904 Defa Okundu

HUKUKİ bir terim bu.

Vücut dokunulmazlığı konusu çok önemli…

Bir hak.

Bir yaşam hakkı ve asla başkasının müdahale yetkisi yok.

Kişilik haklarının içerisinde yer alıyor.

Tıbbî zorunluluklar dışında ve kişinin müsaadesi olmadan dokunulamıyor.

Öyle de olmalıdır.

Ve bu çok doğru.

Buna karşı işlenen suçlar yasa ile düzenlenerek güvence altına alınmış durumda.

KİŞİ dokunulmazlığı es geçilemez.

Bedensel ve ruhsal bütünlük görmezlikten gelinemez.

Aynı şekilde mesken dokunulmazlığı da mühim.

Bunun dışındaki tüm davranışlar haneye tecavüz olarak değerlendirilir ve cezai müeyyideler söz konusu olur.

Tersine davranan cezasını çeker.

Ceremesini yüklenir.

İMAN DOKUNULMAZLIĞI hususu ne olacak peki?

İmanımıza dokunmayı bırakın onu tamamen çalanları ne yapacağız?

Zehirleyenleri nereye tıkacağız?

İman yerine bize şirki pazarlayıp buna iman muamelesi yaptıranları nereye süreceğiz?

Allah ile aramıza kendisini sıkıştıranları daha ne kadar başımızın üstünde taşıyacağız?

Şeytanın usta pazarlayıcıları olan bu hokkabazlara daha ne kadar müsamaha ile bakacağız?

Vücut dokunulmazlığı kadar bile bir öneme sahip değil mi bu?

En mühim imanî yaşam hakkımıza müdahale sayılmıyor mu muhatap kılındığımız durumlar?

KUR’AN DOKUNULMAZLIĞI meselesini görmezden mi geleceğiz?

Âyetleri kendi amaçlarına göre cımbızlayıp eğip bükerek anlatanlara daha ne kadar teşne olacağız?

Kur’an diyerek yapılan Kur’an dışı anlatımları ne vakit ayrıştıracağız?

Alakasız yorum ve tevillerle Allah’ın kitabının tanınmaz hâle getirilmesini yine sineye mi çekeceğiz?

Bedensel ve ruhsal bütünlük kadar bile buna önem vermeyecek miyiz?

Hayatî saymayacak mıyız?

Kendimizi “Kur’an’sızlık Cehennemine” mahkûm etmeye devam edecek miyiz?

Bunu bize reva görenleri hoş mu göreceğiz?

Vardır bir bildikleri mi diyeceğiz?

KUR’AN’A sahip çıkamazsak vücut dokunulmazlığımıza önem vermemiz bizi kurtaracak mı?

Fahr-i Kâinat Efendimizin mübarek örnekliğine, sünnet-i seniyyesine sahip çıkmadığımız vakit kişilik haklarımızı korumuş olacak mıyız?

Bizim bir mânevî kişiliğimiz yok mudur?

İslam vakarımız uçup gitti mi?

“Aziz Müslümanlar” cümlesi üzerimize oturacak mı bunları yapmadığımızda?

“Ey iman edenler” İlahî hitabının dışına savrulmuş olmayacak mıyız?

Şahsiyetimiz nerede kalacak?

İzzetli olmayı zillete tercih etmiş olmayacak mıyız?

“Ashab-ı Uhdud”dan utanmayacak mıyız?

İlim, hikmet ve mizanı indiren Rabbimize karşı yüzümüz yere düşmeyecek mi?

AKIL DOKUNULMAZLIĞIMIZ ne durumda peki?

Yüce Rabbimiz kitabında sürekli akla vurgu yaparak bizleri düşünmeye, akletmeye dâvet ederken ve bunu yapmayanların başına pislik ve belaların yağacağını bildirdiğini unutacak mıyız?

Tüm bunlara rağmen “Akılla olmaz” diyenlerin akıllarına göre mi yaşamaya devam edeceğiz?

KALP DOKUNULMAZLIĞI konusunu gündemimize ne zaman alacağız?

İman ve ikrarımızın mekânı olan kalbimizi yanlış sevgi ve yüceltmelerin merkezi hâline getirmeye devam mı edeceğiz?

His bütünlüğü konusu yokmuş gibi mi davranacağız?

Olumlu duygularımızı kökünden söküp atanlara sevimli bahçivanlar muamelesi mi çekeceğiz?

Tüm bunlara vücut dokunulmazlığı, bedensel ve ruhsal bütünlük kadar ehemmiyet vermeyecek miyiz hâlâ?

Eğer böyle yaparsak yine de mü’min kalabilecek miyiz?

Ehl-i tevhid sayılacak mıyız Hakk katında?

Dostlar, yârenler, canlar…

Mesele mühimden daha mühimdir.

Ehemmiyetten daha ehemmiyetlidir.

İmanına, Kur’an’ına, Resülüne, Nebisine sahip çıkamayan başka neye sahip çıkabilir ki?

Ya Selâm!

 

 

Yorumlar