1512 Defa Okundu

Birden fark ediyorum. Bugünlere dair bir manşet atılsa, tam da o ayet olurdu. Evet, evet, o ayet, kederli ve endişeli günlerimizi haber veriyor. Maskelenmiş yüzlerimizin yüzleştiği gerçeğe işaret ediyor. Bireysel olarak değil, topluca yaşadığımız; yöresel olarak değil evrensel olarak tattığımız zaafımızı teşhis ediyor. “Ey insanlık ailesi…” diye hitap ediyor ayet. Maskelerin ardında birbirimize yabancı dururken, ellerimizi birbirimizden kaçırırken, kucaklaşmaktan uzak dururken, aramıza aldığımız o sessiz ama evrensel acizliği avuçlarımıza koyuyor. İyi de oluyor, en azından bana iyi geliyor: “Ne halde olduğunuzu biliyorum!” diyor âlemlerin Sahibi. “Ne halde olduğunuzu bildiğimi de bildiriyorum size…” diye teselli veriyor.

“Siz, ey insanlık ailesi, (İşte) size bir misal veriliyor; onu dinleyin şimdi: Allah'tan başka yalvardıklarınız, çare diye gördükleriniz, medet umduklarınız bir araya gelseler bir sineği var edemezler. Sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu ondan geri alamazlar; çünkü isteyen de zayıf, istenen de…”

Hep unuttuğumuz bir sineği hatırlatarak “isteyen zayıf; istenen de!” gerçeğini önümüze koyuyor Söz. Bir anda, içimde uyuyan tüm sancıları uyandıran bir bıçak sırtı oluyor bu haber. Anlamı kalbimde kuşlar gibi çırpınmaya başlıyor. İsteyen ve istenen hayatın temel akış aksını oluşturuyor. Talip ve matlup arasında çırpınıyor her şey her an. Bu cümleyi ‘sinek’ diye küçümsediğimiz corona virüsüne için de söyleyebileceğimiz ortada: “Virüs sizden bir şey kapacak olsa, ondan onu geri alamazsınız; isteyen insan da, kendisinden bir şey istenen virüs de aciz….”

Doğru ya, sürekli talip ve matlup arasındayız. İsteyenden istenene akıyoruz. Sürekli isteyeniz ve sürekli istenenlerin ardındayız. Nefes alıyoruz, vereceğimizi bilerek; nefes veriyoruz, alacağımızı umarak. Şimdi aldığımız nefes talip, bir sonraki nefesimiz matlup. Şimdi yaşadığımız an talip; bir sonraki an’ı istetiyor, sonraki an matlubumuz oluyor. ‘Bugün’den ‘yarın’ı talep ediyoruz. ‘Dün’den de ‘bugün’ü istemiştik. Bugün talip, yarın matlup. Dün isteyen, bugün istenen. İçinde bulunduğumuz mekân, gideceğimiz yeni mekânı istetiyor bize. “Burası” isteyen, “orası” istenen. Geri dönmek istiyoruz sonra; “orası” talip oluyor, “burası” matlup. İlk nefesimiz sayesinde istiyoruz son nefesimizi. Son nefesimize kadar, her nefeste isteyeniz, her yeni nefes de istenen oluyor. Hazır bulduğumuzu sandığımız varlığımızla yeniden var olmak istiyoruz. Fani ömrümüz talip, ebediyet ise matlubumuz. Nefesi isteyen biz de istediğimiz nefes de zayıf. Yarın’ı isteyen bugün de, bugün’ün istediği yarın da aciz! Birbirlerine eklenemiyor an’lar, mekânlar, nefesler. Her biri kendine bile yetmiyor ki, diğerine yetişsin, sonrakine el versin, öncekinden el istesin. An, bir defalığına, bir kere var edilen bize veriliyor. An’ı isteyen biz aciz, istenen an, bize eşlik etmekten aciz! Ayrık birer varlık olarak duruyoruz; birbirimize eklenmeden, birbirimize yaslanmadan. Sadece yan yana. Şimdilik!

Yorumlar