368 Defa Okundu

Birleşmiş milletler 2000 yılında milenyum hedeflerini açıkladı. Bu hedefler; aşırı yoksulluk ve açlığın bertaraf edilmesi, evrensel ilköğretimin gerçekleştirilmesi, cinsiyet eşitliğinin ve kadın haklarının geliştirilmesi, çocuk ölümlerinin azaltılması, anne sağlığının geliştirilmesi, HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla savaş, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, kalkınma için küresel bir ortaklığın geliştirilmesi* hedefleri idi.

2016 Ocak ayından itibaren ise “dünya liderleri önümüzdeki 15 yıl içinde 3 önemli işi başarmak için 17 Küresel Amaç üzerinde uzlaştı. Aşırı yoksulluğu sona erdirmek. Eşitsizlik ve adaletsizlik ile mücadele. İklim değişikliğini düzeltme.” **

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 17 Küresel Amaç ile ilgili olarak 170 ülkede çalışma yürütüyor. Bu programa rehberlik yapıyor. 17 Küresel Amaç kısa başlıklar halinde şöyle: Yoksulluğa son, açlığa son, sağlıklı ve kaliteli yaşam, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sanitasyon, erişilebilir ve temiz enerji, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, sorumlu üretim ve tüketim, iklim eylemi, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış, adalet ve güçlü kurumlar, amaçlar için ortak mücadele şeklinde.

Başlıklar hepimizin altına imza atacağımız nitelikte. Zaten tüm ülkeler de altına imzalarını attı. Hatta gelişmiş ülkeler zor durumdaki ülkelere bu kapsamda mali yardım da yapacaklar. Bu çok büyük bir yardım değil. Her zengin ülkenin gelirinin %1’inden daha az bir miktar. Ama örnek bazı projelerin gerçekleştirilmesine yetecek nitelikte olduğunu düşünüyorum.

Türkiye bu çalışmaların neresinde diye soracak olursanız, bu*** adresten Türkiye’nin bu kapsamda yararlanıcısı olduğu ve ahşap kullanımının yaygınlaştırılmasından tutun da sınır güvenliğine kadar değişebilen pek çok alanda ortak çalışmaların yapılmakta olduğunu görüp şaşırabilirsiniz.

Daha önemli bir şey var. O da şu ki; ortak çalışma yapmaya ya da mali destek almaya da gerek yok aslında. İlkeler belli. Ülkemizin kaynakları da yeterli. Bu ilkeler ışığında ve ülkemizin kendi öz kaynaklarını kullanarak insanımıza hak ettiği standartları sunmalıyız. Reformların başarıya ulaşması için herkesin birlikte çalışması gerekir. Bu hedeflere ulaşmak ne sadece hükümetlerin ne de sadece vatandaşların çalışması ile olabilir. Ancak hepimiz birlikte çalışırsak mesafe kat edebiliriz.

İşin küresel boyutuna gelince, orada Türkiye’nin notunun kötü olduğunu söyleyemeyiz. Fakir ülkelere yardım etmek için büyük emekler veriyoruz. Ama etki küçük. Bu çalışmaların birleştirilmesi, yapılandırılması ve evrensel bir dille ifade edilmesi gerekli.

Dünyanın bir yerindeki ateş her yerini yakıyor. Dünyadaki büyük resme bakınca görürüz ki dünyada düşman kalmadı. Suriye’deki savaşın bize bir maliyeti var. Irak’taki savaşın da vardı. Yunanistan’daki krizin de oldu. Herkes bedel ödüyor. Bu bedel ancak birlikte ödenirse azalabilir. 

En ezeli düşmanlarımız ile bile bu ilkeler ışığında masaya oturup anlaşmanın yollarını bulabilmeliyiz. Çok farklı bir düşünce gibi gelebilir ve bir gazete yazısının son paragrafında anlatılamayacak kadar karışıktır. Ama ben öteden beri rekabet halinde olduğumuz Yunanistan’ın bizim tarafımızdan en çok korunması gereken ülkelerden biri olduğunu düşünüyorum. Mesela Yunanistan’da 2009 yılında başlayan ekonomik kriz derinleşse ve bir iş savaş yaşansaydı bundan en çok Türkiye etkilenirdi. Başka bir ülke değil. Rekabetin modası geçti. Yeni moda küresel iş birliği. Şartlar bunu gerektiriyor.  

Öncelikle kendimizi korumak zorundayız. Sonra komşularımızı korumak zorundayız. Daha sonra bölgemizi korumak zorundayız. Bu amaçla herkesle her konuda önyargısız şekilde masaya oturabilmeliyiz. Dünyayı kurtarmak bu şekilde olur.      

*https://www.harburg21.de/tr/guendem-21/bm-milenyum-hedefleri/

**https://www.kureselamaclar.org/

***https://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/projects.html

Yorumlar