1036 Defa Okundu

YEŞİL IRMAK akıp gidiyor kendi halince…

Aynı sen gibi…

Ben gibi.

Kimimiz içinde nice patlamaya hazır yanardağlar barındırırken bazılarımız da sönmüş ateşlerinin külünü savurmakla meşgul.

Hayat böyle bir şey işte!

Bazılarımız tuttuğumuz gülün kanatan dikenini saklamak için çaba harcarken diğerlerimiz bunu alenen yaşar.

Akışın oldurucu yanını tercih eder öldürücü yönünden sakınmak için.

“Ne kadar hayat biçimi var?” sorusuna insan sayısınca demek zorundayız sanırım.

Herkes kalbinin ekmeğini yer zira.

İmanının…

İnancının…

Ülküsünün..

AMASYA’DAYIM birkaç gündür.

Yeşil ırmak kenarında bir duvar dibini mekân tuttum.

Yanıbaşımda nice tanıklıklarıyla içten içe benimle söyleşen bir ağaç var.

Sessiz sedasız ama gür cümleleri var.

Gelip geçenleri selamlıyor.

Yıkılmamışlığını giyinerek.

Azmin gücünü simgeleyerek.

Varlığın özünü fısıldayarak…

Mesele şu ki; bunları duyacak kulaklarımız var mı?

İNSANLAR gelip geçiyor önümden.

Kimi telaşlı, kimi daha da ötesi olan pürtelaş hâlinde…

Koşturuyor, belki de kendine koştuğunu bilmeden.

Hatta kendinden kaçarcasına…

Kimiyse yıkılmışlığın en ezici hallerine bürünmüş olarak.

Feleğin sillesini yemiş olmanın öğreticiliğinin farkında olarak…

YÜRÜYÜŞÜMÜZ karakterimizi ele verir diyesim var.

Kimimiz koşar adım, kimimiz uygun, bazılarımız ise sere serpe…

Şimdi Beyazıt Camisinden yatsı ezanı okunmaya başladı.

Etrafta bir sükûnet, diriltici bir sessizlik.

Bir yavaşlama.

İçimize dokunan bir çağrının kalbimizin yiv ve setlerinde dönerek içselleşen bir nida.

Karşımdaki Kıral Mezarlarının da etkilendiği ve dünyanın gelip geçici oluşunu haykıran bir nida bu.

Ah bir duyabilsek tam olarak.

Etkilerini fark edebilsek.

İçimizde şâkilaşan bu dâvetin icabet edenleri olabilsek.

YEŞİL IRMAĞIN dinliğinin sirayet ettiği bir şehir Amasya.

Sessizliğe çağıran bir edası var.

Dur ve düşün diyor.

Kimler geldi kimler geçti bu şehrin rüzgârında saçlarını dağıtıp.

Hepsi de fâni olduğumuz hakikatinin ifşacısı olarak.

SOKAK çalgıcılarının çapraz karşısında oturuyorum. Yaslandığım ağaçla birlikte dinliyoruz. Bir o, bir ben sırada ne var diyoruz. İsabet ettiğimiz oluyor repertuar tahminlerinde.

Koca semaverden masamı çaylandıran beyefendi “Bugün bir eksildin abim” diyor gözlerini aydınlatıp. Alt metni “Kızın nerede?” bu akşam demek bu.

Eksilen bir ben miyim, hayır.

Tam karşımda kaç akşamdır şeker helva yapan kişi de yok.

Gözlerim onu arıyor.

İNSAN manzaraları seyrediyorum.

Önümden geçip gidiyorlar.

Binbir mutlulukla veya kederlere boğulmuş olarak.

Sîmalar konuşuyor dilden daha tesirli.

Duvara dayanıyorum ağacımı biraz rahat bırakıp.

Her akşam değişen müzisyenlerin sazlarından nasibime düşenlere razı olarak.

Ben Amasya Kalesi, Kızlar Sarayı ve Kıral Mezarlıkları ışıklandırmaları altından muhabbetler gönderiyorum sizlere.

Ya Selam!

 

Yorumlar