1672 Defa Okundu

Platon, “İnsan dünyalığı sağladı mı üstün değerlerle uğraşmalı” der. Sonrasında ise dünyalığı sağlamasa bile uğraşması gerektiğine vurgu yapar. İnsan belki üstün değerlere ulaşmak zorunda değildir ama üstün değerlerle uğraşmak zorundadır. İnsan, niyetini ortaya koymak zorunda olandır.   

Kindî ise “Hakikatin değerini takdir etmekten ve nereden gelirse gelsin ister uzak ırklardan ister bizden farklı uluslardan, hakikati elde etmekten utanmamalıyız… Hakikat hiç kimseyi yerinden etmez; aksine herkesi yüceltir” der. Yani aramak gerek, bulunca da alma cesaretini göstermek.       

Üniversitede okurken Hz. İbrahim’de sorgulayıcı düşünce ile ilgili olan bir çalışmamı incelemesi için hocama göndermiştim. Hoca çalışmayı inceledikten sonra “Niçin Tevrat’tan da alıntı yapmadın?” deyince çok yadırgamıştım. Tevrat’tan alıntı yapmanın anlamı üzerine epey bir süre düşünmüştüm.

İslam’ın hoşgörüsü ilahi dinlerin genel adı olmasından gelir. Biz tarih boyunca hiçbir zaman Tevrat ve İncil veya başka dini kitap yakmadık. Tabi onları iman edilecek metin gibi de görmedik. Dini, bilimsel ve felsefi çalışmalar ve karşılaştırmalar için başvurduğumuz ise ayrı bir gerçek.

Geçenlerde Dimitri Gutas’ın “Yunanca Düşünce Arapça Kültür” isimli kitabını okuyunca Müslümanların çok uzun bir süre dünya kültür mirasının koruyucuları olduğunu net bir şekilde gördüm. Bu eserlerde korkulacak bir şey olsa neden korudular? Neden Aristoteles okudular? 

Demek ki kutsal sayılan metinler konusunda haklı da olarak bir miktar çekinme söz konusu iken bilimsel ve felsefi eserlerde tam tersi bir durum vardır. Bu eserler aranmış, bulunmuş, çevirileri yapılmış, tartışılmış, açıklanmış ve en sonunda da bu eserlerden daha nitelikli çalışmalar yapılmıştır.

Çeviri hareketi esnasında Abbasiler eski İran, Hint ve Yunan kültürüne ait önemli eserleri çevirmiş ve incelemişlerdi. Hristiyanlar bilim ve felsefe ile ilgili eserleri kapalı kapılar arkasında tutarken Müslümanlar bu eserlerin orijinal bir nüshasına ulaşmak için binlerce kilometre yol yürüyorlardı.

Dimitri Gutas o dönemde çeviri faaliyetinin çok önemli olduğunu ve bir çevirmenin aylık maaşının 24.500 dolara kadar çıkabildiğini söylüyor. TL’ye çevirme işini ise ben yapayım: Bu para yaklaşık 200.000 TL yapar. Bu kadar yüksek bedeller bize miras kalan bu medeniyet için değil miydi?     

Şimdi Türkiye’deki çoğu sivil toplum kuruluşu neden 20 yıl önce söylediklerinin tersini söylüyor? Kalıcı değerlere dayanmadan kurulan kurumlar elbette ki kalıcı olmaz. Bu kurumlar ancak düşünce tarihi ile sağlıklı bir bağlantı içine girip amaçlarını netleştirdiklerinde etkili olabilirler.

Üstün değerleri nasıl yakalarız? Öncelikle sistematik okuma ve sorgulamalar yaparak. Son 10 yılın yazarlarını okuyanlar en çok 10 yıl sonrasını tahmin edebilir. Son 100 yılın eserlerini okuyanlar ise 100 yıl sonrasını. Yola elimizdeki kitabın yazıldığı tarihten çıkabiliriz.

Bana “Bize konuşan değil iş yapan insanlar gerekli” diyen herkese: “Bize öncelikle iş yapan değil, gerçekten çok yönlü, derinlemesine düşünen ve sorgulayan insanlar gerekli” diyorum. Önemli olmasa Kuran neden yüzlerce ayette bizi düşünmeye, sorgulamaya ve aklımızı kullanmaya çağırsın.

Kuran’da hiçbir ayette diğer medeniyet ve kültürlerden bilim, sanat ve felsefe almayın demez. Temel dini esasları açıklar ve insanların bu esaslara iman etmelerini ister. İşlerine yarayacak diğer şeyleri de akıllarını kullanarak doğadan ve diğer topluluklardan almalarını…

Yorumlar