdiğimiz eğitim sorunlarına çözüm bulabilmek için bu sorunun cevabı çok önemlidir.            Ayrıntıya girmeden bu sorunun cevabını velilerin kafasındaki ÖĞRETMEN kriterlerinde görebiliriz. Velilerimiz sene başında yana yakıla öğretmen arayarak farklı yollara başvurmaktadırlar.

Eğitim-öğretim yılı başında okul müdürlerimiz, sınıf ve öğretmen belirlemesinde kura yöntemini kullanmakta bazıları da bu işlemi noter huzurunda yapmaktadırlar. Taleplerin birkaç öğretmende yoğunlaşması hem okul müdürlerimizi hem de öğretmenlerimizi zor durumda bırakmaktadır.

Fırsat buldukça okul müdürlerimize, “ öğretim yılı başında yoğun bir şekilde birinci sınıf velilerinin öğretmen istekleriyle karşı karşıya kaldıklarını” dile getirdikten sonra, “öğrenci velilerimizden milli ve manevi değerlerimizi kazandırabilecek bir öğretmene çocuğunun verilmesi yönünde bir isteğin gelip gelmediğini” sorarım.

Maalesef, birkaç isteğin dışında gelmediğini söylediler. Bu durum dünyevileşmenin hangi boyutlara ulaştığının en somut göstergesidir. Oysa ki, esas üzerinde durulması gereken en önemli husus burasıdır!

Elbette ki, çocuğunun iyi bir işi iyi bir kariyerinin olmasını bütün veliler ister ve istemeleri de normal; ancak, bu her şeyden önemli değil! Aynı zamanda çocuklarımıza milli ve manevi değerlerimizi de kazandırmalıyız.

Tüm eğitim kademelerinde öğretmenin öğrencilerin kişiliklerinin oluşmasında önemli bir etkisi olmakla birlikte ilkokul öğretmeni öğrenciler için tam bir rol/modeldir. Onun için öğretmen seçiminde öğretmenin milli ve manevi hassasiyetlerini öncelikli olarak dikkate almalı hatta almak zorundayız.

Bu kadar önemli olmasına rağmen niye milli ve manevi hassasiyetleri dikkate almıyor; şu geçici dünyada iyi bir üniversite kazansın iyi bir meslek sahibi olsun diye her türlü fedakarlığı yaptığımız çocuklarımızın öbür dünyası için fedakarlık yapmıyoruz?

            Bir okul müdürümüz, “okuluna 280 tane birinci sınıf öğrencisinin kaydının olduğunu; velilerin hemen hemen tamamının öğretmen isteğinin olduğunu ve bir tane velinin bile istek kriterleri içinde öğretmenin milli ve manevi yönünün yer almadığını” söyledi. Hatta uzağa gitmeye gerek yok kendinize de sorabilirsiniz, ben olsaydım öğretmen tercihim nasıl olurdu diye!

Sizi bilmiyorum; ancak, benim yaptığım araştırma ve edindiğim bilgilerde velilerimiz öğretmenin çocuğuna milli ve manevi yönden yapacağı katkıdan çok akademik olarak yapacağı katkıyı öncelikli dikkate aldığını gözlemledim.

            -Allah rızası için soruyorum; çocuğumuzun dünyevi dersleri için harcadığımız emeğin, paranın kaçta kaçını dinini öğrenmesi için harcıyoruz veya harcadık?

            -Okullar açılıyor ve “ziller çalıyor”!

Evet ziller çalıyor çalmasına da bu çalan ziller okulların zilleri değil; “Tehlikenin Zilleri”dir! İş işten geçtikten sonra dövünmenin, feryat etmenin bir faydası yok!

            Çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkamıyor; onlara yönelen tehlikelere karşı duramıyor, duramadığımız gibi duyarlı da olamıyoruz!

            Her şeyi okuldan beklemeden önce veli olarak bizlerde üzerimize düşeni yapalım. Çocuklarımızın bizim üzerimizdeki en önemli hakkı dinimizin, milli ve manevi değerlerimizin öğretilmesidir.

Huzuru mahşerde çocuklarımız bize mal mülk, makam bırakıp bırakmadığımızı sormayacak; Allah(cc)’ı ve Peygamber(sav)’i neden öğretmediğini soracak!

             

           

 

Yorumlar