11632 Defa Okundu

Muhterem Dostlar,

Bu günlerde korona afet ve imtihanının ciddi bir tırmanışa geçtiği hepimizin malumu.

Anadolumuzun pek çok yerinden üzücü haberler alıyoruz. Şimdiye kadar duymadığımız şekilde, çevremizde ve tanıdığımız dostların koranaya yakalandığı, bazılarının veya yakınlarının da koronadan hayatını kaybettiği haberlerini aldığımızı üzülerek ifade edelim.

Allah hastalarımıza şifalar versin, vefat edenlere rahmet etsin, yakınlarına da sabır ve ecir ihsan etsin.

BU NEDENLE;

1-Hiç kimse, bir zaruret olmadan, evinden ve bahçesinden bir yere çıkmasın. Çok zorunlu haller dışında başkasını ziyarete gitmesin. Sıradan misafirliklerden kesinlikle uzak duralım.

Bu konuda keyfini oynamak isteyen, bizi zoraki ziyarete gelmek isteyen ya da çat kapı yapan terbiyesizlere de asla müsade etmeyelim!

2-Evlerinize kesinlikle ziyaretçi almayınız.
Şehirden köye, keyfi olarak, çoluk-çocuk kalabalıkla özellikle ihtiyar ve yaşlıların yanına gitmeyiniz.

Sadece, yaşlıların veya hastaların bir ihtiyacını görmek durumunda olan yetişkinler, kalabalık olmadan, musafaha etmeden, kucaklaşmadan, büyüklerin elini de öpmeden mesafeli olarak açık alanda ziyaret etmeli!

Bu hususta lütfen duygusallığımızı aydın günlere tehir edelim.

3-Herkes, el, yüz, göz, burun, ev, eşya ve araba temizliğine çok dikkat etsin! Eller sıkça yıkansın. Eller yüz, göz ve buruna temas ettirilmesin.

4-Bu aşamada mümkün mertebe, herkes kendi arabasına binsin. Aile fertleri dışında başkalarıyla birlikte arabaya binilmesin.

5-Sokağa çıkarken kesinlikle maskeli olunuz. Toplu taşıma araçlarına mümkün mertebe binmeyin. Binmek zorunda kalırsanız, kalabalığa girmeyin, mesafe ve hijyen kurallarına çok dikkat ediniz.

6-Düğüne derneğe, toplantıya ve sokakta cenaze namazı dışında, coronadan ölen cenaze evlerine gitmeyiniz.

Zira, korana cenazelerinin işlemleri, resmi kurumlarca yürütülmektedir. Allah o görevlilerden ve amirlerinden razı olsun.

Hatta, cenaze namazına gelen cenaze yakınları dahi ciddi risk olabilir. Esasen koronadan vefat edenlerin yakınları karantinaya alınmaktadırlar.

7-Şehirden köye veya işten evine gelenler, yahut halkla bir şekilde teması olanlar, eve girmeden önce boş bir mekanda iş elbiselerini çıkarıp, ellerini iyice yıkadıktan sonra, temiz bir elbise giyerek evlerine girsinler ki, ev halkı, yaşlı, çocuk ve hastalar, muhtemel bulaştan uzak tutulmuş olsun!

8-Bu şartlar altında herkes düğününü, az sayıda yakın akrabasıyla yapmalıdır. Bu şartlar altındaki bir düğün için, resmi kayıt, dini nikah ve çevreye ilan yeterli görülmeli, hiç bir şekilde kalabalığa/topluluğa meydan verilmemelidir.

Evlenen gençler ve anne babalar, bu konuda sabır ve metanet içinde olmak zorundadırlar. Aksi halde çok sevdiğiniz insanları felakete götürebilirsiniz.

Önemli olan düğündeki geçici fantazi ve eğlentiler değil, evlendikten sonraki karşılıklı anlayış ve geçim içerisinde İslam ailesi kurabilmektir.

9-Düğün kalabalıklarından kaçınılmazsa, gelin ve damadı dahi felakete sürükleyebilirsiniz.

Böyle tehlikeli durumda erkek için sünnet olan velime/düğün yemeğinin dahi iptal edilmesinde bir beis yoktur. Hele kalabalık düğün yemeği asla!

O yüzden, gelmedi gitmedi diye de dost ve akrabalar, birbirlerine gönül koymamalılardır.

Esasen bu şartlarda düğüne davet etmeleri bile uygun değildir. Haber verip dua istemek en doğrusudur. Düğünden haberdar olan dostlar da gönlünden kopan hediyesini bir şekilde gönderebilirler.

10-Şunu da ifade edelim ki, düğünde verilen hediye, Allah rızası için bir yardımdır. Bundan karşılık beklemek, caiz olmadığı gibi, ayıp ve görgüsüzlüktür de!

Bu yüzden, başkasına götürdüğü hediyeye karşılık bekleyen kimse, baştan hediye vermemelidir.

Bunun yanında, karşılıklı hediyeleşme bir sünnet olduğuna göre, imkanı olan kimse için de hediyeye karşılık vermek, bir alicenaplık ve sünnete uyan bir davranıştır.

11-Tedbirsizlikten dolayı bir kimse, birinin hastalığına veya ölümüne sebep olursa, bu İslam fıkhındaki tesebbüben öldürmeye girer.

Buna göre ölüme sebep olan kişi, karşı tarafa (sulh olmamışlarsa) dinen hem diyet ödemek zorunda, hem de her halükarda iki ay katil keffareti orucu tutmak zorundadır. Bu iş bu kadar veballi ve ciddidir. Ne var ki burada sebeb olan fail de çoğu kere anlaşılamıyacaktır.

12-Bulaşıcı hastalığa karşı tedbirler, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin emridir. Sahih hadisi şeriflerde, bulaşıcı hastalık zuhur ettiğinde kimsenin, bulunduğu yerden ayrılmaması emredilmiştir. (Buhari, Tıb, 30; Hıyel, 13; Müslim, Selam, 92-94, 98, 100; Ahmed, 3/353; vd,).

Konu ile ilgili Hz Aişe (r.anha)’den rivayet edilen bir hadis-i şerife Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“=Tâun hastalığı/bulaşıcı hastalık, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kimse, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde kalır ve Allah ne takdir etmişse, başına ancak onun geleceğine inanırsa, (taundan öldüğü takdirde) kendisine şehit sevabına denk sevap verilir.” (Buhari, Enbiya, 54; Kader, 15; Tıb, 31; Müslim, Selam, 92-95; Ahmed, 6/64, 154, 252).

Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre, tedbirin yanında, sabır, karantina, iman da gerekmektedir ki, bu hastalıktan öldüğünde kendisine şehit sevabı verilsin! 

Rabbimizin bizi koruması için, onun emir ve yasaklarına riayetle, günahlardan tövbe ve dua da işin olmazsa olmazıdır.

ÖZETLE;

Biz Müslümanız elhamdülillah!
Hayat da ölüm de bizim için.
Ancak, bizim ibadetimizle birlikte hayatımız ve ölümümüz, Allah içindir.

Yeryüzünde Allah’ın izin ve iradesi olmadan hiç bir şey meydana gelmez.
Bize düşen tedbirli olmaktır.
Takdir ise, Rabbimiz’e aittir.

Herşeye rağmen başımıza musibet geldiğinde, sabretmek ve sevabını Allah’tan beklemek, bizim kulluk vazifemizdir. Müslüman’a başka bir hal yakışmaz.

Mevla cümlemizi, beladan, kazadan, her türlü afet ve hastalıklardan korusun. Amin!

Yorumlar