752 Defa Okundu

Yedi ay öncesine kadar varlığı bilinmeyen, 2019 Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde görülen; günümüzde yeryüzünde yaşayan 7.78 milyar insanın bir şekilde hayatına dokunan koronovirüs salgını bütün hızı ile yayılmaya ve can almaya devam ediyor. Salgın, 19 Ağustos 2020 tarihi itibarı ile 774 bin 052 kişinin ölümüne, 21 milyon 846 bin 945 kişinin de hastalanmasına sebep oldu. Böylesine küresel boyutlu bir salgınla başa çıkmak gerçekten zor… Yalnız başına insanların, ailelerin, doktorların, hastanelerin, şehirlerin veya devletin baş etmesi mümkün değil.Topyekûn bir seferberlik gerekiyor.Alınan veya alınacak kararlara bütün insanların harfiyen uymasıyla ancak koronavirüs belasından kurtulabilinir.

Bu küresel salgının püskürtülmesi, tahribatının asgariye indirilmesi için gereken şartları; Türkiye Bilim Sağlık Kurulu, İl Hıfzıssıhha Kurulları ve doktorlarımız hemen her gün tekrarlıyorlar: “Maskesiz sokağa çıkmayın”, “fiziki mesafe kurallarına uyun, “temizlik ve hijyene dikkat edin…” Kişi olarak bize düşen görev bu süreçte söylenenleri uygulamak, alınan kararlara uymaktır.Bu, kendi sağlığımız, ailemiz ve diğer insanların sağlığı açısından çok önemlidir. Böylesine hayati konuda geçici bir süreliğine düğünleri, törenleri ertelemek; eğlence, alışkanlıklardan vazgeçmek kendimiz için olduğu kadar toplum sağlığı için de elzemdir, şarttır. Toplumun hemen her ferdini bir biçimde etkileyen ruh ve beden sağlığını bozan bu salgınla başta medya olmak üzere hemen her türlü iletişim ve haberleşme aracı devreye sokulmalı; işin ciddiyeti, insanların beyin ve yüreklerine nakşedilmelidir.

Şimdi bana Kovit 19’un Türkiye’de görüldüğü 11 Mart’tan günümüze insanların bu salgın hakkında çok şey bildiğini söyleyeceksiniz. Doğrudur.  Bilmek bir yana ne yapması, nasıl korunmasını da insanlar gayet iyi biliyorlar; biliyorlar da uygulamıyorlar. İşte tam da bu noktada devlete, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına, basın ve yayın kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir.İktidar, muhalefet el ele vererek devletin yaptırım gücünü harekete geçirmeli; yerel yönetimler, medya ve sivil toplum kuruluşları bu konuda devlete olabildiğince yardım etmelidir. Bu felaketten siyasi rant elde etmeye çalışmak, bu millete yapılacak en büyük kötülüktür. Vakit geçmiş değildir; ancak yarın çok geç olabilir.Bakın, okullarımızı açamıyoruz.Böyle devam ederse uzun süre de açamayacağız.Ekonomik kayıplarımız boyumuzu aştı.Yarınlar, daha büyük kâbuslara gebe. Daha da trajik ve travmatik bir noktaya varmadan devleti yönetenler açık, şeffaf, tarafsız, kucaklatıcı ve bütünleyici bir biçimde vatandaşları ruhen, bedenen ve ekonomik olarak yıpratan bu salgına çare ve çözüm bulmak zorundadır. Yarınlarda yoğun bakım hemşiresi G. Özdemir gibi sağlık çalışanlarını da bulamayabiliriz. G. Özdemir kim mi? Bırakalım kendisi anlatsın. “Ben, G. Özdemir, yoğun bakım hemşireliğinde 6. yılım. Dün, tuttuğum 24 saatlik nöbetim kadar kötü bir çalışma hayatım hiç olmadı. Korkuyorum bana bulaşmasından değil taşıyıcı olmaktan korkuyorum.Annemin, babamın, babanemin ve dedemin benim baktığım hastalar gibi olmasından korkuyorum.Sevdiklerime zarar gelmesinden korkuyorum.Birilerinin hayatlarına dokunuyorum ama o dokunduklarımın benim hayatımı mahvetmesinden korkuyorum. Ne kadar ciddi bir durum içerisinde olduğumuzu ben dün gece ki 24 saatimde çok net anladım. Hastalar var ölmemek için direnen, solunum cihazına bağlı ya da oksijen açlığı çekiyor ama yine de yakınlarına haber vermeye çalışıyorlar. Sonra bir de onların birkaç eşyası var ama kimseleri yok, çok acı bu hastalık sizi yapayalnız bırakıyor, çok acı! Ben kendim de yapayalnızım, evimin içinde hastanede kendimi nasıl izole edebilirim diye düşünüp bir kenara çekilmekten kafayı yiyebilirim, korkuyorum. Lütfen, bir kenara bırakın meydan okumayı, dalga geçmeyi ciddi bakın bu işe! Benim korkumu paylaşın, bu hastalığa yakalandığınız da sağlık ekibi olarak bizim elimizden gelen ve yapabildiğimiz şeyler çok sınırlı çok kısıtlı. Lütfen, korkun ve artık bir şeylerin farkına varın!

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs salgınındaki yükselişe dikkat çekiyor; “Yükseliş süreklilik kazandı”, diyor.Görülen o ki bu illetle daha bir süre beraber yaşayacağız.Çember daralıyor, kendimiz için ailemiz için, sevdiklerimiz için korkmalı ve gerekli tedbirleri almalıyız. Bütün olanlara, olacaklara rağmen hâlâ işin ciddiyetini kavrayamamışsak vay halimize!

Yorumlar