6620 Defa Okundu

(Salı günkü yazımızın devamıdır)

4- Haçlı Seferlerinden Noel Kutlamalarına…

Kuran’ın bir mucizesidir ki ayetlerle haber verilen bu düşmanlık, kininden ve hızından hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar devam edegelmiştir.

Tarih boyunca kilisenin öncülüğünde 19 defa tekrarlanan bu haçlı seferlerinin sonuncusu, günümüzde Amerika’nın başını çektiği koalisyon güçleri tarafından sürdürülmektedir. Afganistan ve Irak’ın işgali açık birer haçlı seferidir.

Önceki haçlı seferlerinde Hıristiyan askerlerine bir kilise söylemi olarak, “bir Müslümanı / Türkü öldürmenin, cenneti garantilemek anlamına geldiği” telkin ediliyordu.

Ne kadar iftihar etsek azdır ki, bunca haçlı seferini ecdadımız Selçuklu ve Osmanlı başta olmak üzere Müslüman Türk milleti, devletleri ve beylikleri püskürtmüştür.

Ne var ki haçlı seferlerinin bir kolu niteliğinde ajanlık / misyonerlik faaliyetleri durmadan devam ettirilmiş ve neticede Osmanlının parçalanması bir vakıa olarak ortaya çıkmıştır.

Osmanlının son dönemlerinde gündem edilen “şark meselesi” ve “hasta adam” tabirleri de topraklarımızın nasıl hedef alındığına dair siyasi birer söylemdir.

Bu başlı başına bir araştırma konusudur.

Daha sonra Vatikan öncülüğünde hazırlanan ve -enteresandır- dinlerarası diyalog faaliyetlerinin en yüksek perdeden seslendirildiği günlerde, Güney Koreli bir papazın söylediği şu söz, Hıristiyan dünyasının İslam’a, özellikle de Müslüman Türk milletine ve aziz vatanımıza bakışını göstermektedir:

“Kutsal Anadolu topraklarımız kâfir Türklerin işgali altındadır; mutlaka kurtarılmalıdır.”

ABD patentli BOP’un ve onun dinî ve kültürel versiyonu olan Ilımlı İslam Projesinin Türkiye dâhil, İslam ülkelerine nasıl dayatıldığı da ayrı bir ispattır.

Yine Amerika’da İkiz Kulelere saldırı senaryosuyla başlatılıp, Başkan George W. Bush tarafından seksen yıl süreceği ifade edilen “curuzade” / haçlı seferi deyimi de, İslam dünyasına yönelik işgal ve istila maksadını açıkça ortaya koymaktadır.

Bunun ardından aynı güç ve zihniyetlerce Irak’ın işgali planlandı.

Şunu da belirtelim ki geçmişteki haçlı seferlerinin birçoğunda olduğu gibi bu son haçlı seferinde Hıristiyanlar Yahudilerle birlikte hareket ettiler. Yahudiler bu işgallerin planlama ve yönlendirme safhasında açıktan görev aldılar.

Afganistan ve Irak’la başlayan bu işgallerin birer haçlı seferi olduğuna dair yüzlerce delil ortaya konabilir. Başta ABD Başkanının sözü buna delildir. Yine mesela Irak sokaklarında dolaşan ABD tanklarının namlularına haç asılması, başka hiçbir delile gerek bırakmayacak kadar açıktır. Keza ABD askerlerinin camilere postallarıyla girmeleri, minareleri kurşunlamaları, özellikle gerçek İslam’ı temsil mevkiinde olan ehl-i sünnet / Sünni halkı katliama tâbi tutmaları, Bağdat Ebu Gurayb hapishanesinde ırzına geçilen kadınlar vs. bu haçlı işgalinin önemli göstergelerindendir. Sadece bu iki ülkenin işgalinde öldürülen Müslüman sayısı dört buçuk milyondan aşağı değildir.

Öte yandan BOP’un taktik değiştirmiş hali olan Arap Baharı ile çıkarılan iç savaşlar da, İslam ve Müslümanlara yönelik haçlı seferleri bağlamında değerlendirilmelidir. Libya, Tunus ve Suriye’nin işgali gözümüzün önünde cereyan etmiştir.

Keza bu siyonist - haçlı güçlerinin ittifak ederek İslam ülkelerinde ihtilal yaptırmaları da Müslümanların birliğinin önünü kesmek niyetinde olduklarının başka bir ispatıdır. Mısır ve Sudan’da olduğu gibi…

Hülasa, Türk Tarih Kurumunun önceki başkanlarından Prof. Dr. Refik Turan’ın açıklamasına göre, 2018 yılı itibariyle sadece son yirmi beş yıl içinde Ortadoğu İslam coğrafyasında öldürülen Müslüman sayısı 12,5 milyon civarındadır…

Verilen bunca şehidin ardından gelinen son merhalede bazı İslam ülkelerinin (BAE, Suudi Arabistan, Mısır) İsrail’le “normalleşme” süreci dedikleri bir yakınlık ve işbirliğine girmeleri ise, İslam birliğinin parçalanmasına yönelik sinsi bir mühendislik projesidir.

Bu çerçevede önceki haftalarda bir yazımızda konu edindiğimiz gibi “İbrahimî din” adı altında İslam’ı inkültürasyon yoluyla Hıristiyanlığın içine monte edip ortadan kaldırma niyetleri de ayrı bir boyuttur.

İslam’ı şirke bulaşmış muharref dinler içine karıştırarak sunmanın, onun tek hak din olduğu gerçeğine, asliyet ve safiyetine hayat tanımayacağı açıktır.

Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız tehlikenin hangi boyutlara ulaştığını göstermesi bakımından müşahhas bir örnek vermek isteriz:

Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’dan gelen bir haber, harim-i ismetimize uzanan kirli ellerin hiç boş durmadığının, akla hayale gelmeyecek her sahadan darbe üstüne darbe aldığımızın acı bir göstergesiydi.

ABD, Avrupa ve İsrail dostluğu ve entrika yoluyla iktidarı ele geçiren M. Selman denen şahsın başlattığı reform faaliyetleri çerçevesinde, 16 Aralık 2021’de Suudi Arabistan’da bir müzik festivali yapılmış. Başkent Riyad’da gerçekleşen ve dört gün süren bu festivale toplamda 732.000 kişinin katıldığı söyleniyor. Pandemi var diye hac ve umre kontenjanlarının alabildiğine kısıtlandığı bir dönemde bu kadar insanın eğlence için bir araya gelmesi ve burada ifade etmeye edebimizin elvermeyeceği iffetsizliklerin “hizmet” adı altında katılımcılara sunulduğu bu rezalet, İslam’ın kalbi mesabesindeki mukaddes topraklardan Müslümanlara açıkça meydan okumak demektir. Belki de haccı ve umreyi zımnen tahkir ve tazyif eden, alternatif bir organizasyondur. Ne yazık ki buna İslam ülkelerinden samimi bir tepki gösterildiğine dair bir haber de almadık. 

Bu hadise bilmiyorum biraz olsun kanımıza dokunur mu?

Bu bir kültürel işgal değil midir?

Kültürel işgalin, işgal olma bağlamında askerî olanından ne farkı vardır?

Söz buraya gelmişken Papanın zaman zaman İslam ülkelerine yaptığı dinlerarası diyalog eksenli ziyaretlerin de tam bir kültürel çıkarma olduğunu eklemek gerekir. Son birkaç yıl içinde Mısır, Sudan, BAE ve Irak’a yapılan ziyaretlerin bu türden olduğu bilinmektedir. Ki biz geçtiğimiz aylarda iki yazımızda bu konuyu işlemiştik.[1]

İşte buraya kadar ana hatlarıyla ortaya koymaya çalıştığımız bütün bu gelişmeler, haçlı seferlerinin sadece askerî boyutlu olmadığını ispata kâfidir. Dinî, kültürel, siyasi, ekonomik, ahlakî, ailevî vs. her cephede bu savaş devam etmektedir. Hatta öyle ki askerî müdahale artık en son başvurulacak yol haline gelmiştir.

Türkiye özelinde konuşacak olursak, işin bu son raddeye kadar ilerletildiğini, yani askerî müdahale boyutuna çok yaklaşıldığını söylemek mübalağa olmasa gerektir. Sakin bir kafa ve selim bir mantıkla etrafımızda olup bitenleri iyice düşünürsek, Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikeyi görmek hiç de zor değildir.

5- Noel Çılgınlıkları ve Müslüman Kimliği

Şimdi çizmeye çalıştığımız bu manzara içinde gelin, ülkemizdeki şu hummalı yılbaşı hazırlıklarını (!) anlamaya / anlamlandırmaya çalışalım…

Doğrusu bunları anlamak da anlamlandırmak da mümkün değildir. Böyle bir rezillik görülmüş müdür?

Mahalle arası diyebileceğimiz en küçük dükkân ve işyerleri bile Noel dolayısıyla vitrinlerini süsleme telaşında.

Hangi markete girerseniz yılbaşı gecesi etkinliklerine dair ürün reyonlarıyla karşılaşıyorsunuz.

İnternetteki bütün alışveriş siteleri yılbaşı indirimi reklamıyla düşüyor ekranınıza.

İçki satmayan marketlerin kataloglarında “yılbaşı hindisi” görüyorsunuz. 

Çam ağaçlarının bazen canlısı, bazen maketi karşılıyor sizi başınızı çevirdiğiniz her yönde…

Köşe başlarını tutan “Milli Piyango (!)” tezgâhları ve önlerinde uzayıp giden kuyruklar da cabası…

Hayır, bunları normal akılla izah etmek mümkün değildir.

Kurban Bayramımıza hayvan katliamı diyenlerin hindiye olan bu iştahını, çevrecilerin, yeşilcilerin salonlarını süsleyen çam ağaçlarını, bu manzaradaki iz’ansızlığı sorgulayıp “Ne oluyor size!” demesi gerekirken, onun bir parçası olmakta beis görmeyen insanımızdaki bu akıllara zarar yozlaşmayı anlamak hiç mümkün değildir. 

Yemek, içmek, gülmek eğlenmek, oynamak, zıplamak ve birçok kişi için de sarhoş olup sızıp kalmak…

Acaba bunları yapanlar üstlerinde tecelli eden şu mucize hadisten haberdarlar mıdır dersiniz:

“Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz / onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler / kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz.”

Hz. Peygamberin (s.a.v.) gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine Ashab sorar:

“Ya Resûlellah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudi ve Hristiyanlar mı olacak?”

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlim 6)

Keza bu halleriyle tehdidine girdikleri şu nebevî ihtarı hiç duymamış olabilirler mi?

“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031)

Açık ve net söylüyoruz:

Batının batıl adetlerini benimsemek, bir Müslüman için şerefini lekeleyen, haysiyet kırıcı bir şeydir; zillettir. Şu ayet bu noktada bizi derinden düşündürmeli ve ürkütmeli:

“… Allah akıllarını (güzelce) kullanmayanları azap ve pislik içinde bırakır.” (Yunus: 100.)

Bu taşkınlık ve çılgınlıkları yapan sözde Müslümanlara soralım:

Siz Hıristiyanların bayramlarını böyle çılgınca kutlarken; yalvarsanız, para verseniz, iknaya çalışsanız, acaba onların tek bir sarhoşuna bizim Ramazan veya Kurban Bayramımızı kutlama anlamına gelecek bir hareket yaptırabilir misiniz?

Önünü arkasını, nedenini niçinini düşünmeden Noel kutlayan bu şahıslarda acaba Müslüman kimliği kalır mı? Hiçbir akaid veya fıkıh kitabında bu şuursuzları temize çıkaracak bir kayıt gösterilemez.

Şu noktaya da dikkat çekmek isteriz:

Küfre düşen kimsenin, küfrü gerektiren fiili bir ömür boyu tekrarlayıp durması gerekmez. İslam akaidini bir defa ihlalle birçok defa ihlal arasında netice bakımından bir fark yoktur. Elbette ki bu sözlerimiz aklı başında olanlara ve düşünenlere tesir eder.

Bu şuursuz taklitçiliğin, toplumun büyük bir kesimine sirayet etmiş olması çok acıdır. Bu konuda ne devlette ne ilim adamlarında ne dinin sınırlarını koruyup kollama görevinde olduğu zannedilen kesimde ciddi bir tepki veya tedbir göremiyoruz. Bu gidişle şu ayet-i kerimenin tehdidine girileceği ortadadır:

“… Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Fakat Allah, bir kavme (kendi isyanları yüzünden) kötülük dilediği zaman, artık onu geri çevirecek kimse yoktur…” (Ra’d: 11.)

Bu ayet-i kerimeye göre bir millet gidişatını bozarsa, başına bin bir türlü bela gelir. Düzenleri, huzurları, bereketleri kaybolur; birbirine düşer, mahvolup giderler.

SONUÇ

Noel bir Hıristiyan bayramıdır. Bir Müslüman zerre kadar da olsa ona meyledemez.

Hızla Endülüsleşmeye doğru yol aldığımız bu süreçte yapılması gereken, kendimize, kimliğimize, dinimize, inancımıza, akaidimize dönmek; bunlara sımsıkı sarılmak, ezcümle İslam kimliğini kuşanmaktır. Fert ve millet olarak dünyada onurlu ve haysiyetli bir hayat sürmemiz; ahirette de kurtulmamız buna bağlıdır.

Allah, aklını kullanıp istikamette kalan, dostunu düşmanını tanıyan, hayatını hak ve adalet üzere sürdüren bir toplum olarak yeniden ayağa kalkmamızı nasib ü müyesser kılsın.

[1] Yazılara şuradan ulaşılabilir:

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/papanin-irak-ziyareti-yahut-islama-acilan-savas/613817 

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/turkiye-uzerindeki-hesaplar-tehlikeler-ve-careleri/615217

 

Yorumlar