1292 Defa Okundu

                                                   Tarih Yapmak ve Tarih Yazmanın Önemi

Mustafa Kemal Atatürk’ün çok haklı ve çok ünlü bir sözü vardır: “Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa gerçekler çarpıtılmış olur”. “Çarpıtılmış tarih yazarlığı” demek, tarih yazarlığını ideolojik ve siyasi tercihlere feda ve âlet ederek gerçekleri yazmamak ve olup bitenleri okuyucuların gözünden gizlemek demektir.

Yine Atatürk, kendisi hakkındaki tarihin nasıl yazılması gerektiği hakkında da şu haklı ve ünlü sözünü söylemişti: “Tarih benim yaptıklarımı üçe ayıracaktır. İkisine doğru, birine yanmış diyecektir.” Atatürk’ün bu sözü bile Başbakan Menderes –Cumhurbaşkanı Bayar ikilisi tarafından 1952’de çıkarılan “Atatürk’ü Korumu Kanunu” nun hem onun, hem toplumumuzun ve hem de tarihçilerin serbestçe ve hür düşünme ve bilimsel tarih yazıcılığına büyük bir hareket ve engel kanundur. Bu kanun acilen kaldırılmalıdır. Bu kanunun çıkarma tartışmalarının yapıldığı 1952’de bile Nadir Nadi ve Falih Rıfkı Akay gibi “köktenci Atatürkçüler” denilenler bile, bunun çıkışına çeşitli sebepler ileri sürerek itiraz etmişlerdir. Zaten, son 100 yılın bütün “anti –demokratik kanunları” denilen bütün kaldırıldığı halde, sanki, Atatürk’ü kendileri “Tanrılaştırıldıkları” halde “Tanrılara dokunmak” tan olarak “korku” saplantısıyla bu kanunu kaldıramamışlar, “Demokratik Türkiye’nin en büyük ayıbı” olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Başta Atatürk olmak üzere kim olursa olsun “haklarında yapılacak hakaretler ve haksızlıklar” a hepimiz zaten karşıyız. Yine zaten de Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinde bu hakaretlere cezaları içeren birçok madde vardır.

Siyasi tarihi, genelde hep “savaşlar kahramanları” veya “karizmatik liderler” yaparlar. Bunlardan olarak 20’ inci yüzyılda Türkiye Türkleri tarihini yapmaya yönelik olarak “iki büyük lider” aksiyonerliği kendisini göstermiştir. Birincisi Mustafa Kemal Paşa, ikincisi ise onun “mutisi ve veliahtı” olarak İsmet İnönü olmuştur.

Tarihte, her milletin tarihinde, toplumu daha ileri noktalara taşımaktan veya götürmek amaçlı “tarihi ile bir hesaplaşma” veya “tarihinin otokritiği” ni yapmaktan olarak bir “ara dönem” i mutlaka vardır. Bizde maalesef, ne yazık ki bu “ara dönem”, “hataları ve sevaplarını bir bir ortaya çıkarmak ve geleceğin projeksiyon plan ve projelerini daha iyi yapmaktan” olarak son yüz yılımızın “tarihi hesaplaşması veya otokritiği” “tam olarak” demeyelim neredeyse “hiç” yapılmamış gibidir. Zaten de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunun ve Cumhuriyet’in ilanının 100’üncü yıl dönümünde bile, hem bölgesinde ve hem de dünyada “süper güç” olamamasının sebeplerinden birisi de bu olmuştur.

Atatürk, “Tarih benim yaptıklarımı üçe ayıracak, ikisine doğru, birine yanlış diyecektir” derken, acaba, onun veliahtı ve kendisinden sonra “TC Devleti’nin ikinci Adamı - Sultanı” denilen İsmet İnönü’nün yaptıkları hakkında da tarih hükmünü nasıl verecektir? Onun yaptıklarına yüzde yüz haklıdır veya yüzde ellisi haklı, yüzde ellisi yanlıştı mı vb. diyecektir.

Yaptıkları “hata” ve “sevapları” yla buna çok kısmi bir başlangıç olarak, bu yazımızda, kendi beylik sözlerinden hareketle “İnönü’nün Tarihi’nin Otokritiği” ni masaya yatıracağız

İsmet İnönü’nün “Tarih Yapan” Beylik Görüşlerinden Bir Demet

Osmanlı harpleri ve İstiklal Savaşına katılmış ve iktidarı – ana muhalefetiyle birlikte Türkiye’nin yönetimine 50 yıllık (1923 – 1973) en uzun süreyle damgasını vurmuş İsmet İnönü tarafından bizzat ve mealen söylenmiş, tarihimizde birer kilometre taşları olan veya olabilecek beylik ve tarihi sözlerinden bir demet şöyledir:

1-“Almanlar, memleketimize gitmek için gelmemişlerdi. Eğer onlar istedikleri ölçüde bir zafer kazansalardı, onlardan kurtuluşumuz kolay olmayacaktı. İstiklal Savaşımızı belki de onlara karşı verecektik.”

2-“Savaşı da barışı da İngiltere ile yaptık… Lozan Antlaşmasını imzaladık. Artık bununla bir 100 yıl ( 24 Temmuz 1923 – 24 Temmuz 2023) rahat edebiliriz.”

3-“Yapacağımız işler hakkında Atatürk’le aramızda sürekli ve çok büyük tartışmalar olmuştur. Günlerce müzakere etmişizdir. Fakat bunların hiç birisini kamuoyuna yansıtmadık, sızdırmadık. Bir işe karar verdik mi, artık onu bir daha tartışmaz, mutlaka yerine getirmeye çalışırdık.”

4- “Ben en çok irticadan korkarım. Çünkü bir irticacı, yeri gelince, ölünce cennete gireceğine inandığı için hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan ölümüne atılarak iş yapmaya çalışır.”

BUNUN BİR AÇIKLAMASI VE YORUMU: “İrtica ne demektir”? Genç nesillerimizin çoğu bunu bilmezler. Bu, “irticaya karşıyız” sloganı bize, “tarihi beylik bir slogan, terim-kavram” olarak, bir askeri ihtilal sonucu, 24 Temmuz 1908’de “İstibdat rejimi” ne son verilerek, yerine “hürriyet rejimi” denilen taçlı demokrasi kimlikli “Meşrutiyet’in ilanı” ile birlikte gelmiş, bu rejimi yıkıp yerine yeniden “İstibdat rejimi” ni getirmek isteyenlere, “geçmişi özlemek ve geriye dönmek” anlamında o zamanların tabiri, ifadesiyle “mürteci” ve günümüzün tabiri, ifadesiyle ise “irtica” denilmiştir.

T.C. Devleti tarihinde, “Cumhuriyet ilan edildiği için de” derilerek, “İrticaya karşı olmak” tabiri, 1924 - 25’de kaldırılan Örfi (milli ahkam) ve Şeriat (İslam ahkamı) kanunları ve Hilafetin geri getirilmesini istemek ve isteyenler için kullanılmıştır. Hatta buna daha geniş boyutlarda anlam yüklemekten olarak, “Artık günümüzde geçerli olmayan, uygulama özelliklerini kaybetmiş, hükmü kalmamış Ortaçağ zihniyeti – kararlığını tasfiye” literatür – sözlük anlamı da verilmiştir. Burada, İslam dünyasının, Müslüman halkımızın, “inanç ve imanını haksız yere itibarsızlaştırmak, gözden düşürmek” a yönelik olarak tepkisini üzerine çekmemesi için “İslam, Müslümanlar, İslam Medeniyeti” denilmeyerek, bunu “maskelemek” e yönelik, “anlayan anlar” ifadesinden olarak, “Ortaçağ zihniyeti- karanlığı” veya “İrtica” denilmiştir. Bu saldırılar aynı zamanda “Dıştan bir algı operasyonu” olarak da, beylik veya kaşarlaşmış “tarihi saldırı” örneklerinden her biri birer “İslam düşmanı” Batılı Oryantalistler, Hristiyan Misyonerleri ve Sekülaristlerinin de “İslam’ı yok etmeye yönelik saldırıları” olduğu için de, bunlara bilerek veya bilmeyerek âlet olan “içimizdeki beyinsizler” denilenlerin de en son tahlilde, başkalarına da hizmet ettikleri gün gibi kendisini göstermektedir.

Evet!... Saltanat (Padişahlık), Örfi Kanunlar(milli ahkam) ve Şeriat Kanunları (İslam ahkamı) ve Hilafet “haklı veya haksız olarak” kaldırılmıştır. Bu tarihi bir gerçektir. Ama, bunlara dayalı olarak “tarihi bir gerçek” olmayan, bunları kaldırmanın şahsında İslamiyet ve Müslümanları “topyekun itibarsızlaştırmaya, karalamaya ve onları haksız göstermeye” e yönelik “irtica edebiyatı” nın hem de günümüze kadar yapılması doğru değildir. 1990’li yıllarda bir gazetede dizi yazı halinde bir “İrtica ve Gericilik Nedir? Bunlarla Neler Yapılmak İsteniliyor?” (sonra kitap olarak da yayınlandı) meali başlıklı bir dizi yazı yayınlanmış, bu yazının köşesine birçok sanatçı, yazan, siyasetçi, tarihçi, bilim adamı vb. davet edilerek konu hakkında görüşleri alınmış, ve hepsinin vardığı “ortak iki hüküm”, “İrtica, gericilik slogan ve söylemleri, toplumumuzu ayrıştırmaya yönelik olarak bir ‘iç harp’ çıkartmayı amaçlamaktadır” ve “İslamiyet demeyip de ‘irtica veya gericilik maskesi’ ni kullanarak İslamiyet’i ve Müslümanları itibarsızlaştırma ve giderek kendilerini deizme ve ateizme sürüklemek amacı taşımaktadır” şeklinde olmuştu.

İşin esasına bakılırsa, “İslam’ın artık hükmünü doldurduğu ve çağdışı –geçersiz - karanlık 1400 yılın geride kaldığı” na yönelik “irtica - gericilik” edebiyatı daha Atatürk zamanında ve ona atfen anlatılan şu iki “Atatürk fıkrası” sebebiyle de suya düşmüş, geçerliliğini tümden kaybetmişti.

Birincisi: Atatürk bir gün Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’ yle karşılaşınca ona sorar: “Muhterem hocam, Hz. Muhammed mi büyük, ben mi büyüğüm?” Başkanın cevabı: “Elbette ki, Hz. Muhammed büyük. 1400 yıldan beri hâlâ onun hükümleri, hüküm sürüyor. Senin hükümlerin belki de 70 yıl bile sürmeyecek.”

İkincisi: Atatürk bir gün sofrasındakilere sorar: “Dünyanın en büyük devlet adamı kimdir? Kimi, Büyük İskender, kimi Fatih Sultan Mehmet, kimi I. Napolyon , kimisi Otto von Bismark vb. ve kimisi de “Atatürk’e yaranmak” için denilerek, “Paşam sensin , sen!...” cevaplarını verirler. Atatürk, en sonunda kendi cevabı yapıştırır: “Efendiler, söylediklerinizin hiçbirisi doğru değildir. Dünya’nın en büyük devlet adamı Hz. Muhammed’dir. Baksanıza, onun koyduğu prensipler, 1400 yıldan beri milyonlarca insanın nezdinde hâlâ geçerliliğini koruyor, hükmünü sürdürüyor.”

Üçüncüsü: Bu da benim ayrı bir ilavemdir: New York’ da bir “resmi salon” da “Dünya’nın En Büyük 100 Devlet Adamı” levhası asılıdır. Bunun en başında Hz. Muhammet yer alır; dördüncü sırasında ise Osmanlı Padişahı Kanunu Sultan Süleyman’ın ismi vardır.

Acaba, “Ben en çok irticadan korkarım” diyen İsmet İnönü’nün bu gerçeklerden haberi var mıdır? Eğer yoksa, İslamiyet’i ve Müslümanları bilerek veya bilmeyerek “irticaya karşı olmak edebiyatı” adı altında bunları “itibarsızlaştırmak” a hizmet edebileceğinden bu söylemi şık olmamış, hayatta olsa idi, “bir protesto” yu hak edebileceği kanaatini uyandırmıştır.

BİR PROTESTOM VE TBMM’DE MİLLETİZDEN ÖZÜR DİLEMEYE YÖNELİK BİR ÇAĞRIM:

Söz, “irtica ve gericilik” ten açılmışken, “HDP – PKK bileşkesinden” denilen, HDP’nin İstanbul milletvekili Oya Ersoy’un , 4 Şubat 2022’de TBMM Kürsüsünden, Cumhuriyet İttifakı Ortakları AK Parti ve MHP sırlarına işaretle hitap ederek, televizyon kanallarında haber olarak yer aldığı üzere, “Sizlerin neden gerici olduğunuzu ispatlayayım mı? 500 yıl geride kalmış Osmanlı ve 1400 yıl geride kalmış geçersiz bir Ortaçağ zihniyetini temsil ettiğiniz için gericisiniz” demesi (5 Şubat’ta gazetelere yansıması ise, “Bugün karşı karşıya olduğumuz, yıkım, 500 yıl önceki Osmanlı yönetimini, 1500 yıl önceki dinî toplum ilişkilerini ve 2 500 yıl önceki Orta Asya masallarını yeniden kurma hayalidir” şeklinde olmuştu) , hele bunun, “Milletin iradesinin tecelli ettiği yer” denilen TBMM’de söylemesinin şık ve doğru olmaması üzerinde de durmak gerekecektir. Sevgili dostlarım Müslüman Kürt kardeşlerime sesleniyorum; tarihinizi, dininizi, inanç, iman ve ahkamlarınızı “itibarsızlaştırmak” a çalışan böyle bir milletvekili ve benzerlerine nasıl oy verebilirsiniz? Yoksa bu milletvekilinin dini “Kürtlerin Milli dini” denilen “Zerdüştlük müdür?” HDP –PKK tandanslı yayınevlerine bakınız, yayınladıkları kitapların neredeyse yarısı, Zerdüştlük’ ü, Avestası’ nı, Ahura – Mazda’yı öven kitaplardır. İslam’ı ve Müslümanlığı öven hiçbir kitap yok. Zaten, APO da din ile ilgili bir düzüne kitap yazıp “benim dinim Zerdüştlük” dememiş miydi? Acaba “Bağımsız PKK Kürt Devleti” kurulunca “resmi dini” olarak “Zerdüştlük’ ü mü? ” ilan edilecek ve Zerdüşt olmamakta direnin Kürt Müslümanları Mekke - Medine veya Ankara - İstanbul’a mı sürüleceklerdir? Zaten de bu “İslamsızlaştırmak” ı Müslüman Kürt entelektüellerinden Müfit Yüksel de “İslamsız Kürdistan Hayali ve Ortadoğu” (Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2015) isimli kitabında “Adı ne olursa olsun, bir kısım güçler, İslamiyet’i, Anadolu ve Mezopotamya’dan tümü ile söküp Arap Yarımadası’na kovmak ve oraya hapsetmek istiyor” görüşlerine yer vermesi boşu boşuna olmasa gerektir. Bu bir, “Dış algı operasyonlarından” olarak da tâ “Atlantik ötesi” ne uzanan “Ortadoğu’yu İslamsızlaştırmak” ın bir parçası olarak bir “Evangelizm Gizli Projesi” midir? Böyle olduğuna yönelik ülkemizde de birçok çeviri ve telif kitap yayınlanmıştır (konu ile ilgili olarak benim şu kitabıma da bakınız: Süleyman Kocabaş, Amerika –Batı-İsrail “Şer Ekseni” nde Hedef Ülke Türkiye, Vatan Yayanları, İstanbul, 2018, s. 12 – 480).

Batı ve Anglo –Sakson Hristiyan dünyası ve müttefiki olarak da Siyonist Yahudi yapılanması, İslam ve İslam dünyası birliğine en büyük darbeyi, daha erkenden, tarihte İran’ın Fars milliyetçiliği ile harmanlanan “Şia Farklılaşması” nı kullanmak suretiyle vururken, günümüzde ise, “Suudi Arabistan Selefiliği” yanında, “Seküler ya da Zerdüşttik Kürt farklılaştırılması projesi” yle de vurmaya çalışmaktadır.

Buradan TBMM Başkanı Mustafa Şentop’ a çağrım, talihsiz ve yalan, yanlış konuşmasından dolayı, HDP milletvekili Oya Ersoy’ u kürsüye yeniden davet ederek bir “özür dileme” koşuşması yaptırmasıdır. Aksi taktirde milletimiz, kendisine kendisinin kürsüsünden hareket eden, iftira atan bir milletvekilini kolay kolay affetmez…

Şimdi, yalnızca “irtica” konusunu açıklamalarım ve yorumlamalarından sonra, İnönü’ nün beylik, tarihi sözlerini sıralamaya devam edelim:

5- “ ‘Paşam, yeniden imam - hatip okulları, ilahiyat fakülteleri açıyorsunuz, okullara din dersleri koyuyorsunuz, buralarda tahsil yapanlardan ve bunları okuyanlardan rejim düşmanları şeriatçılar, cihatçılar yetişir’ diye itiraz ediyorsunuz. Hiç endişelenmeyiniz, ben bunların müfredatlarını öyle ayarlayacağım ki, korktuklarınızın hiç birisi olmayacaktır.”

6-“Amerikan gemileri bizi ne kadar yakın olurlarsa iyi olur, bundan memnuniyet duyarız.”

7- Prof. Dr. Nihat Erim’i Amerika’ya gönderirken ona söyledikleri: “ ‘Amerikalılar size, ‘Demokrasiye ne zaman geçeceksiniz?’ diye sorabilirler. Onlara, “yakında geçeceğiz’ müjdesini veriniz.”

8- İnönü’nün Celal Bayar’a Çankaya Köşkü’nde söyledikleri: “CHP’nin karşısında muhalefet partisini sen kuracaksın. Başkalarına güvenemem. Parti programını yayınlanmadan önce göreceğim. Memleketi, Amerika ve İngiltere’de olduğu gibi iki partili sisteme benzer nöbetleşe idare edip gideceğiz.”

9- “Sizi ben de kurtaramam.”

10- “Şartlar uygun olursa ihtilal olur.”

11-“Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de burada yerini alır.”

12- “Memleketimize Sovyet Rusya tehdidi olamasa bile ben, Amerika ile olan ilişkilerimizi en üst ve en ileri seviyeye çıkaracaktım.”

12-“ Amerika ile keşke çok yakın ilişkilere girmeseydim.”

13-“Büyük Devletlerle ilişkiye girmek, ayı ile yatağa girmek gibidir.”

14- “Türkiye’de Avrupa’daki gibi sosyal sınıflar (burjuva - zenginler ve proletarya-işçi sınıfları) yoktur. Partililer sınıfları vardır. Bir parti iktidara geldi mi, ülkenin bütün imkanlarını yandaşlarına peşkeş çeker. Muhalefet olmakla mağdur duruma düşen diğer bir partili sınıf ise, her ne pahasına olursa olsun, iktidardaki partili sınıfı yıkarak başa kendisi geçmek ister. Geçince, bu sefer de bütün imkanlar bu partili sınıf için seferber edilir. Bu kısır döngü hep böyle sürüp gider.”

15-“Bizde bir parti iktidara geldi mi, bir müddet sonra her şeyi berbat eder. Ordu gelir, işleri düzelterek, ülkeyi sivillere yeniden teslim eder. Fakat gelen de yeniden her şeyi bozar, ordu gelip yeniden düzeltir. Bu hep böyle devam edip gider.”

16- “Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasette ne büyük rakibi Türkiye İşçi Partisi’dir.”

17- “İrticanın başı Demirel’dir…. Demirel gitmelidir!...” (Türkiye’nin yönetimine 40 -50 yıllık ( 1960 – 2000) süreyle iktidarı- muhalefetiyle damgasını vurmuş devlet adamı Süleyman Demirel’ den de bir beylik ve tarihi söz: “Avrupa trenine bindik. Bu trenden inemeyiz”. Halihazır 22 yıllık (2002 – 2022) devlet adamımız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan da bir tarihi ve beylik söz: “Tercihimiz Avrupa’dır - ve Amerika’dır -; Avrupa Birliği’ne girmekten vazgeçmiş değiliz. Ama, Avrupa Birliği ‘çifte standart’ uygulayarak bizi almıyor, alınmayı geciktiriyor. 50 yıl süreyle (1963 – 2023) onun kapısında bekleyemeyiz.”)

18- “Ortanın Solu diye bir şey ortaya attık. Şimdi bunun zararlarını görüyoruz.”

20- “CHP aşırı sola kaydı; artık ona oy vermeyiniz.”

21- “Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmadıkça bu ülke kurtulmaz.”

Sonuç

İsmet İnönü, (ve cüzi olarak Demirel ve Erdoğan da) bu beylik sözleriyle, ülkemiz için iyi mi yapmış, kötü mü yapmış (tarihimizin 125 yıllık - 1900 – 2025- otokritiğinden olarak) bunların yorumlarının yapılmasını ve hangi sebeplerden dolayı söylediklerinin araştırılmasını siz okuyucularıma bırakıyorum. Allah nasip eder, zamanı gelirse biz de bunların açıklamaları ve yorumlarını ( yalnızca, “irtica” söyleminin açıklamasını yukarıda kısmen yaptığımız halde) sizlere bir dizi yazısı halinde yaparız. Selam ve dua ile… 5 Şubat 2022

Yorumlar