536 Defa Okundu

Sözlükte ‘genç, yiğit, cömert‘ anlamına gelen, Arapça fetâ kelimesinden türeyen ve başlangıçta tasavvufi bir mahiyet taşımayan fütüvvet, 13. yüzyıldan itibaren içtimaî, iktisadî ve siyasî bir yapılanmaya dönüşmüştür. “Fütüvvetin fedakârlık ve başkalarını kendi nefsine tercih etme gibi bazı düşünceleri Nişabur (Horasan) tasavvuf ekolüne geniş ölçüde sirayet etmiş ve orada fütüvvet, tasavvufi bir mahiyet kazanmış, böylece daha önce toplumsal hayatta bir ideal iken bu defa ruhani hayatta da bir ideal hâline gelmiştir. Aslında fütüvvetle tasavvufu birbirinden net çizgilerle ayırt etmek pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü ilk dönemlerde sûfî, aynı zamanda bir fetâdır. Bundan dolayı sûfîler, fetâyı ‘sûfî‘, fütüvveti de ‘tasavvuf‘ olarak tarif etmekte bir sakınca görmemişlerdir.

 Büyük sûfîlerin tariflerine göre fütüvvet; kendini değil, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi halkı/ümmetini düşünmektir.İnsanların dertleriyle dertlenmek, kendisi için istediğini, fazlasıyla başkaları için de istemek, kusur ve ayıpları örtmek, nefse düşman olmak, fakirden nefret duymamak, zengine hâlini arz etmemek, eline geçen ile elinden çıkanı bir görmek, kimseye düşman olmamak, kimseden mürüvvet ve ihsan beklememek fakat herkese karşı mürüvvet ve ihsan sahibi olmak, iki âlemden de geçmektir. Fütüvvet ehli ile ilgili bir fütüvvetnâme yer alan şu vasıflar hiç kuşkusuz tasavvufla fütüvvet arasındaki benzerliği apaçık ortaya koymaktadır: “Fakr, onların kerametidir, taâtullâh ise halavetleri; Hubbullâh onların lezzetleri, takva azıklarıdır. (Seyr) ilallâh onların haceti, (seyr) maallâh ticaretleri, (seyr) alellâh itimatlarıdır. Onlar Allah ile dostluk kurar, O’na tevekkül ederler. Açlık onların yemekleri, zühd meyveleridir. Güzel ahlak elbiseleri, üstünlükten feragat etmek hilyeleridir. Sehavet onların mesleği, iyi geçim sohbetleridir. İlim destekleri, sabır yolları, hidayet binekleri, Kur’an konuşmaları, şükür ziynetleridir. Onlar zikre düşkün, Büyük sûfîlerin tariflerine göre fütüvvet; kendini değil, Hz. Muhammed (s.a.v) gibi halkı/ümmetini düşünmek, insanların dertleriyle dertlenmek, kendisi için istediğini, fazlasıyla başkaları için de istemek, kusur ve ayıpları örtmek, nefse düşman olmak, fakirden nefret duymamak, zengine hâlini arz etmemek, eline geçen ile elinden çıkanı bir görmek, kimseye düşman olmamak, kimseden mürüvvet ve ihsan beklememek fakat herkese karşı mürüvvet ve ihsan sahibi olmak, iki âlemden de geçmektir. Onlar zikre düşkündürler. Rızâ onların sevincidir. Kanaat malları, ibadet ise kazançlarıdır. Şeytan düşmanları, dünya çöplükleridir. Hayâ onların gömlekleri, havf ise seciyeleridir. Gündüz, ibret aldıkları, gece fikre daldıkları zamandır. Hikmet mükâfatlarıdır. Hakk bekçileri. Hayat onların bir konaklık mesafeleri, ölüm varacakları yer, kabir sığınakları, Firdevs meskenleridir. Âlemlerin Rabbine bakmaları, onların huzurda duruşlarıdır.

Fütüvvet hareketi zamanla iki kola ayrılmıştır. Kollardan biri ‘Seyfi’ adını alarak Hz. Ali’ye bağlanmış, diğeri ise ‘Kavli’ adını alarak Hz. Ebu Bekir’e bağlanmıştır (Tekeli, 2011, 141). Daha sonra bir de ‘Şurbî’ kolundan bahsedilmiştir. ‘Seyfî’ler, daha çok askerî birliklerin ve sefer zamanı sefere çıkan birliklerin bağlı olduğu kol olarak; ‘Kavlî’ler meslek ehli, zanaat sahibi esnafın bağlı olduğu kol olarak; ‘Şurbî’ler ise ihtiyaç maddesi satışı yapan esnafın bağlı olduğu kol olarak nitelendirilmiştir. İşte Türk irfan ve tasavvufu bunlarla beslenerek kendine özgü bize has bir irfan ocağı olarak tütmüş kurum olarak 15.yy kadar ahilik olarak kendini göstermiş, devlete tarih sahnesinden çekilene kadar hizmet etmiştir. Günümüzdeki esnaf ve dernekler daha bu fütüvvet ahlakını yücelten Türk irfani değerlerine erişememiştir.

 Oysaki biz kurduk, model olduk, şimdi ise bu fütüvvet ahlakından eser yok. Kendi öz modelimizi bırak başka değerlere ram ol. Bu millet asla başkasının biçtiği rollere uymaz. İlle de horasan fütüvveti ille de Ahmed Yesevi ve Türk töresi bize gereken budur. Kalın sağlıcakla.

 

Yorumlar