8832 Defa Okundu

İsim vermek âdetim değil ama yine de verelim.

Siyasette bir zamanlar “fetö’nün gözdesi” olan bir siyasetçi sosyal medyada açıklama yapmış.

Şöyle demiş: “Ancak darbe karşıtlığı yapacağım diye ölüm listeleri hazırlayan, insanların mahremiyetine dil uzatan, birilerini isim vererek tehdit eden, artık dengesi bozulmuş bir güruhu eleştiriyorum”.

Baştan söyleyeyim ki, imzasını “22. Dönem TBMM Başkanı” olarak “atan” ve bildirisinin son cümlelerini “Hiçbir kurum, hiçbir makam, hiçbir unvan bâki değildir” ibaresini (buna tafra da diyebilirsiniz)  ilave etmeyi ihmal etmeyen zat ile bu “zatın” tenkit ettiği “güruh” ile aynı tarafta değilim ve olamam.

Bendeniz sadece bunları seyrediyorum.

Ve memleketim için üzülmekteyim.

“Artık dengesi bozulmuş bir güruhu eleştiriyorum” diyor “22 Dönemi TBMM Başkanlığı yapmış” olan zat.

Yani kendisi “22 dönemi TBMM başkanı” olduğu dönemde “o güruhun” dengesi bozuk değilmiş (!).

Denge unsuru Bülent Bey oluyor (!)

Yani Bülent Bey “o güruha ait partiden biraz uzak” olunca “denge bozulmuş” oluyor (!)

Metinden böyle anlam çıkmıyor mu?

Ve şu anda Bülent Bey “o dengesi bozuk güruhun” lideri olan zatın “tensibiyle” Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulunda.

Burada bir tuhaflık yok mu?

Bülent Bey’in “eleştirisinde”  haklı yönleri var.  Mesela bir tv kanalında bir Bayanı kast ederek “Darbe karşıtlığı yapacağım diye ölüm listeleri hazırlayan” diyor. Burada haklıdır Bülent Bey.

Hepimiz darbelere karşı olmalıyız.  “Hepimiz” derken meşru yollardan iktidara gelmeyi makul addedenleri kast ediyorum. Milletin temel değerleriyle bir türlü barışamayıp, millete rağmen millete  adına hareket eden, 20. Asır pozitivistlerini kast etmiyorum.

Fakat Bülent Bey, Bayanı tenkit ederken; O Bayanın  “Birkaç komşum” ifadesiyle firari Fetöcüleri kast etmiş olması Bülent Bey’i rahatsız etmiş olabilir mi?

Bülent Bey’in “iktidarda” olduğu dönemde fetö ile “içli-dışlı” olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bildiğimiz kadarıyla Bülent Bey “Bakan” olduğu dönemlerde  “göz yaşlarıyla ve huşu içinde” iştirak ettiği Türkçe olimpiyatların sazlı-sözlü gümbürtüleri unutulmuş değil.

12 Eylül darbecilerinin “ihtimamla” koruduğu, 28 Şubat darbecilerinin ülke içinde ve dışında servis ettiği ve nihayet 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile millete silah çekecek hale getirilen  Fetö’nün öne çıkan özelliği neydi?

Dinlerarası diyalog değil mi?

Konumuz bu değil ama sadece şu soruyu tevcih etmekle iktifa edeceğim. Millet olarak güvenmek istediğimiz ve devletimizin bünyesinde yer alan Diyanet teşkilatı bünyesinde “Dinlerarası diyalog” ofisi var mı yok mu?

Var mıydı yok muydu?

Bu ofis daha sonra isim değiştirerek mevcudiyetini devam ettiriyor mu?

Sadece merak ediyorum ve sorumu tevcih ediyorum, o kadar.

Tekrar dönüyorum Bülent Bey’in “bildirisine”.

Bülent Bey yayınladığı yazısının 1. Paragrafında “Bu üslup, bu dil, bu tutum en başta demokrasiye, dini inançlarımıza, ülkemize ve nihayetinde partimize zarar verir” diyor.

O Bayanın darbe karşıtlığı mülahazasıyla sarf ettiği ifadelerin elbette savunulur bir tarafı yoktur ve olamaz/olmamalıdır. 

Bu hususta Bülent Bey haklı.

Fakat bu cümledeki  “partimize” ifadesi tezat üstüne tezat oluşturuyor.

Tezat şöyle:

Bu cümlenin  bir öncesinde  “artık dengesi bozulmuş bir güruhu eleştiriyorum” diyor.

“Artık dengesi bozulmuş olan o  güruh” sizin ile aynı siyasi partiyi destekleyenler olmuyor mu, Bülent Bey?

Veya sizi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kuruluna “tensip” eden/edenlerin ait olduğu siyasi parti değil mi?

Bülend Bey’in camilerde koronavirüs sebebiyle okunmakta salatü selamlarla ilgili tespitine iştirak ediyorum. Bundan dolayı “ezandan rahatsız olan biri olarak” gösterilmesini isabetli bulmayanlardanım.

Ama Bülent Bey’in Türkçe olimpiyatlardaki kızlı-erkekli “kucak kucağa” damızlık gençlerimizi seyrederken “huşu içinde ve göz yaşlarıyla olan halini unutamıyorum.

“Bu insanların beni anlamalarını beklemiyorum” diyor Bülent Bey,

Haklısınız, Bülent Bey haklısınız.

“Bu insanların” sizi anlamalarını beklemeniz gerekmiyor zaten.

Bunu ben de “anladım”.

Fakat şunu anlamadım:

Diyorsunuz ki, “Bu kampanyayı yapanların ve sözcülük edenlerin: Bir gün ülke, millet din ya da dava diye bir dertleri olmadığı acı bir şekilde anlaşılacaktır”.

Bu cümleyi “anlaşılmıştır” şeklinde tamamlasaydınız daha şık olurdu Bülent Bey.

Bir taraftan “beni anlamalarını beklemiyorum” diyorsunuz diğer taraftan “anlaşılmayı” beklemek biraz tuhaf olmuyor mu?

Bir de cümlede “dava” kelimesi geçiyor.

Ne demek bu “dava”?

Ümit ederim “İslam davası” değildir bu sözünü ettiğiniz “dava”?

Siz bir avukatsınız ve müşterilerinizden ücreti mukabilinde almış olduğunuz bir “dava” olmalı bu.

Yüce İslam davası, her hangi bir siyasi teşekkülün hudutlarına sığmaz.

Herkes ve her türlü teşekkül İslam davasına omuz vermeye çalışabilir. İslam davasına ve sevgili peygamberimizin emanetini gönülden gönüle, nesilden nesile  intikal ettiren kişi/kuruluşlar karşılıklarını Cenab-ı Hak’tan alırlar.

Hiç kimse ve hiçbir kuruluş süfli maksatlarına “kaldıraç” olarak İslam davasını kullanamaz/kullanmamalıdır.

 

Yorumlar