1816 Defa Okundu

YAZ arasından sonra tekrar cem olmuş muhabbete oturmuştuk.

Herkes birbirini o kadar özlemişti ki, bir bayram havası esiyordu âdeta. Kucaklaşmalar, hal hatır sormalar, nükteler…

Bir kere daha anlamıştık ki, tüm eksiklerimizi muhabbet ile tamam ederken, muhabbetin noksanlığını hiçbir şeyle gideremiyorduk.

Usta bu coşkun hâlin sükûn bulmasından sonra ses verdi.

“Çocuklar tezkire üzerinde konuşalım bugün.”

Çoğumuzun ama özellikle beylerin ilk aklına gelen “Tezkere” olmuştu.

Hele de yaşı biraz kemâle doğru ilerleyenlerin hatırına babalarından hatta dedelerinden duyduğu uzun süreli askerlik sonrasında tezkerenin gelmesini nasıl bekledikleriyle ilgili anlattıkları üşüştü.

Bir kişi ”Şu yaz tatili bitsin ve biz tezkeremizi alıp sohbete gelelim diye düşündük” dedi.

Aradığı bunlar değildi.

Edebiyatla yakından ilgilenen birkaç arkadaş bu konu üzerinden meseleyi vuzuha kavuşturmak istedik.

Söylediklerimiz şunlardı özetle: Eskiden belirli bir meslekte kendini yetiştirmiş olan kişilerin hayat hikâyelerinin anlatıldığı eserlere denir. İlk defa İran edebiyatında ortaya çıktı. Bir nevi şiir antolojisi de denebilecek bu çalışmalar Türk edebiyatında Ali Şir Nevaî’ye dayanır. Arap kültüründe bu eserler “Tabakat” adını alır.

Konuya katkı sunmak isteyen bir başka arkadaş “Tezkiretü’l-evliya” kitaplarını örnek gösterdi. Bir başkası yine şairlerden örnek sundu.

Bir diğeri “Küçük mektup, pusula, izin belgesi, aynı şehirdeki resmi kurumların birbirine ilettikleri özet bilgi, yazışmalardır” dedi.

Esasen bunların tümü doğru bilgilerdi ama ustanın yüzünden duymak istediklerinin bunlar olmadığını anlamıştık.

İlk sohbet toplantımızda yine yan yatmış olduk kısacası.

“MÜDDESSİR Sûresini hiç okumadınız mı?” dedi gürleyen bir eda ile…

Böyle bir ihtimal hiçbirimiz için söz konusu olmadığı gibi aramızda Kur’an hafızları da vardı. İlahiyat tahsili yapanlarında mevcut olması bu toplulukta işin vahametini biraz daha arttırmıştı tabi.

Okumuştuk ama okumanın aynı zamanda anlamak olduğunu bilmeden yapmışız bunu.

Okumuş ve geçmiştik.

Bir elif miktarı bile tefekküre yönelmemiştik. Dolayısıyla bu azarı fazlasıyla hak etmiştik.

ZİKİR kelimesinden türeyen tezkire ve diğer türevleri üzerinde çalışmamız gerektiğini anlamış ve ağır bir darbe almış olarak dağıldık.

Meğer önemli ölçüde anlam daralması yaşayan kavramların başında gelenlerdenmiş.

Zikir, sadece dil ve kalp ile Allah’ı anmak değilmiş.

Bazı Esma’ları belirli bir sayıya bağlı olarak tekrar etmek değilmiş.

Yüce kitabımızda Rabbimiz Kur’an-ı Kerimi ve diğer peygamberlere gönderdiği vahyini “Zikir” olarak tanımlıyormuş. Bunu idrak ettiğimizde “Kalpler Allah’ın zikriyle mutmain olur” şeklinde hepimizin ezbere bildiği âyetin esasen Kur’an’ı okumak, anlamak ve onunla bütünleşerek bir hayat sürmek olduğunu gördük.

Allah’ı gereği gibi hatırlamak, hatırlatmak ve ona kulluk ile itaat etmek olduğunu anladık.

Muhafaza etmek, ders edinmek, talebesi olmak, ciddiyetle ona yaklaşmak, anlamak için çabalamak, ezberlemek ve çok okumakla zikrin yapılabileceğini görmek benim için şaşırtıcı olmuştu.

Derinlemesine düşünmediğimiz hiçbir şey zikir olmuyor demek ki.

Elde ettiğimiz kesin bilgiyi unutmamak üzere hafızada tutmak ve bunun icaplarına göre davranmak bizi “Ehl-i Zikir” yapıyormuş.

Bunun bir diğer yanı ise Allah’ın bize lütfettiği nimetleri fark edip tefekkür ederek daima şükür halinde olmak…

İhsanların değerini bilmek…

Zikrini ettiğimiz şeyden gafil olmamak ve onlardan öncelikle kendimiz için öğüt alıcı olmak…

Başka bir deyişle Rabbimizin emirlerini, nehiylerini, mesajlarını, uyarılarını hiç akıldan çıkarmadan onlarla tevhit olup yaşamak…

Sadece tekrarlamak değil bunlarla kulluk bilincine ulaşmak…

Zikir ehli olmak Kur’an’ın emirleriyle uyumlanmak demek…

Ders ve ibret almak…

Salih amele yani iyiliklere yönelmek…

Ankebut Sûresindeki “Zikrullah en büyük ibadettir” âyetini artık her okuduğumda bunu İlahî Vahiyle bütünleşmek olduğunu ve ancak bu şekilde huzuru elde etmenin mümkün olabileceğini aklımdan çıkarmayacağım.

Fahr-i Kâinat Efendimizin Gaşiye Sûresinde “Müzekkir” olarak sunulması artık kalbimin serlevhası olacak.

Kısacası ustanın o şiddetli uyarısından sonra “Tezkire”nin akılda tutulması gereken kesin bilgi yani Kur’an olduğunu unutmayacağım.

İnşallah.

Ya Selâm!

 

Yorumlar