1896 Defa Okundu

Tekfir, münafık ve kâfir konusu çok hassas konular olup bu konulara girmeyi kesinlikle istememekle birlikte yaşanan bazı durumlar girmemizi gerekli kılıyor.

            Maksadım, konu ile ilgili özellikle ehli sünnet kaynakların açıklamalarına yer vererek üç beş Müslümanı bilgilendirerek katkı yapmak.

            İslami temel bilgilerde yaşadığımız zafiyet bu konularda gelişigüzel konuşmalara zemin hazırlamaktadır.

            İnsanlar farkına vararak veya varmayarak bu konularda birbirlerini çok kolay tekfir etmekte ki, yaptığının vebalini hiç düşünmemekteler.

            Yazımda hiçbir kişi ve kurumu hedef almıyor ve her türlü dedikodudan uzak durmak istiyorum.

            Elbette ki, Müslümanların iman ve itikadına zarar veren hoca kılıklı adamları ifşa etmek her Müslümanın zaruri vazifesi olup bunlarla ilgili bilgilendirme yapmamak büyük vebaldir.

            Ancak, bu yazımda başlığımda yer alan konular ile ilgili açıklamalara yer vereceğim.

            TEKFİR; bir kişiyi kâfir saymak demektir.

Tekfirci olarak tanımlanan bir grup hemen hemen kendilerinden başka herkesi tekfir etmekteler.

Oysa ki, imandan hangi durumlarda çıkıldığını âlimlerimiz açıklamış sınırları belirlemişlerdir.

Müminken küfre düştüğü kabul edilen bir kimse ile ilgili hükmü fıkıh ilmi düzenler.

Bu sebepledir ki, tekfire karar verecek kişinin hem kelam ilminde tartışılan problemleri derinlemesine bilen hem de fıkıh ve fıkıh usulü ilminin inceliklerini kavrayabilen, yetkili bir kimse olması gerekir.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.), zamanında kimlerin gerçek mümin, münafık olduğunu bildiği halde tekfir etmekten sakınmış onları dışlamadan Müslümanlaştırmaya gayret etmiştir.

Konuyla ilgi Efendimiz(s.a.v):

“Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, Allah’ın ve Elçisi’nin güvencesini elde etmiş olur. O halde böyleleri hakkında Allah’ın verdiği güvenceyi ve ahdi bozmayın.(Buhari)

 “Kim bir insanı ‘kâfir’ diye çağırırsa yahut öyle olmadığı halde ‘ ey Allah düşmanı’ derse, söylediği söz kendisine döner.” (Buhari)

“Herhangi bir Müslüman bir başkasını tekfir ettiğinde, şayet o kâfirse diyecek yok. Aksi takdirde bizzat kendisi kâfir olur.”(Ebu Davut) buyurmaktadır.

En iyi yol insanları dışlamadan tebliğ sınırları içine tebliğe devam edip kazanmaya çalışmaktır.

Kısaca kafir ve münafık üzerinde duralım.

KAFİR; iman esaslarını kalbiyle kabul etmediği gibi bu inkarını diliyle de açığa vuran, Allah'a ve Peygamberine inanmadığını ilan eden kimselere kafir denilir.

Kafirler, inkarcılıkları sonucunda ebedi cehennemde kalacaklardır.

Yüce Rabb’im her türlü inkarcılıktan korusun ve son nefeste dahil imandan ayırmasın, küfür içinde olanlara da iman nasip etsin.

İman konusu o kadar çok önemli ki, sık sık bu konuyu yazılarımda işliyorum. İnşallah, bir kişi bile olsa imanla buluşmasına vesile oluruz.

MÜNAFIK; iman esaslarını kalbiyle kabul etmediği, Allah'a ve Resulüne inanmadığı halde inandığını söyleyen, yani içi başka dışı başka olan ikiyüzlü kimselere münafık adı verilir.

Münafık, kafirden çok daha kötü olup cehennemde de en büyük azabı onlar tadacaklardır.

Çünkü, onlar kafir oldukları halde kafirliklerini gizleyip Müslüman görünerek sadece Müslümanları değil, Müslüman olmayanları da kandırmaktalar.

Müslüman olmayan biri bunların yaptığı yanlışları Müslümanlara mal ederek insanların İslam’dan uzaklaşmasına neden olmaktalar.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) döneminde münafıklar olduğu gibi kıyamete kadar da olacaklar.

Efendimiz(s.a.v.) münafıklığın alametlerini bildirerek Müslümanları uyanık olmaları yönünde uyarmıştır. Bir hadis-i şerifte münafığın üç alametini bildirmektedir. Bunlar:

  • Konuştuğu zaman yalan söyler,
  • Vadettiğinde sözünde durmaz,
  • Kendisine emanet edilen şeye hıyanet eder, buyurmaktadır.

          Hadis-i Şerifin açıklamasını okumadım; hadis âlimlerimizce yapılan açıklamalara bakılırsa daha derin bilgilere ulaşılabilir.  

 

Yorumlar