1272 Defa Okundu

Türkiye’nin Cezayir’le ilişkileri 1516 yılında Barbaros kardeşlerin Cezayir’e gidişiyle başladı. 2016 yılı iki ülke arasındaki ilişkilerin 500. yılına tekabül etti. Bu doğrultuda yapılan bu faaliyetler zinciri ile iki ülke halkları, ortak değerlerinin farkındalığını tekrardan sağlandı. Türkiye’nin 2005’ten beri sürdürdüğü Afrika politikalarına uygun olarak Türkiye-Cezayir ilişkileri her geçen gün daha da canlanmaktadır. Böylece iki ülke arasında karşılıklı ziyaretlerde artış kaydedildi. 2006 yılında “Dostluk ve İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Türkiye, Cezayir tarafından İspanya, İtalya ve Portekiz’le birlikte “stratejik ortak” olarak değerlendirilmektedir. 

Barbaros Hayrettin Paşa’dan Oruç Reis’e Osmanlı Kaptanı Deryaları’nın Akdeniz’deki o efsanevi mücadelelerinden dolayı, batılılar 400 yıl Kuzey Afrika topraklarına giremedi. Endülüs’ün düşüşünden sonra Osmanlı Akdeniz’de İspanyol ve Portekiz işgal güçlerine göz açtırmadı. Osmanlı’nın Kaptanı Deryaları, Barbaros ve Oruç kardeşler, Turgut ve Uluç Ali reisler, Sinan Paşa ve Hasa Ağa gibi onlarca isim, engin deryalarda Akdeniz’in dalgalarına karşı göğüslerini siper etti. Osmanlı donanması, Kuzey Afrika’da yeni Endülüsler yaşanmasın diye Akdeniz’de haçlı donanmalarına karşı yüzyıllarca mücadele etti. Osmanlı, binlerce askerini Akdeniz’in bağrına şehid verdi. 

1830’da Fransa’nın Cezayir işgalinden sonra Anadolu’dan bağrından birçok genç işgale karşı mücadele için Cezayir’e gitti. “Arap Ülkelerinin Yakın Tarihi” yazarı Borisoviç Lutskiy’e göre 30 bin Türk genci Fransızlara karşı Cezayir’de direnirken şehid oldu. Osmanlı döneminde birçok Anadolu Türküleri’nde Cezayir’e savaş için gidenler için ağıtlar yakılmıştı. “Cezayir Türküleri” olarak bilinen bu şarkıların birinde, Cezayir’e savaşa davet edilen gençlere şöyle seslenilir:

“Bir yanımız sık ormanlık biçilmez

Bir yanımız Akdeniz geçilmez

Mevlam kanat vermeyince uçulmaz

Kalk gidelim kömür gözlüm Cezayir’e.” 

Cezayir’e savaş için gidip de orada şehid olan gençler için de çok türkülerimiz vardır. Cezayir’de şehid düşen Mehmed’in nişanlısı dağlara düşmüş ve bu ağıtı söylemiştir:

“Elden gittiğine mi yanam, ağlayım

Nice koç yiğitleri aldın fidan çağında

Dostu, düşmanı güldürdün, kara bağlayım

Cezayir, Cezayir… biz ne ettik sana…

Cümle alem senin peşinde…

Kahpe Cezayir, duman vardır başında…” 

Cezayir direnişinin sembol isimleri Emir Abdülkadir Cezairi ve Abdülhamid bin Badis Cezayir’in olduğu gibi Türkiye’nin milli kahramanları arasında sayılırlar. Osmanlı’nın son dönemlerinde ülke dört bir yandan kuşatılmışken dahi Cezayir’in direnişçilerine maddi ve manevi destek verilmiştir. Cezayirliler de Türkiye’nin Milli Mücadelesi’ne destek vermiş ve Fransızlara karşı Anadolu cephesinde bizzat savaşmışlardır. Türk savunma sanayisinin kurucusu olarak kabul edilen Nuri Killigil, 1940’larda İstanbul’da kurduğu fabrikada top, havan, uçaksavar mermi ve tapalarını üretmiş ve bunları Cezayir ve Filistin direnişçileri dahil olmak üzere bağımsızlıkları için mücadele eden birçok Müslüman halka göndermiştir. Türkiye 1951’de NATO üyesi olmadan önce Nuri Paşa’nın fabrikası bir sabotaj ile havaya uçuruldu, Nuri Paşa ve birçok çalışanı hayatını kaybetti. 

NATO üyeliği sonrası bazı Türk hükümetleri Fransa’nın tarafını tuttu. Ancak o dönemde dahi Türkiye Cezayirli direnişçileri silah göndermeyi ihmal etmedi. 1958 yılında Libya Kralı İdris Senusi ve Libya Başbakanı Mustafa bin Halim Cezayirli direnişçiler adına dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan silah desteği talebinde bulunurlar. Türkiye Libya’nın talebine cevap verir ancak silahların resmi olarak Libya’ya gönderileceğini ve Libya hükümetinin de üzerindeki rakamları değiştirip Cezayirli direnişçilere verilmesi kararlaştırılır. Böylece bir gemi silah Libya’ya gönderilir. Mustafa bin Halim bu olayı anılarında anlatmaktadır. 

1997 yılında hayatını kaybeden Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin kurucusu Alparslan Türkeş de 90 yılların ortalarında bir televizyon programında kendisi ile yapılan röportajda, Türk ordusunda Binbaşı iken Cezayir’e “İstiklal Savaşı” için silahları bizzat kendisinin gönderdiğini itiraf eder. Türkeş, o röportajda şunları söyler: “Bakın Cezayir'e biz Cezayirlilerin İstiklal Harbi esnasında silah yolladık ama kimse bilmiyor. Cezayirliler de bilmiyor maalesef. O silahları ben gönderdim. 20 bin tüfek, 200 top Libya üzerinden gönderildi. O zamana kadar Türk Hükümetleri Fransa'nın tarafını tutuyordu. BM'de de Cezayir aleyhine Fransa'nın lehinde oy kullanılıyordu. İlk defa bunu biz değiştirdik. Fransız Büyükelçisi-Fransa Hükümeti bize tabi birçok müracaatlar yaptı. Ve "NATO'da müttefikiz, bu müttefikliğe aykırı düşüyor" şeklinde itirazda bulundular ama biz kabul etmedik. Dedik ki "NATO'da yine müttefikiz fakat Cezayir bizim vatanımızın bir parçasıydı. Siz bizden orayı istila ederek aldınız, orada yaşayan insanlar da bizim kardeşlerimizdir. Hem din kardeşimizdir hem de kan itibariyle de onlarla kan bağımız vardır. Ve bunlar nihayet esaretten kurtulmak istiyorlar. Bağımsız olmak istiyorlar. Ki bu her milletin hakkıdır.”

Yorumlar