488 Defa Okundu

Yeryüzünde ceberrut ve vahşi bir savaş anlamsız bir şekilde sürüp gidiyor. Kavramlar savaşı, anlamlar savaşı, medeniyetler savaşı, ekmek savaşı, insan olmanın, güzel olmanın, var olmanın savaşı, susuz, aç, biilaç ve çıplak kalmamanın savaşı, bir onur ve izzet savaşı, işgalden kurtulmanın, yeryüzünü temizlemenin, haksızlıkları ortadan kaldırmanın, kulluk bilinciyle birlikte yaşamanın savaşı. Ama bütün bu savaşların en temelinde aslında anlam savaşı vardır. Hayatın anlamı, insanın anlamı, dinin anlamı, dünyanın anlamı nedir? Bütün bunlar nasıl düzenlenmelidir. Yeryüzünde kimin dediği olmalıdır?

İnsanın görevi bütün bu anlamsızlıkları, anlaşmazlıkları ortadan kaldırıp hayatı gerçek anlamıyla buluşturmak olmalıdır. İşte bu amaçla yapılan eylem sanattır. Buna sanatlı yaşamak denir. Sanatlı konuşmak, sanatlı oturup kalkmak denir. İşte bu yüzden sanatın ve edebiyatın önemi büyüktür. Sanatın gerçek görevi vahyin ışığıyla kalpleri ve karanlıkları aydınlatmaktır. Üzerimize düşen cahiliye devrinin gölgelerini vahyin ışığıyla kaldırıp dünyayı aydınlatmaktır. Hayatı berraklaştırmak, düşünceyi arı duru hale getirip vahye uygun kılmaktır. Çünkü yaşam, git gide onursuz ve korkusuz bir düzleme kayan insanlığa onur ve anlam kazandırmak, insanı yeniden şerefli kılma savaşı olmalıdır.

Yaşam insanın kendi gizil güçlerini ortaya çıkarmasıyla anlam kazanır. İnsan kendi gerçeklerini yaşayarak varlık âleminde yer edinebilir. Var olan zenginliğimizi bir tarafa bırakıp ondan habersizce hep başkalarını, dışımızda olan birilerini öne çıkarmak, oldum olası onları putlaştırmakla eş anlamlı saydım. Başka bir kimsenin yaptıklarının ve başarılarının arkasına gizlenerek kendi içindeki gizil güçleri, saklı cevherleri, yetenekleri görmeyerek, onları körelterek insanın varabileceği bir yer yok.  Mutluluk peşinde koşmakta olan inkârcıların, secüler anlayış ve tüm ideoloji mensuplarının ve günü bilirlik yaşayarak zevk ü sefa peşinde gidenlerin aslında elde edebilecekleri fazla bir şeyleri yoktur. Çünkü içlerindeki en büyük cevher olan iman etmek, itaat etmek ve gerçek bir sevgi ile bağlanmak gerçeğinden fersah fersah uzaklaşmışlardır.            

Üzerlerine sahte bir gölge düşmüş, kendi gerçeklerinden ayrılmış kimseler silik bir kimlik ve pısırık bir şahsiyet sahibi olurlar. Her insan kendi üretkenlik tezgâhını kurmalıdır. Gerçek mutluluk ancak bu tezgâhta üretim başladığı zaman elde edilir. Böyle olduğu zaman insan gerçek anlamda özgürleşir. Kendini ortaya koyabilir. Sanatçı kimse de bu tezgâhı kurabilen kimse demektir.   

Bireyin özgürlüğü her şeyden önce gelir. Özgür olmayan birey Rabbini tanıma, Ona ibadet etme şansından da mahrum kalabilir. Özgürlük ekmekten ve sudan daha önemli olan hayat memat meselesidir. Sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlardan daha önemlidir. İslam her şeyden önce insanın özgürlüğünü önceleyerek köleliği ortadan kaldırmıştır. Özgürlük düşüncesini insan, kendi gerçeklerini fark ederek, kendi üretkenliğini ortaya koyarak elde edebilir. Bu da başka insanların, başka kültürlerin gölgesinden, başka güçlerin etkileme alanından çıkıp kendi gerçeklerini yaşadığı zaman mümkün olur. Özgürlüğü var eden şey içimizdedir.

Doğuştan kazandığımız içimizdeki gerçekler; inanmak, itaat etmek, yüce olan varlığı karşılıksız sevmek, zor anlarda sığınılacak bir dost sahibi olmak, hatalarını affedecek, gizleyecek, tehlikelerden koruyacak bir yaratıcıya iman etmek gibi gerçekleri yaşadığımız zaman gerçek anlamda özgürleşmiş, özümüz gürleşmiş olur. Başkasının gölgesi ve kölesi olmaktan kurtulabiliriz. Yoksa insan normalde istemeyeceği şeylerin, tutkuların, yanlışların, saplantıların, alışkanlıkların esiri olmayı kendisi istemiş olur. Bu anlamda özgürlük kulluk bilinciyle eş anlamlıdır.

Günümüz insanı, bir fikir adamına, bir düşünceye bağlanınca kendi yetenek ve faaliyet gücünü kaybediyor. Kendisi bir şeyler ortaya koymakla yükümlü iken sorumluluğunu unutup gözünde büyüttüğü ve karizmalaştırdığı kişi karşısında küçülüyor. Yapılması gereken şey bir ideolojiye bağlanıp onu izlemek kendi düşüncesini dondurmak değil kendi de üreterek yaratıcısı karşısındaki konumunu düzeltmesidir. İzlenmesi ve takip edilmesi gereken şey Rabbinin gönderdiği kutsal söylemdir. Bu anlamda var olan sorunların çözümüne katkıda bulunmaktır. Kendimiz bir şeyler ortaya koyabiliyor muyuz? Erdem olan budur. Esas olan ve güzel olan şey, kulluk bilinciyle hareket ederek kendi öz irademize sahip olmaktır. Ancak o zaman uydu olmaktan çıkıp kendimiz olabiliriz. Üstümüze düşen başka insanların gölgesinden kurtulup hakikatin aydınlığına kavuşabiliriz.

Kimleri tanırsak tanıyalım, kimlerle eş ve arkadaş olursak olalım hiçbir anlamı, hiçbir ifadesi yoktur. Önemli olan kendi gerçeklerimizi tanımaktır. İçimizdeki saklı hisleri, yitik güçleri, iman cevherini tanımaktır. Fikir üretemiyorsak, emeğimiz, harcımız, gayretimiz yoksa bu bahçede bir ağaç olamazsak da, en azından bir çiçek olabiliriz. Belki de bir gülün dalında diken olabiliriz.     

Verdiğimiz mücadele, harcadığımız emek Rabbimizin buyruğuna uygun olduğu zaman, hayatın, sanatın, edebiyatın bir önemi olur, sanatın ölçüsü ve sınırları burada başlar. Sanat ve edebiyat vahyin kuşatıcılığında örgütlemek, insani ve İslami bir duyarlılık içinde olmalıdır. Şiir var olmanın kavgasında verilen emektir. Düşünceyi geliştirmenin ve yaygınlaştırmanın adıdır. Hayatın, kendi gerçeklerimizin farkına varmayı ve verimlilik gücünü kazanmayı bir erdem olarak öğretir. Bazen de isyan kültürünü geliştirir. Yaratılış amacından sapıp başka amaçlar peşinden koşan bir kimse sanatçı olamaz. Vahyin ışığında fikir sahibi olmayı, servet sahibi olmaktan daha çok önemsemedikçe insanın sanata ulaşması mümkün değil. İşte bu da gerçek anlamda özgür olmakla olur. Üstümüze düşen cahiliye döneminin gölgesinden kurtulup aydınlığa ulaşabilmek başlı başına bir sanattır.       

Kendimizi karizmatik saydığımız bazı kimselerin, popüler fikirlerin gölgesinden kurtarıp vahyin ışığı ile kafamızın içindeki buzulları eritip özgür bir düşünce erdemine varmalıyız. Gerçek sevgi ve özgür düşünce için kafa yormak ve olaylara eleştirel bir biçimde yaklaşmak zorundayız. Yoksa ne kendi gerçeklerimizi yaşayabiliriz ne de hayatın anlamını kavrayabiliriz.

Okumak ve düşünmek insanlığın en güzel erdemi değil mi. Aşkı şehvetten üstün kılma savaşı en büyük savaş değil mi?

 

 

                                                                                      

Yorumlar