768 Defa Okundu

Tasavvufu bilinemez, anlaşılamaz bir gizem yumağı olmaktan çıkarıp her insanın anlayabileceği ve gereklerini yerine getirebileceği popüler bir akıma dönüştürmesi ve halkın tamamen anladığı bir dil ile alıştığı bir söyleyiş ile hitab etmesi de Yesevîyye tarîkatının bir üstünlüğü olarak kaydedilmelidir. Ahmed Yesevî tasavvufî yolunu klasik şeriat-tarîkat-hakikat üçlemesi ile açıklamakta ve bunu Hz. Rasûlullah (s.a.v.)’den rivayet edilen  “Şeriat söylediğim sözlerim, tarîkat yaptığım fiillerim (işlerim), hakikat ise hâlimdir.”  sözlerine dayandırmaktadır. Demişlerdir ki: Hz. Rasûlullah (s.a.v.) miraç gecesinde Allah (c.c.) ile vasıtasız olarak doksan bin konuda sözleşti. Otuz bini şeriatla, otuz bini tarikatla ve otuz bini hakikatle ilgili idi. Hakk Teâlâ’dan ferman geldi ki: “Şeriat sözlerini mü’min, kâfir ve fasık herkese anlat. Tarîkat sözlerini dileyen ve taleb edenlere anlat, ama hakîkati asla kimseye söyleme…”(İnsanda) kalb-i selim olmadıkça tarikata girmesi câiz olmaz. Her kim dört deryadan geçse, kalb-i selim olur: 1. Dünya deryası, 2. Halk deryası, 3. Şeytan deryası, 4. Nefs deryası. Bu deryalar için gemi gerekir, gemisiz geçilmez.

 Birinci Dünya deryasının gemisi zühd, yiyeceği kanaat, âlimi (veya bilgisi) horlanıp küçümsenmek, gemisinin demiri sabırdır. İkinci Halk deryası, onun gemisi ümidi kesmek ve uzlet, gemi demiri ayrılık, oturuşu halvettir (yalnızlık). Üçüncü Şeytan deryasının gemisi zikir, yiyeceği tesbih, demiri korku ve ümit, oturuşu muhabbettir. Dördüncü Nefs deryası, gemisi açlık ve susuzluk, yiyeceği aşk, demiri zevk, oturuşu şevktir. İşte bu deryalardan geçen kimse tarîkat yoluna lâyık olup kalb-i selim elde eder.

 Hakîkat Hakkında Hazret Sultan Ahmed Yesevî dedi ki: Hakîkat, gönülle amel etmektir. Hz. Rasûlullah (s.a.v.)’e yetmiş makamda âyet geldi. (Hakk Teâlâ) yetmiş bin hicabı, yetmiş makâm içine koydu. Yetmiş makamı da yedi yakîn (kesin ve gerçek bilgi) içine koydu. Bunlar isme’l-yakîn, resme’l-yakîn, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn, hakikat-ı hakka’l-yakîn ve Hakk-ı Hakka’l-yakindir. Bu yedi yakîni de mücâhede (çaba ve çile) ile koydu. Mücahedeyi de Hak Teâlâ’nın inâyeti (lütfu ve yardımı) içine koydu. Hz. Rasûlullah (s.a.v.) Hz. Mevlâ azze ve celle ’den inâyet dileyip mücâhede etti. Yetmiş bin makamı geçti, hakîkata girdi ve onun varlığını gördü. Gönül mi’racı yaptı. Beden miracı da ondan haber verir. Bilesin ki, Hz. Hz. Rasûlullah (s.a.v.), miraçta Rabbu’l-izzet’e varıncaya kadar elli mertebe aştı.

 1.Akıl,2.O’nun (Hakk Teâlâ) varlığını bilmek, 3.O’nun (Hakk Teâlâ) kâinattan önce var olduğunu bilmek, 4. O’nun (Hakk Teâlâ) bâkî olduğunu ve yok olmayacağını bilmek, 5.O’nun (Hakk Teâlâ) Diri olduğunu ve ölmeyeceğini bilmek, 6. O’nun (Hakk Teâlâ) Âlim olduğunu bilmek, 7. O’nun (Hakk Teâlâ) Kâdir olduğunu bilmek, 8.O’nun (Hakk Teâlâ) İşitici olduğunu bilmek, 9. O’nun (Hakk Teâlâ) Görücü olduğunu bilmek, 10. O’nun (Hakk Teâlâ) Dilediğini bilmek, 11.O’nun (Hakk Teâlâ) Fâil (iş yapan) olduğunu bilmek, (12. metinde eksik), 13. Emredici olduğunu bilmek, 14. Benzerinin olmadığını bilmek, 15. Doğurmadığını ve doğurulmadığını bilmek, 16. O’nun (Hakk Teâlâ) yerine geçecek bir şeyin olmadığını bilmek, 17. Hikmet sâhibi olduğunu bilmek, 18. Doğru sözlü (samimi) olduğunu bilmek, 19. Hiçbir şeye ihtiyacının olmadığını bilmek, 20. Peygamberler gönderdiğini bilmek, 21. Kalpleri ülfet ettirdiğini söyleyen olduğunu bilmek, 22.Sıdk . 23.Kabirlerden diriltenin O olduğunu bilmek,24.O’nun, iyilik yapanları fiillerinden dolayı sevdiğini bilmek,25. Kulların günahlarını affettiğini bilmek, 26. Âdil olduğunu bilmek, 27. Niyet, 28. Sabır, 29.Yakîn, 30. Havf, 31. Recâ, 32. Hayâ, 33. Hilm, 34. Şerh (Kalbin Açılması), 35. Tasdik, 36. İtikad, 37. İhlâs, 38. İstiane (Yardım İsteme), 39. Temkîn, 40. Kabûl, 41. Tevekkül, 42. Tefvîz (İşleri Allah’a Havâle Edip Razı Olma), 43. Zühd, 44. Nasîhat, 45. Şefkat, 46. Velâyet, 47. İlim, 48. Kerâmet 49. Rahmet 50. Vefa mertebeleridir

Hakîkatla yürüyorum” deyip iddiâ edenler ve “Hakk’a yakın şeyh” diye adlandırılan kimseler, bu hakikat konusunda anlatılan yetmiş makamı geçip, yetmiş bin perdeyi aşıp hakîkata girse ve Rasûlullah (s.a.v.)’in gördüklerini görseler, (o zaman) mânevî hâlleri düzgün ve iddiaları doğru olur. Hakk’a yakınlık ve şeyhlik onlara câiz olur. Ama hakikat konusunda anlatılan yetmiş makamı geçmeden, yetmiş bin perdeyi aşmadan ve Hz. Rasûlullah (s.a.v.)’in gördüklerini görmeden, bir kimse “ben Hakk’a ulaşıyorum” diye iddiada bulunsa, iddiası yalan, kendisi yalancı ve Tanrı’ya düşman olur. Nitekim buyurdular: “Yalancı, Allah’ın düşmanıdır.„ Nebîyy-i zîşan (s.a.v.) buyurdu: “Her iddiânın bir manası (içeriği ve özü) vardır. Manası olan kişi doğru, olmayan ise yalancıdır. İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki iddiâ çok ama mâna (ve maneviyat) az olacak. Kim bir şeyi iddiâ eder ama karşılığını bulundurmazsa, o yalancıdır.„ (Rasûlullah doğru söyledi.) Değerli okuyucularım haftaya Yesevîlik yoluna devam edeceğiz.

Yorumlar