6384 Defa Okundu

Yazının başlığı size garip ve anlamsız gelebilir ancak yaşadıklarımı tam anlatan cümle bu maalesef. Bir önceki yazımda yazdığım yazı sonrası yaşadığım durumu tam da bu cümle anlatır ancak.

Bu yazıdan önce yazdığım ’’Bu haber müjdeli mi, sevinmeye değer mi? ’’ başlıklı  yazı sonrası sosyal medya üzerinden maruz kaldığım saldırıyı izah etmekte zorlanıyorum doğrusu.

Yazdığım yazılardan dolayı ilk defa saldırıya uğramadım, özellikle FETÖ teröristleri tarafından çokça saldırıya uğrayan biriyim. Ama ilk defa yazdığım şeyi savunduğu halde bana hunharca hakaret edenleri gördüm. Üstelik bunca hakaretin ana gerekçesi yazının kendi düşüncelerine aykırı olmamasıydı.

Ve hayatımda ilk defa yazdığım bir yazıdan dolayı yazımı tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldım.

Okuyanlar biliyorlardır “Bu haber müjdeli mi, sevinmeye değer mi?” başlıklı yazımda “müjdeli haber” polemiğine malzeme olan Karadeniz'de bulunan doğal gaz rezervi haberinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanmasını kaleme almıştım. 

Yazı ‘’ Peki bu haber bir müjdeli haber mi? Bu habere sevinmek gerekir mi?

Öncelikle şu anda hemen ekonomiye ve hayatımıza yansımayacak olsa da verilen haber Türkiye'nin enerji kaynağı açısından önemli bir çalışma ve uzun vadede Türkiye ekonomisi açısından güzel haber. Her ne kadar bulunan doğal gaz rezervinin ne kadarı, ne kadar sürede, neye mal edilerek toplumun kullanımına sunulacağı henüz belli olmasa da. 

Ekonomik verilerin pandemi ile birlikte sürekli kötüye gittiği bir ortamda ve bu kadar müjdeli haber ihtiyaç hissettiğimiz şu günlerde böyle bir haberi müjde saymamak ve sevinmemek haksızlık olur.

Gelin bu güzel ve müjdeli haberi heba etmeyelim. 

Bu çalışmada emeği geçen herkese teşekkür ederek, bu müjdeli haberin ülkemize hayırlı olmasını temenni edelim.’’ satırları ile son buluyor.

Bu yazıdan dolayı bana küfür edenler bu haberi müjdeli haber olarak görmediğim ve sevmediğim için bana hakaret ettiler. Bu haberin müjdeli olduğunu ve sevinmem gerektiğini yazarak.

İlk defa böyle birşeyle karşılaştım. İnsan ne söyleyeceğini bilemiyor. Ortada bir yanlışlık var. Ya insanlar yazıyı okumadan direkt küfrediyor ya da okuduklarının tam tersini anlıyorlar. Neresinden bakarsanız bakın izaha muhtaç bir hal bu.

Yapabilecek bir şey yoktu, elimden gelen tek şey mecburen yorumlara Türkçe yazdığım yazıyı Türkçeye tercüme eder gibi izahat yazarak, yazıyı yeniden okumalarını istemek oldu.

Bu yazı sonrası yaşadığım bu izaha muhtaç durum bana şunu gösterdi, kamplara ayrılmış toplum bir nefret dili sarmalı içinde kendinden olmadığını düşündüğü herkese en acımasız hakaretleri kolayca sıralayabiliyor. 

Kamplara ayrılmış, bindirilmiş kıtalar misali tetikte bekleyen bu insanlar önlerine kim gelirse gelsin gözlerini karartıp bu nefret dilini kusuyorlar. Bir şeyleri anlamaları, bir şeyleri bilmeleri ya da bir şeyleri araştırmaları gerekmiyor. Kendi kamplarından biri bir yanlış anlama sonucu olsa bile birini hedef gösterdiğinde, hiçbir sorgu sual etmeden ağır bir nefret dili ile direk saldırıyorlar.

Ayrıca tutun ki aynı fikirde de olmayabilirler, okudukları yazıyı, ana fikrini beğenmeyebilirler. Bu konuda kendi eleştirilerini söylemek, kendi düşüncelerini dile getirmek yerine neden nefret diline sarılıyorlar? 

Neden hakaret etmeyi eleştiri veya yorum olarak görüp nefret dilini kusmayı seçiyorlar?

Bu nefret dili sarmalında kamplaşmış, bindirilmiş kıta gibi tetikte bekleyen bu insanların kiminle ne derdi var anlamak mümkün değil. 

Üstelik sadece bu konuda ve sadece bu fikre sahip olanlar değil, bu taraftakilerin tam tersini düşünenlerde de durum aynı. 

Siyasi parti bayrakları altında kamplara ayrılmış insanlar kendilerinden olmayanı nefret dili ile linç etmeyi, bir başarı, bir kahramanlık gibi görüyor. Adeta nefret dili üzerinde kurulmuş aidiyeti yaşıyor gibiler. Neyi, kim için, neden böyle temsil ediyorlar. Bu nefret dili ile yapılan temsiliyet temsil edilen düşünceye ne fayda, ne de saygınlık kazandırıyor.

Sözüm ona savundukları düşünceyi bu nefret dili ile nasıl yücelteceklerini düşünüyorlar? Gerçekten izaha muhtaç bir durum.

Neden bu hale getiriliyor insanlar anlamak mümkün değil ama üzülerek söylemeliyim ki bu kamplarda bindirilmiş kıtalar gibi insanları dizayn edenler bilmeli ki, sokaklara taşan şiddeti beslemekten başka bir şey yapmıyorlar. 

Her gün onlarca şiddet olayının sokaklara taşmasına tesadüf demek mümkün mü? Çok basit şeylerden dolayı bile bunca şiddet olayının yaşanması, tahammülsüzlüğün, hoşgörüsüzlüğün başına almış gitmiş olması tesadüf mü? Sosyal medya üzerinde yaşanan linç girişimleri kendiliğinden oluyor demek mümkün mü?

Belki bu nefret diline cevap vermek için bugün Türkçeden Türkçeye tercüme yapmak yeterli gelebilir ama eğer bu nefret dilini körüklemeye devam ederlerse belki yarın Türkçe de yetersiz kalacak bu nefret diline karşı.

İşte o zaman her şey için geç kalmış olacağız…

Yorumlar