24 °c

Vatandaşa F-35’i anlatmak

Amerika’nın Türkiye’ye F-35’leri verip vermeyeceği konuşuluyor…

Bence bu haberden çok daha önemli haber var…

Yeni mezun öğretmenlerin kendi alan testlerinde başarısız olmaları…

Bu öğretmenler fen, fizik, kimya, matematik gibi temel bilimlerdeki gençlerimiz.

Bir öğretmen 50 sorudan ortalama 10’unu doğru yapabiliyor.

Eğitimde gelinen nokta açısından son derece vahim değil mi?

Peki mimarlarımıza, mühendislerimize baksak aynı vahim tablo orada yok mudur? Doktorlarımıza baksak, ya da diğer mesleklere…

Ve de mesleği olmayan insanlara…

Burada sorumlu sadece devlet midir?

Hükümetler midir? Eğitim sistemi midir? Öğretmenler midir? Medya mıdır?

Bu sorunun temelinde var olan gerçek şudur:

“Sorumsuzluk”

Gerçek sorun budur… Ve bu hemen her alanda iliklerimize kadar işlemiş bir hastalıktır.

Hepimizde olan bir hastalık:

“Günü kurtarmak”,

“Karizmayı çizdirmemek”,

Düşünmek, üretmek, Okumak, çevresiyle ilgilenmek, sosyal sorumluluk, yok…

Vatandaşa cahil diyoruz…

Da…

Çuvaldızı vatandaşa batırmadan önce iğneyi bir kendimize batırmayı deniyor muyuz?

Bir ekmeğe 15 kuruş zam yapılması vatandaşın bütçesini alt üst ediyorsa

Bir süte 26 kuruş zam yapılması süt ürünlerine de yansıyor ve vatandaşın bütçesini alt üst edebiliyorsa…

Toplum olarak biz bu vatandaştan ne bekleyebiliriz?

Bırakın senede bir tatil yapmayı; ayda bir kitap almasını, sinemaya veya tiyatroya gitmesini bekleyebilir miyiz?

Bu durumdaki bir vatandaş gazete alıp okumayı düşünebilir mi?

Bu vatandaşın sağlıklı beslenme diye bir imkânı olabilir mi?

Toplumda bu durumda olan vatandaşımızın oranı ne kadardır?

Hiç bu konuda bir sosyal araştırma yapıldı mı, yapılıyor mu? Yapılacak mı?

Derdi “aç karnını doyurmak” olan ve bunda bile zorlanan bir insanın eğitime, sanata ve kültüre ayıracak zamanı da olamaz, imkânı da olamaz.

Bir kere bu gerçeği bilelim…

Sonra da Televizyonu, basını, medyası ülkedeki makro olayları haber olarak sunarken, sayıları belli olan sanat ve şöhret dünyasının isimlerini ekrana taşırken toplumun içinde bulunduğu bu sosyal dokuyla niçin hiç ilgilenmemektedir bunu kendi kendimize bir soralım.

Siyasetin derdi de bu olmuş mudur şimdiye kadar?

Vatandaşa iş aş ekmek vaadinde bulunulmuştur… Ama vatandaşın “okuyan, öğrenen, sosyal hayatta var olabilen bir imkâna kavuşması için girişimde bulunulmuş mudur?

Aç karnını doyurmaktan öte hayatta bir “etkinlik” yapmaya yönelebilen okuyan, düşünen, fikir üreten; bir toplum oluşturulmaya çalışılıyor mu?

Sayın Cumhurbaşkanının “Millet kıraathaneleri” fikrini kek diyerek basite indirgemek isteyen İnce hinliği bir yana bırakın…

Bu proje esasında bu kadar çok önemli bir projedir…  Yine bu anlamda Yunus Emre Kültür Merkezlerinin ve Türkiye Maarif Vakfının kurulması başlı başına bir hayırlı projelerdendir.

Bu hayırlı projelerin devamı makro projelerden mikro projelere indirgenmelidir.

Yani vatandaşı sosyal hayata karıştıracak, sosyal hayatta “birey” olarak yer alacak, sosyal imkânlar için projeler geliştirilmelidir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken vatandaşa belediyenin sosyal tesislerini açması bu açıdan önemlidir.

Şimdi de emeklilere bayramlarda verilen ikramiye projesi çok önemlidir.

Daha ikinci ikramiye vakti gelmeden, ekonominin canlanmasına ümit olmuştur.

Devlet imkânları makro projelere sunulurken, mikro proje olarak vatandaşın “aç karnını doyurma” telaşından kurtulup sosyal hayatta var olabilmesine imkân sağlayacak projelere göre de dengelenmelidir.

Ülkemiz, süte zam gelince, ekmeğe zam gelince hayatı alt üst olan, bütçesi zorlanan vatandaşların ülkesi olmaktan hızla yükseklere taşınmalıdır.

Haydi yılda bir tatili başka bir bahara bırakalım; ayda bir kitap almaya, ailecek bir sinemaya gidebilmeye para ayırabilecek refah seviyelerine bari çıkartılmalıdır.

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.