YİNE AYNI TEZGAH

Siyasi partiler hiç kimseye, hiçbir gruba ve hiçbir zümreye siyasi tercihinden dolayı ayırım yapamaz. (Siyasi Partiler Kanunu 83). Hiçbir gruba, zümreye ve topluluğa sırf siyasi tercihinden dolayı açık veya örtülü baskı yapamaz ve yapmamalıdır.

Partiler, millete vekâleten görev yaparlar. Demokratik sistemde partiler, demokrasinin prensiplerinden azade değildirler. Demokrasi içinde doğup iktidarı ele geçirdikten sonra vatandaşların siyasi tercihlerini “beğenmeyerek” onları linç etmek gibi irtikâplarda bulunan partiler demokrasi tarihimizde istisnai de olsa olabilmiştir. Hemen ifade edelim ki, bunların sonu daima hüsran olmuştur.

Siyasi partilerde “parti disiplini” meselesi vardır. Partinin merkez karar mercileri tarafından aldığı kararların partililerin “itirazsız” kabul etmesi ve tatbik etmesidir. Siyasi partilerde üst mercilerde alınan kararların “itirazsız” kabul edilmesi ne anlama gelir?

Siyasi partilerdeki bu “itirazsız” kabulü “aklın kiraya verilmesi” olarak mı yorumlayacaksınız?

Siyasi sistemlerin işleyişinde parti disiplini son derece önemli ve etkilidir. Siyasi partiler iktidara gelmek için kurulmuşlardır. Bu hedefe ulaşmak için ekip çalışması yaparlar ve bu yönüyle teşkilatlı bir şekilde çalışmak mecburiyetindedirler.

Parti disiplini olarak ifade edilen husus şöyle de ifade edilir; Partide beraberlik, bütünlük olması ve müşterek bir hedefe ulaşmak hususunda birlikte mücadele verilmesidir. Parti disiplini demek aynı zamanda politik güç demektir.

Bir partiye mensup kişilerin müşterek bir hedefe ulaşmak için mensup olduğu partinin disiplinine uymasını “iradesini kiraya vermek” olarak anlamak mümkün müdür?

TBMM’de partiler kanun teklifi verirken ilgili partinin grup başkanvekillerine endeksli çalışma yaparlar. Meclis başkanlığına verilen teklifler önce ilgili başkanvekilinin süzgecinden geçer.
BU DURUMDA MİLLETVEKİLLERİ AKILLARINI VE İRADELERİNİ KİRAYA MI VERMİŞ OLUYORLAR?

Ülkemizde temiz toplum, idealist fert, faydalı insan ve şahsiyetli kişiler yetiştirmek üzere kurulmuş vakıf, dernek gibi müesseseler vardır. Bu müesseselerde de karar verici merciler tarafından alınmış kararlar olabilir. Olması gereken ve beklenen ilgili müesseseye mensup olanların alınan karara uyması değil midir?

Bu karar sosyal veya kültürel olduğu gibi siyasi de olabilir.

Bir topluluk veya bir gruba mensup olanların kendi üst mercilerince almış olduğu kararı tatbik etmeleri, tamamen aidiyet duygusuylailgilidir. Burada maddi bir müeyyide yoktur. Manevi müeyyideden söz edilebilir bu da ilgili kişinin müktesebatına bağlıdır.

Bu husus meselenin bir yönü.

Diğer bir yönü ise bazı siyasi parti yetkilileri ve mensuplarının bel altı vuruşlarıdır.

Her seçim öncesinde bu menfur tatbikat gündeme gelmiştir. 23 Haziran 2019 İstanbul Belediye seçimlerinde de şu anda gündemdedir.

Sosyal medyada tedavüle sokulan bir ses kaydı var. Ses kaydında bir kadın konuşuyor. Konuşmasında bir topluluktan söz ederek “Kâbe’de İmamoğlu’nun kazanması için bizden dua edilmesini istediler” diyor.

Hamdolsun ülkemizde sağduyulu insanlar var. Sosyal medyada bu ses kaydına çığ gibi tepkiler ortaya çıkınca bahse konu ses kaydının sahibi olduğu iddia edilen kişi tarafından tekzip yayınlandı. Aziz milletimize hizmet eden ehl-i sünnet kuruluşlarına sahip çıkan şuurlu insanlarımız ne mutlu ki var.

Milletimize hizmeti şiar edinmiş olan, devletine ve bayrağına bağlı ahlaklı nesiller yetiştirmeyi gaye edinen kuruluşları linç etmek hedefine yönelik söz konusu ses kaydını tedavüle koyan kim veya kimler ise halkımızdan yediği bu şamar ile sinmiş olsa da huylu huyundan vazgeçeceğini zannetmiyoruz.

Yüce dinimizi aziz milletimize ve talip olanlara sunmak en yüksek memuriyettir ve elbette bunun faturası olacaktır. Geçmişte olduğu gibi bugün ve istikbalde de sevgili peygamberimizi rehber edinmiş bu ehl-i sünnet kuruluşları Kur’an hizmetini her daim yerine getirmeye çalışmışlardır.

Benim kanaatim odur ki, bu kuruluşlar ülkemizin ve istikbalimizin teminatıdır.

Şuurlu bir Müslüman mukaddes topraklarda ve Kabe-yi Muazzama huzurunda nasıl dua yapacağını bilir/bilmelidir.

Mukaddes topraklara gittiği halde şuursuz Müslüman olabilir mi? Olabilir. Fakat bunların istisnai olduğu açıktır. Tıpkı ses kaydını sosyal medyaya servis eden/edenler gibi.

Bundan bir ay önce “İstanbul sekretaryası” imzalı başka bir çakma belge tedavüle sokulmuştu. Bu çakma belgenin seçimden önce tedavüle sokulması aynı kaynaktan olduğu açıktır. Bu ve benzeri bel altında vuruşlar ilk defa olmuyor.

Bel altından vurmakla toplumun nirengi noktasını teşkil eden ehl-i sünnet kuruluşlarına kimse zarar veremez, bu bilinmelidir.

Hatırlanmalıdır ki, keskin sirke küpüne zarardır daima.

Bir siyasi partide grup kararı alındığında o siyasi partiye mensup olanlar açısından o karar nasıl bağlayıcı ise bir gaye ve hizmet için bir araya gelmiş topluluklarda da bir tavsiye kararı olabilir.

Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak kabul ediliyor da sosyal yapının temel taşları olan dernek ve vakıflar siyasi partiler kadar değeri yok mu?

Alınan kararları tasvip etmeyebilir veya beğenmeyebilirsiniz. Ama hürmet etmeyi bilmeniz gerekir.

Her topluluğun kendine ait farklı siyasi mülahazaları olabilir. Her grup veya topluluk kendi aralarında almış oldukları bir kararla müşterek bir siyasi tercihte bulunabilirler. Bu kararlarını kamuoyuna açıklamak mecburiyetinde değildirler.

Bir kısım kişi veya kişiler sırf siyasi tercih farklılığı sebebiyle ehl-i sünnet kuruluşlarını maddî müeyyidelerde kendilerince “terbiye” etmeyi düşünüyor olabilir.

Hatırlatmak isteriz ki, Allah rızası için 1920’li yıllardan beri Kur’an hizmeti yapan bu kuruluşların sahibi Cenab-ı Hak’tır. Aziz milletimizin teveccühünü kazanmış bu müesseseler başta devletimiz olmak üzere; milletimize, Türk-İslam âlemine alperenler yetiştirmeye devam edecektir. Vesselam...