704 Defa Okundu

Tennure: Dervişlerin hırkaları altına giydikleri kolsuz entariye “tennure” denir. Çoğu zaman Mevlevî tarikatındakiler tarafından kullanılır. Entari giyilmesi, ölümden haberdar olmaya fakat ölümden korkmamaya, aynı zamanda içi dışı bir olmak, bütün insanlık için saadet ve huzur istemeye işarettir. Mürşid huzurunda hizmette olan, elbise giydirilmiş dervişler “Ölmeden önce ölünüz!” hadîs-i şerifine binâen “Ölmeden önce öldüm, arkamdaki giydiğim tennure ahiret gömleği ve üzerine giydiğim hırka kefenimdir.” demektedirler.

Kuşak-elif nemed: Elif nemed Farsça’da yün kemer anlamına gelmektedir. Mevlevîyye’de tennure üzerine kuşanılan kemere denir. Üç dolama olarak sarılan bu kuşağın ucuna bir şerit tutturulmuştur. Şeridin ucunda da habbe yani ceviz kadar bir düğme vardır. Böylece bele kuşanılır. Bu kuşağın bele 3 kere sarılması “Eline, diline, beline” sahip olmaya işarettir.

Destegül: Farsça, gül destesi anlamına gelen Destegül; tennurenin üstüne giyilen yakasız gömleğe denir. Mevlevî dervişleri, bunu hücrede giyerler. Âyin sırasındaki giysileri tennure olup, bellerine elif nemed sararlar. Mevlevî deste gülü, uzun kollu, belde biten bir tür haydariyyedir. Tennure üstüne de giyilir.

Kamarçin: Dervişlerin ayağına giydiği bir tür paşmaktır. Paşmak, dışarıda giyilen ayakkabıya da denilir. Lâkin hizmette ve ibadette ayağına giydiği bu hususi paşmak şekil itibarıyla Efendimiz’in(sas) mübarek ayaklarına giydikleri paşmak-ı şerîfeye benzer. Hususi bir yola mensup olduğunun ve o yolda sabitkadem olduğunun işaretidir. Derviş bunu başkalarına ilan etmekten ziyâde kendisi bulunduğu yolu unutmasın diye giyer. Zîrâ dervişin de nazarı ekseriya ayakucunadır. Sâir yerde yürürken kalbinin üzerinde, dâimâ başı yerde, etrafa fazla bakmadan, nazar etmeden yürümek sûretiyle edebe riayet eder. Namazda dahi ayakuçlarına bakar şekilde kıyam etmek, rükûda ayakuçlarına bakmak adaptandır. 

Tesbih: Tesbih kelimesi Allah’ı(cc) zikretmek anlamına gelmektedir ve zikir esnasında meşgul olunan esmanın sayısının belirlenmesinde kullanılan alete de bu isim verilmiştir. Tesbihin ortaya çıkmasını, hadîs kaynaklarında yer alan belli sayıda zikirlerle alâkalı rakamlar etkilemiştir. Zikirlerin eksik veya fazla yapılmasının sünnete uygun düşmeyeceğini düşünen sahabeden bazıları çakıl taşı, hurma çekirdeği veya ip üzerine atılmış düğümlerle sayıyı belirlemeye çalışmışlardır. Tesbihçiliğin pîri Üveys’ül-Karanî Hazretleri kabul edilir ve tesbihçi dükkânlarına, “Besmeleyle açılır her gün bizim tezgâhımız/Hazret-i Veysel Karanî pîrimiz üstadımız” yazılı levhalar asılırdı. 

Nefir: Eskiden bir şehrin düşman saldırısına uğrayacağı anlaşıldığı zaman halk nefîr çalınarak uyarılır, erkekler savaşa çağrılırdı. Herkes savaşa katılacaksa buna “nefîr-i âm”, bir kısım cengâver savaşacaksa bunu da “nefîr-i has” adı verilirdi. Ayrıca geçmiş dönemlerde gezginci dervişler, herhangi bir konaklama yerine geldiklerinde veya yolda yırtıcı hayvanları ürkütüp kaçırmak suretiyle kendilerini korumak için nefîr çalarlardı. “Derviş borusu” ve “yuf borusu” olarak da bilinen nefirler bele ve göğse takılarak taşınırdı.

Habbe:Dervişlerde, fındık büyüklüğünde yahut daha küçük, akikten, necef taşından yapılan yuvarlak yahut kesme tanelere denir ki bu, ince ve gü­müş bir zincire geçirilir, düşmemesi için aşağı ucunda gümüş telden bir yuvarlak bulunur; üst kısmı da iğnelidir ve bu suretle iki habbe, gömleğin yahut haydariyenin sağ ve sol tarafına takılır. Hasan-Hüseyin sevgisi" ne işaret olmak üzere, bektaşîler kullanırlardı. Tarikat çeyizlerindendir. Bektaşilerde, on dört masumu, yani hazret-i Peygamber’i (s.a.v), Cenab-ı Fatma’yı (r.a) ve oniki İmam’ı (r.a.) ziyaret edenler, sağ taraf­larına yedi, sol taraflarına da yedi habbe takarlardı.

Keşkülü Fukara: Bektaşi gezici bazı dervişlerin ve dilencilerin ellerinde tuttukları, Hindistan cevizi kabuğundan, metalden veya abanozdan yapılmış dilenci çanağı. Eskiden bazı tarik dervişlerinin kullandığı Hindistan cevizi veya abanoz ağacından oyulan kabın adıdır. Yemeklerini de yedikleri bu kab boyunlarından hep asılı dururmuş.

Yorumlar