348 Defa Okundu

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ilkeleri konusunda gerçeğe aykırı açıklamalar yapılmaktadır. Materyalist inanca sahip ve faşist düşünce anlayışından gelen bazı kişiler, insanların aklı ile adeta alay ederek kendi çürük fikirlerini halkımıza dayatmak istemektedirler. 

Eğer gerçekten “kurucu ilkeler” adı altında Cumhuriyetimizin temellerine sahip çıkmak isteyenler var ise bu yazımı dikkatli bir şekilde okumaları gereklidir. Sahtekârlık ve uydurma söylemler ile hakikat değişmez ve değiştirilemez.

Cumhuriyetimizin temelleri Ankara’daki Büyük Millet Meclisinde atılmıştır. Bu meclis ise çoğunluğunu Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının temsil ettiği milletvekillerinden meydana geliyordu. 23 Nisan 1920 tarihinde bir Cuma günü Kur’an ve hadis hatimleri ile birlikte dualarla açılan bu meclisin en önemli özelliği dini değerlere olan bağlılıktı.

Meclis Başkanı ve Temsil Heyeti üyelerinin bütün açıklamalarında “İstanbul’da esir tutulan Halife’nin kurtulması” öncelikli olarak yer alıyordu. Milli Mücadelenin dayandığı temel ilke olan “Misak-ı Milli” en önemli kurucu ilkelerimizin başındaydı.

Misak-ı Milli, son Osmanlı Meclisinde kabul edilmiş ve Mondros Mütarekesi imzalandığında belirtilen sınırlar esas olmak üzere mücadele edileceği karara bağlanmıştı.

Kurucu değerlerimizin diğer önemli bir parçası da Osmanlı meclisinden alınan  “Kanuni Esasi” yani anayasa idi. Bütün bu gerçekler hala muhafaza edilen evraklar ile resmi ve gayri resmi tarih kitaplarında yerini almıştır.

Bu inkâr edilemez deliller ortada iken bazı kişilerin çıkıp CHP’nin altı ilkesini “kurucu değerler” olarak halkımıza benimsetmeye çalışması akıl almaz bir cüret ve saygısızlıktır. Bu dayatma akıl sahibi hiçbir insan tarafından kabul edilemez.

1980 darbecileri, özellikle 1960 faşist Anayasasında mevcut askeri vesayet maddelerini tekrarlayarak daha da ağır bir şekilde ortaya koymuştu. Maksat özgürlükleri boğmak idi. Olur ki halk gerçekten yönetimde söz sahibi olur endişesi ile ne kadar faşist ve baskıcı maddeler var ise hepsi bulup buluşturulup 1982 anayasasına dâhil etmişlerdir.

Ne kadar düzeltme yapılırsa yapılsın mevcut anayasanın bir partinin yani CHP’nin altı ilkesini esas alması özgürlüğü ve insanlığın temel değerlerini öne almış kişiler tarafından kabul edilemez. Sonuçta askeri bir darbe sonucunda alternatifi olmadan dayatılmış ve zorla kabul ettirilmiştir.

CHP’nin altı ilkesinin nasıl dayatıldığını ve uygulamada ne tür sonuçlar meydana getirdiğini bir sonraki yazıma bırakmak istiyorum. Çünkü makale sınırlarını çok fazla aşacaktır. Buna karşılık gerçek kurucu değerlerimizin neler olduğu üzerinde biraz daha durmak gerekiyor.

Üzülerek söylemek gerekirse bütün kurucu değerlerimiz ayaklar altına alınmış bunun yerine bir partinin ilke ve değerleri, milletimize rağmen zorla dayatılmıştır. Dayatmak ne kelime! Zorla halkımızın kafasına çakılmıştır!

İşte Halife, Türkiye’den kovulmuş Misak-ı Milli sınırları Lozan’da delik deşik edilmiş kurucu anayasamızın ikinci maddesi olan “Türkiye Cumhuriyetinin dini İslam’dır” maddesi, 1928 yılında ortadan kaldırılmıştı.

Milli Mücadelenin gerçek kahramanları çeşitli entrikalarla ya öldürülmüş ya da ülke dışına çıkmak zorunda kalmıştı. Meclis’in içinde öldürülerek şehit edilen generalimiz dahi vardı. Çünkü CHP yöneticileri muhalif bütün partileri kapatıyor yöneticilerini de “ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” sözleri ile tehdit ediyordu.

Nitekim Büyük Millet Meclisinin en önemli fırkaları olan İkinci Gurup, Türkiye Komünist Partisi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka gibi bütün partiler bir bahane ile tasfiye edilmişti. Yöneticileri ise “Sürgün edilen 150’likler” listesinde olduğu gibi yurt dışına çıkmaya zorlanmıştı. Ülkede kalan muhalif yöneticilerin ise peşine hafiyeler takılıp evden dışarı çıkmasına dahi müsaade edilmemiştir.

Çeşitli aralıklar ile yapılan milletvekili ve yerel seçimler ise tamamen CHP yöneticilerinin uygun gördüğü kişiler arasından yapılıyordu. Zaten tek partinin iktidarda olduğu ve muhalif partilerin ortadan kaldırıldığı bu seçimlerin demokratik usullere göre yapıldığını kimse iddia etmemektedir.

Son olarak milletimize “kurucu değerler” olarak yutturulan ve 1982 anayasasında da yer alan bazı maddelere değinerek yazımıza nihayet verelim.

Evet, darbeci Evren’in dayattığı 1982 Anayasa’sı halk tarafından büyük oranda kabul edilmiştir. Zira halkımız darbecilerden bir an önce kurtulup serbest siyasetin yapılacağı bir döneme geçmek istiyordu. Zaten bu anayasanın alternatifi de yoktu. “Kırk katır mı, kırk satır mı” hesabı, mecburen halkımız kabul etti ve darbe sıkıyönetiminden kurtularak normal siyasi rejime kavuşmuş oldu.

Daha ilk seçimde darbecilerin adayı Emekli General Turgut Sunalp, onca desteğe rağmen büyük bir yenilgiye uğradı ve siyasi hayatımızdan darbecilerle beraber hep birlikte defolup gitti. Rahmetli Özal bunlara haddini bildirerek tankla, topla, sopayla devletin idare edilemeyeceğini gösterdi. Geriye milletimize çektirmiş olduğu acılar ve bir de bu faşist askeri vesayet anayasası kaldı.

Mevcut anayasa, Aldıkaçtı denilen faşistlere yağcılık yapan bir profesörün yazdığı faşist bir metindir, eni boyu... Millet bunu kabul etmeyip de ne yapacaktı? Netekim Paşa’nın zevzekçe konuşmalarına daha ne kadar tahammül edecekti? Halkımız, “defolup gitsinler” diye bu faşist metinlerle dolu anayasaya “evet” deyip darbecilerden biran önce kurtulma yolunu seçmıştır.

Bu öyle bir anayasa ki Cumhurbaşkanı’na faşist devletlerde dahi olmayan olağanüstü yetkiler vermişti.  Yetmedi, karın ağrısına çarelerden futbol maçları kurallarına kadar her şeyi anayasaya doldurmuşlardı. Fakat bir 4. Madde vardı ki (halen de var ve devam ediyor) evlere şenlikti. Bu madde der ki; Anayasa’nın ilk 3 maddesi değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Haşa! Kur’an ayetlerine benzetmeye çalışmışlar.

Eğer gerçekten “kurucu ilkeler” adı altında Cumhuriyetimizin temellerine sahip çıkmak istiyor isek, amenna… Bu konuda ben de herkesten daha istekli bir insanım. Zira Cumhuriyetimiz kurulduğunda nasıl ki şanlı ecdadımın yazdığı “kanuni esasi” esas alınmış ve milletimiz bu anayasa ile Yunan’ı mağlup etmişti. İşte Anayasamızın ikinci maddesi olan “Türkiye Cumhuriyetinin dini İslam’dır” maddesi tekrar konulsun, vesselam…

Yorumlar