584 Defa Okundu

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi demişti cihan imparatoru Kanunî. Her işin başı sağlık sözü de dillerden düşmez hiç, iyice yerleşmiştir kültürümüze. Ama ne hikmetse yıllardır virüslerle dans ediyoruz. Grip salgınlarının önün alınamıyordu mutasyon nedeniyle. Dünya virüs mutasyonlarına çözümü; çok yaygın ölüm olmadığı, günün birinde kitlesel kayıplara yol açağı hesabını yapmadığı için önemsemedi. Bilimi sağlıktan çok silahlanma için kullandı. Bazı devlet başkanları da yazık ki öldürücü olduğunu göre göre yine küçümsedi Koranavirüsü. Geç anladılar işin ciddiyetini. Görülüyor ki savaşlardan da her türlü doğal âfetlerden de tehlikeli bir felaketle karşı karşıyayız. Deprem uzmanları İstanbul depremi millî güvenlik sorunu diyorlardı ya ondan daha vahim bu. Milletimin her ferdine yalvarıyorum: Virüslerle dansı doğru yapalım artık lütfen!

Ne demek efendim düğün-dernek, taziye, asker uğurlama, eğlence… vesaire. Toplu halde olamayacağız işte!   Görünmez damlacık sıçratmamak için 2 metreden yakın birbirimizle maskeli de olsak konuşmayacağız. Markete, yolculuğa, işe güce giderken de burnumuzu da sıkıca kapatacak şekilde maske takacağız. Çok mu zor yani?

Bir ana, virüslü olduğunu bile bile kızımın düğününe kimse gelmez diye gizlemiş durumunu ve birçok kişiyi enfekte etmiş. Ey Nene Hatun torunu Türk anası! Yûsuf Sûresi 53. Ayet, Rabbimin rahmetiyle bağışladığının dışında nefis gerçekten kötülüğü emreder demiyor mu? Gelsinler de öldürücü virüsle dansa kalksınlar diye mi çağırdın yakınlarını düğüne? Riski bile bile nasıl teslim olursun nefsine, yazık-günah değil miydi eşine dostuna?  

Şölende, yuğda, toyda değiliz savaştayız savaşta! Uyanalım artık! Sağlık çalışanlarımızın yüzlercesi can kurtama yolunda can verdi kahramanca. Ne farkı var böylesi bir kahramanlığın vatan kurtarma savaşından. Çanakkale Destanı’nı oyunlaştırdım, o millî ruhu taşıyan atalarımı da araştırmayla iyi tanıdım. Atatürk, yarbayken söylediği halde çıkarmaya karşı kuvvetleri yanlış yere yığmıştı üstleri. Onun dediği yerden yapılmıştı çıkarma ama kimseyi suçlamadı, geri de çekilmedi. Emrindeki az sayıda askere “Size ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yanlış yerdeki kuvvetler yetişip vatanı kurtarabilir.”  Bu emre uydu da asker yazdık Çanakkale Destanı’nı. Süreç içinde Çanakkale’deki tüm kuvvetler asker kahramanın emrine verildi.

Şimdi koronavirüs salgınında Bilim Kurulunda olmalı Komuta. Bu mücadelede can veren sağlık personeli şehit, sağ kalan gazi sayılmalı. Özlük haklarında ayrıcalıklı iyileştirmeler yapılmalı, kamu vicdanı bunu gerektirir. Eşimin 18 yıllık kanserle mücadelesi sürecinde ölüm tehlikesi enfeksiyondu. Bu yüzden ailece virüslerden korunma mücadelesi verdik. Yine de yakalandığımız oldu. Niye? Korunma melekesi kazanmayı ancak belli bir süreçte başarabildi tüm aile fertlerimiz. Sözle, tarifle, propagandayla araba kullanma melekesi kazandırılabilir mi? Hâlâ eşim bizleri korunma konusunda uyarıyor. Kolay iş değil. Meleke kazanmak için sürücü kursu gibi belli bir süreç gerek. Bu bilimsel bir gerçek! Hocaların hocası hekimlerimiz bile boş bulunup virüse giriş kapısı bırak madılır mı?  

Çanakkale’de haklı çıkınca, cesaret ve dirayetini de gösterince bütün kuvvetler emrine verilmişti Atatürk’ün. İktidar da şimdiki bu korona savaşında komutayı salgın tecrübesi olan bir hocaya vermeli acilen. Mehmet Ceyhan Hoca, her akşam tv.lerde konuşuyor ama konuştuğuyla kalıyor. Olmaz böyle şey. Sağlık Bakanı Koca, Filyasyon Gücü yazımı kaleme aldırmıştı bana ama hayal kırıklığı yaşıyorum şimdi. Kaynağı bulup bataklık misali kurutma anlamlı bu terimin lafı kaldı yalnızca dillerde. Halkı kendi haline bırakıp yalnızca nasihat ederek bu savaşı kazanamayız. Başbakanlık Basın Müşavirliği yapmış bir yakınım koronadan hastanede. Antalya Büyük Şehir Belediye Başkanı da.Sürekli denetim mekanizmasını kurmak ve savaştaki komutanın emri  gibi kabulleneceğimiz talimatları başarıyla yürütmek zorundayız. Bu artık en önemli beka sorunumuz olmuştur.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Sağlık sorunu yaşamayanlar bu savaşa duyarlı değil. Şu anda 18 yıldır eşimi amansız derdinden de diğer aile fertlerimi de duyarlı tedavi ve yönlendirmeleriyle koruyan Meral Beksaç, Mehmet Ali Koç, Tansu Ulukavak Çiftçi, Utki Aydil, Mehmet Cindoruk, Ahmet Bektaş, Hakkı Doğru, Halil Başar, Ahmet Rıfat Şahin, İbrahim Özer, Hüseyin Demirci, Aytuğ Üner, Yüksel Ürün, Güle Aydın, Şaban Sarıkaya, Münci Yağcı, Kemal-Burcu Beksaç, Oğuz Şahin… gibi hekim dostlarımı ve çalışma arkadaşlarını düşünmek, duacıları olmaktan kendimi alamıyorum. Hepsine minnet ve teşekkürlerimi buradan tekrar ediyor, bütün sağlıkçılarımızı başüstü tutmaya davet ediyorum yetki sahiplerini. Kendi hakları için imza kampanyası başlatmışlar. Buna imza vermeyecek olabilir mi? Onları böyle bir çağrı yapma durumuna düşürmek reva mı, ayıp-günah değil mi?

Virüsle dans, sorumsuzca davete edilen düğün pistindekine benzemez. Bunun savaştaki yatma, kalkma, atlama, fırlama, zıplama, sürünme, ustaca gizlenme… misali özel figürleri var. Sağlıkçılar komutasında o figürleri sosyal yaşantılarımızda ustaca kullanabileceğimiz duruma gelmeliyiz.

Bu salgının destanını hekimlerimiz, hemşirelerimiz ve onlara yardımcı sağlık çalışmalarımız yazıyor. Her türlü sorundan, dertten, çileden uzak olmaları için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Herkes önce yatağa, sonra musallaya düşmeyecek mi? Başüstü tutulmaları hakları değil mi? Kurtlardan zor mutasyoncu virüslerle dansları. Tedavi edecekleri halkın virüsler gibi şartlara göre mutasyon geçirebilme yetenekleri yok çünkü.

Yorumlar