13 °c

Türkiye’nin Çin vizyonu

  
 


Çin’in başkenti Pekin’de "Kuşak ve Yol Uluslararası İşbirliği Forumu" gerçekleştirildi.

 29 ülke lideri katıldı.

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu toplantıda yer aldı.

 Çin Devlet Başkanı Şi ülkesinin bu projeler için 79 milyar mali destek sözü verdi.

 130 ülke ve 70 uluslararası kuruluştan 500 delege izledi bu forumu.

 Söz konusu projenin tarih boyu genel ismi İpek Yolu idi…

 Geçen yazımızda Türkiye’nin Boğaz köprüleri, Marmaray ve yeni hava limanlarıyla ipek yolunun Anadolu ayağını tamamladığını ve içeride de yaptığı yönetsel güncellemelerle iktidarda muktedir oluşunu sağladığını belirtmiştik.

 Ve dünyanın da yeni bir dünyaya dönüştürülmek istendiğine dikkat çekmiştik…

 Bu yazımızda da uzun ve orta vadede Çin’in yenidünya düzenine bakışını özetlemeye çalışacağız…

 Dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi Çin'in yaklaşık dört bin yıl geriye uzanan kültürel bir geçmişi var.

 Günümüz medeniyetinin temel taşlarını oluşturan kâğıt barut, pusula ve matbaacılık gibi pek çok buluşun kökenleri Çin'e dayanıyor.

 Komünist yönetimin etkisiyle bir süre ekonomik açıdan duraklama yaşayan ülke son yıllarda dünyanın en önemli ekonomik güçlerinden biri haline gelmeye başladı.

 Nüfusu bir buçuk milyar 400 milyonu bulan Orta Asya’nın bu en kalabalık ülkesinde her yıl nüfus bir Kazakistan kadar artış gösteriyor.

 Öte yandan dünyanın bir en eski medeniyetlerinden birine sahip olan Çin, komünist devrimden sonraki otuz yıllık dönemde ciddi anlamda geri kalmış ve bir tarım toplumundan yarı sanayileşmiş bir ülkeye dönüşmüştü.

 Bugün pek çok Singapur ve Malezya şirket fabrikaları Çin’dedir. Ve Çin, dünyanın en büyük hammadde ithalatçısıdır. Yaptığı ihracatta 55,8 milyar dolara ulaşarak rekor kıran ABD, dış ticaret açığının 14,2 milyar doları (yani % 25,4’ü) tek başına Çin ile yaptığı ticaretten kaynaklanmaktadır.

 Çin 20. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren dışa açılma politikası izlemiş ve ortalama % 10 üzerinde bir kalkınma hızı sağlamıştır.

 Büyüme hızı son üç yılda % 7’ler civarına düşse bile bu iyi bir ivmedir.

 Bu kalkınma sayesinde büyük bir dış ticaret hacmi elde etmiştir.

 Çin yeni dış ticaret ve kalkınma projesiyle Orta Asya’daki ülkelerin gözlerini kamaştırmakla kalmamış, Dünya ülkelerinin de dikkatlerini üzerine çekmeyi başarmıştır.

 Çin’in ekonomik büyümesi için “Çin’in yükselişi” yanlış bir ifadedir, “Çin’in Yeniden doğuşu” demek daha doğru olacaktır.

 Şu anda küresel grafiği yükselen iki ülkeden bir tanedir Çin. Çin’in belirtilen kalkınma stratejisinin en temel dayanağı yabancı sermayedir.

 Hangi ülkeden geldiğine kime ait olduğuna bakmadan yabancı sermaye kabul etmekte ve desteklemektedir.

 Yabancı sermayenin Çin’e yatırımının en önemli nedenlerinden biri, Çin’in yaşayan nüfus bakından Dünyanın en fazla nüfusuna sahip ülkesi olduğu için çok büyük bir Pazar olduğudur.

 İkincisi, gerek düşük maliyetler gerekse emeğe dayanan sermayelerdeki düşük ücretler, yabancı sermaye için yüksek kar elde etme imkânı sunmaktadır.

 Ürünleri daha düşük fiyata mal ettiği için daha fazla kar elde etmek sermaye için önemli bir cazibedir.

 Çin’de yabancı sermayeyi desteklemek için pek çok özel ekonomik bölgeler kurulmuş ve bu bölgelerle ülkeye ileri teknoloji ve knowhow girişi sağlanmıştır.

 “Dünya ticaretinin kalbi olarak bilinen Hollanda’nın Rotterdam limanı, 40 yıldan daha uzun bir süredir dünyanın en büyük limanı olma özelliğini 21. Yüzyılın başından itibaren Şanghay’a kaptırmış durumdadır.

 Bu hızlı gelişim trendi şu ana kadar dünyanın en büyük 500 şirketinin 300’den fazlasının Şanghay’da yatırım yapmasını sağlamıştır.

 Yine 100’den fazla çokuluslu şirket, Asya-Pasifik merkezlerini Şanghay’a taşımış durumdadır.

 Bunlar arasında General Motors, General Electric, Motorola, Citigroup, Hong Kong and Şanghai Banking Cooperation (HSBC), Goodyear, Michelin ve Basf gibi dünyanın ilk 500’e giren şirketlerini görmek mümkündür.

 Çin pazarını kazanmak için birbirleriyle yarışan Avrupa ülkelerinin rekabetini çıkarları doğrultusunda kullanmayı iyi bilen Pekin yönetimi, ABD'ye karşı denge oluşturabilmek için AB ile olan ilişkilerini geliştirmektedir.

 Ve Çin Dünya ekonomisine entegre olma çerçevesinde DTÖ’ ye üye olarak korumacılık karşıtı bir iktisat politikasını zorlayan bir örgüte, korumacılıktan elde ettiği kazanımların etkisiyle yüksek kalkınma hızına erişen bir devlet olarak girmeyi de başarmıştır.

 Son olarak Çin, ekonomisindeki pek çok sektörü yabancı yatırımcıya açmak suretiyle, bu sektörlerdeki devlet şirketlerini yarışmacılığa hazırlamak, rekabete zorlamak ve bu şirketleri uluslar arası ekonomik sistemin güvenilir bir halkası haline getirmeyi amaçlamıştır.

 Yeni Dünya düzenine geçmek isteyenler işte Çin’in bu jeopolitiğini görerek hareket etmek mecburiyetindedir.

 Türkiye’nin de bölgedeki mücadelede tarih boyu en önemli stratejisinden biri denklemi iyi görüp iyi kurmasıdır.

 İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan yılların tecrübesiyle bu denklemi çok iyi görüp çok iyi kurgulamış olarak ABD’den önce Çin görüşmesini gerçekleştirmiştir.

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.