1532 Defa Okundu

Aziz dostlar, bu köşe yazımızda, ülkemizde yaşanmış ve yaşanmakta olan devasa ekonomik  buhranlarımızın  izahı ve bir nebze de olsa çözüm yollarını  göstermekten  olarak,  tarih penceresi ve günümüz penceresinden sizlere bakarak seslenecek ve yazacağız. Umarım ki, bu  köşe yazımızı da  büyük bir fedakarlık  örneği sergileyerek  sonuna kadar okuyup faydalanırsınız. Çünkü, yazımda  geçen bilgilerin  çoğunu –fazla da iddialı olmayayım- benim dışımda hiç kimseden öğrenemezsiniz.   

Türkiye Ne Zamandan Beri Ekonomik Buhranlar ve  Kaoslar Ülkesi Oldu?

           Türkiye ne zamandan beri ekonomik buhranlar ve kaoslar ülkesidir? Bence bunun tarihimizdeki milat başı 17 Ağustos 1838’de imzalanan “OSMANLI – İNGİLİZ TİCARET ANTLAŞMASI” dır. Bu antlaşmayla,  Osmanlı Devleti de dünyanın birinci süper gücü İngiltere’nin “BİRİNCİ YENİ DÜNYA DÜZENİ”  ne ilk olarak “İngiliz Kapitalist Küresel Sermayesi  ve Serbest  Piyasa Ekonomisi” nin çıkarlarını  elde etmek ve korumayı esas alan bu  “Ekonomik Dizayn Operasyonu” sonucu, Osmanlı giderek  Avrupa’nın Kapitalist Büyük Devletlerinin (İngiltere, Fransa, Avusturya –Macaristan, Almanya, İtalya vb.) “YARI SÖMÜRGE OSMANLI  DEVLETİ”  haline gelmiş, Osmanlı’yı “KAPİTÜLASYONLAR İMTİYAZLARI” dan ziyade  1838 Ticaret Antlaşmasının yıktığı üzerinde durulmuştur. (Belgelere dayalı olarak geniş bilgi için bakınız: Süleyman Kocabaş, Osmanlı İhtilallerinde Yabancı Parmağı, Vatan Yayınları, Kayseri, 1993, s. 24 – 72)

        Osmanlı Devleti zaten,   17 Ağustos 1838 – 2 Kasım 1922 zaman diliminde 84 yıl süreyle   büyük ölçüde  süper güç İngiltere’nin “BİRİNCİ YENİ DÜNYA DÜZENİNE DİZAYN”  ın ülkemizde tam anlamıyla teorisi ve pratikleriyle uygulanması sonucu yıkılmıştır.

“Geçiş Dönemi” veya “Ara Dönem”

        Osmanlı yıkıldıktan sonra yeni bir devletimiz olan “ T. C. DEVLETİ DÖNEMİ” ne gelince: Osmanlı İmparatorluğu “birinci derece” de İngiltere ile olan savaşlarımız sonucu yıkılmıştı. Zaten bu sebepten,  30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’ni de (ateşkes anlaşması) İngiltere ile imzalamıştık. Buna, “Osmanlı Devletinin ölüm fermanı” denmişti. “Hiç olmazsa Anavatan Anadolu topraklarında ölmeyelim” emeliyle , “ya istiklal ya ölüm” sloganından  kaynaklanan  “Türk İstiklal Savaşı” nı başlatmıştık. İsmet İnönü, bu savaşı ve sulh antlaşması 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasını değerlendirirken, “Savaşı  da barışı da İngiltere ile yaptık… Lozan Antlaşmasını imzalamamız bize 100 yıl süreyle rahat yaşamayı kazandırdı” demişti. Lozan’da  dünyanın süper gücü İngiltere’ye gizli-açık hangi tavizleri  verdik de  bize 100 yıl “rahat” yaşama fırsatı verdi veya doğdu? Daha büyük bir soru: “Acaba İstiklal  Harbimiz ’in ‘gizli hedefleri’ arasında,  İngilizlerin  I. Dünya Harbinden sonra,  kurulmasına başladıkları  ‘İNGİLTERE’NİN İKİNCİ YENİ DÜNYA DÜZENİ” ne yeni dizayn ortamını  ülkemizde de hazırlamak var mı idi?”  “Varsayım”,  “söylenti” veya “spekülatif” de olsa bu soruların  doğru cevaplarının  bulunması lazımdır. Şu kadarını söyleyelim ki, 16 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun  neredeyse yenileceği biline biline  İngilizler adına Anadolu’ya “VEKALET SAVAŞCILARI”  olarak gönderilişi   ve hatta bu yenilgiye en sonunda İngilizlerin  kendilerinin  bile  katkılarının olduğu düşünülürse, bütün bu olup bitenlerin  “özel bir anlamı” olsa gerektir.

    Sonra, İnönü’nün “100 yıl rahat yüzü göreceğiz” söze de tam olarak doğru değildir ve tecelli de etmemiştir. Çünkü, 1947’den itibaren ve hatta “CUMHURBAŞKANI İNÖNÜ POLİTİKASI” ndan  olarak  Türkiye,  Amerika – Kıta Avrupa’sının  gizli –açık ekonomik, siyasi, kültürel, askeri nüfuzu ve hakimiyetine  yeniden sokulmuştur. Kapitalist ve Komünist Bloklar arasında  olarak, 12 Mart 1947’de Amerikan Başkanı Truman’ın ilan ettiği “Truman Doktrini” ile   başlayıp, 14 Aralık  1991’de  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı Mikail Gorbacov’un adı geçen birliği  dağıttığını  ilana kadar  yaşanan bloklar arası “SOĞUK SAVAŞ” ı Türkiye’nin  kendisi,  “İÇ SAVAŞ” ına  yönelik “SICAK SAVAŞ” olarak yaşamıştır. Bunun belli başlı göstergeleri, 2000 yılı başlarına kadar tam 4 “ASKERİ DARBE” yaşayışımız  yanında, bunlara sebepler hazırlayan “SOL –SAĞ İDEOLOJİK KAYNAKLI İÇ SAVAŞ” a “etnik sebepli” olarak    bir de yine içte “PKK TERÖRÜ” dışta ise,  “BÜYÜK ERMENİSTAN” emelli  “ASALA TERÖRÜ” nün eklenmesi  olmuştur. “1974 KIBRIS HARBİMİZ”  ise,  bu sıcak savaşların bir diğer cabasını teşkil etmiştir.

Amerika’nın “Gizli Sömürgesi” Haline Gelişimiz  ve “Ekonomik Bağımlılığımız”

     Türk Milleti olarak  Anadolu yarımadası toprakları üzerinde 1071’den beri yaşamaya başladığımız halde başlıca şu üç büyük sebep kaderimiz  ve bunu belirmeyen sebepler olmuştur:

         1-Coğrafyamız,

         2-Gelişmemiş veya azgelişmiş durumumuz,

          3-Milletimizin genetik kodları, fabrika ayarları veya tarihi misyonu.

    Bunların açıklanması, çok uzun bir makale veya kitap konusudur. Osmanlı Devleti, “Batı’ nın Yarı Sömürgesi” olması sonucu tarihin “devletler mezarlığı” na gömülmüştü. Onun yerine kurulan T.C. Devleti de bugün itibariyle “Ekonomisi,  Amerika ve Kıta Avrupası ekonomilerine  neredeyse  tam bağımlı” olması sebebiyle, Osmanlı Devletini yıkan ekonomik sebeplerden  daha büyük ekonomik sebepleri bugün de yaşar hale gelmiştir. 

      Uzatmayalım,  “kaderimiz” dediğimiz “BÜYÜK ÜÇ SEBEP” ten dolayı Türkiye 1838 – 1947 zaman diliminde dünyanın birinci süper gücü  İngiltere’nin  birinci (1838  - 1923) ve ikinci (1923 – 1947) yeni dünya düzenlerine dizayn edilirken, “ÜÇÜNCÜ DEFA” olarak,  II. Dünya Harbinden  sonra dünyanın süper gücü haline gelen Amerika Birleşik Devletlerinin (‘kısaca Amerika)   “AMERİKAN BİRİNCİ YENİ DÜNYA DÜZENİ” ne Türkiye’nin adaptasyon veya dizaynını, “SAHTE KOMÜNİST RUSYA TEHDİDİ” dinden   kurtulmak  için Milli Şef, Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü tarafından 1945’den itibaren Amerika’nın nüfuzuna sokulmaya başlanmıştı. CHP zaten, 1923 – 1945 zaman diliminde de Türkiye’yi İngiltere’nin “İkinci Yeni Dünya Düzeni” ne sokan parti olmuştu.  İşte görülüyor ki, tarihimize “DEVLET KURAN PARTİ” veya  “T. C. DEVLETİNİN BANİSİ” denilen CHP ne hallere düşmüş veya  bir dizayndan bir başka yabancı dizaynlara  koşarak milletimize  yabancılaşması, onun genetik kodladı, milli fabrika ayarlarından  kopması sonucu  “yeni tarihi misyonu” nu  kabullenmiş yapılanmasıyla  kendisini iyice göstermişti.

      Cumhurbaşkanı İnönü, Türkiye’yi yersiz bir korku sonucu Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni” ne soktuktan  sonra, 1946 – 1950 zaman dilimini kapsayan son iktidar yıllarında, ülkemizi Amerika’nın 52’inci vilayeti haline getirecek  bütün plan ve programlar bu yıllarda hazırlandı. Eğitimde Amerikalı  uzman Fibriy’in “Fibriy Planı” ile, Türk eğitim ve kültür hayatı “Amerikan Kültür Emperyalizmi” ne açık hale getirilirken,  ekonomimiz de Amerikalı  uzman  Thornburg’un  “Thornburg Raporu” ile, tamamen “Amerikan Dolar – Pazar  Emperyalizmi” ne bağımlı hale getiriliyor, bunun ana amacını, “Türk ekonomisinin Amerikan  ekonomisinden üstün olmaması” teşkil ediyordu. Çünkü, ekonomimiz  Amerikan ekonomisinden üstün olursa ona kafa tutabilir, onun hakimiyetinden kurtulabilirdik. Türk ekonomisi, sanayi ağırlıklı değil, tarım ağırlıklı ve üstelik de “geri bir tarım ekonomisi” olmalı idi.  Cumhurbaşkanı İnönü, NATO’ya “tam üye “ oluşumuzun müracaatını da 1949’da yaptı. 1952’de Başbakan Menderes zamanında buna dahil olabildik. NATO’ya girmekle de “askeri bağımlı” hale geldik.  Makale konumuz “EKONOMİ CANAVARI”  olduğu için  yalnızca bunun üzerinde durmaya devam edeceğiz.

“Ekonomi Canavarı” Dün İktidarı ve Muhalefeti Nasıl Yutmuştu, Bugün ve Yarın da Nasıl Yutacaktır?

     Bugün Türk siyasi hayatı, “akılların  başlardan  iyice gittiği” denilen bir “uğursuz”  atmosferi yaşamaktadır.  “AK PARTİ İKTİDARI” na muhalif siyasi partilerden olarak hem “ANA SİYASİ MUHALEFET PARTİSİ ”  ve hem de “YAVRU SİYASİ MUHALEFET PARTİLERİ”,  “En büyük siyasi muhalifimiz AK Parti’yi tamamen kendisinin yarattığı ve hayatı 84 milyona çekilmez hale getirdiği ‘BÜYÜK EKONONİK BUHRANLAR’ la vuracağız, AK Partinin ‘AMPÜL’ ünü gelen çok yüksek  elektrik zamları ile patlatıp, gelecek ilk seçimde biz iktidara geleceğiz”  propagandası yaparak hiç de sevinmesinler. Doğrudur. Çünkü, tecrübeli ve deneyimli politikacı Süleyman Demirel’in sık sık dile getirdiği halde, seçmen vatandaş öncelikle “kesesi” ve “midesi” ni düşünür ve ona göre oy  verir. Bu sebepten günümüzde birçok “İÇ VE DIŞ EKONOMİK SEBEPLER” den  (“Dış sebepler” den olarak, zaten yeni Amerikan Başkanı Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Erdoğan için de  “ ‘Amerika’ya Dizayn’ dan çıkmaya başladı”  denilerek, Biden’in onu devirmek için Türkiye’de artık askeri bir darbe yapılamayacağından, muhalefetle işbirliği yaparak bunu gerçekleştirmeye yönelik  planlarının olduğunu kendi ağzından herkes duymuştur. Günümüz itibariyle iyice ihdas edilen – AK Partinin de kendi ekonomik hatalarından  olarak-   “Ekonomik Canavar” ı,   Biden – Muhalefet işbirliğiyle sonuna kadar kullanmak  havası kendisini tam anlamıyla   hissettirmektedir)   yaşanmakta olan büyük ekonomik buhrana, siyaset çevreleri ve yorumcuları tarafından AK Parti’yi iktidardan düşürecek gözü ile bakmaktadırlar. Her an her şey olabilir ve AK Parti de böylece iktidardan düşürülebilir. İşin bir de ama, lakin, fakatı vardır. AK Parti gidince her şey güllük gülistanlık  mı olacaktır?  “Olacaktır” diyenlerin aklına şaşarım. Bu onların, 17 Ağustos 1838’den beri süper güçler tarafından Türkiye’ye biçilen “ekonomik model” in ne olduğunu bilememelerinden  kaynaklanmaktadır. Yani “TARİH CAHİLLERİ” dirler. Sıhhatli düşünmek için bunlara ve herkese öncelikle  tarihimizi   1838’den bu yana çok iyi öğrenmelerini tavsiye ederim.   İkinci tavsiyem  olarak  da yukarıda bahsettiğimiz  “BÜYÜK ÜÇ SEBEP” i de çok iyi “irdelemeleri” ni isterim.  

        “EKONOMİK  CANAVAR”, Türkiye’de her zaman olduğu gibi iktidarı ve muhalefetiyle bunları hep sürüp giden “KISIR DÖNGÜLER” le  şimdiye kadar nasıl yutmuştur ve bundan sonra da nasıl  yutacaktır? Buna kısa  ve özet cevap  verilecek olunursa, Türkiye 1838’den beri yaşamakta olduğu “yarı ekonomik bağımlılık”” veya “tam ekonomik bağımlılıktan” tan kurtulmadıkça ve süper güçlerin yeni dünya düzenlerine dizayn sürekli devam ettikçe,  iktidara ister  A  partisi  ve isterse  B partisi  gelmiş olsun, bugün AK Parti iktidarının başına gelenler yarın  aynen onların  da başlarına  gelecektir. Böyle bir ortamda,  adı geçen partiyi yıkıp kendileri iktidara gelen  muhalefet partileri de fazla bir şey yapamayacaklarından  buhran  hali devam edecek, onu yıkarak yeniden iktidar olmak için saldırı sırası bu sefer de ana muhalefet partisi  AK Partiye gelecek, bu da sürekli, iktidar partisinin ekonomik adaletsizlikleri  ve yandaşları – candaşlarını  kayırmaktan, artan hayat pahalılığı, yüksek kur ayarlamaları, yüksek zamlar, yüksek vergiler ve artan  enflasyondan vb. şikayetle saldırılarını  ayyuka   çıkararak iktidardaki partiyi bunlarla  devirmeye soyunup,  yerine kendisi  geçmeye çalışacağından   ülkemize hiçbir faydası olmayan bu  kısır döngü hep böyle sürüp gidecektir.

        Zaten, bu “KISIR DÖNGÜ TARİHİ” sonucu, 14 Mayıs 1950 – 3 Kasım 2002 zaman diliminde başlıca  5 hükümet ve 5 parti, “Ekonomik Canavar” la olan mücadelelerinden  buna yenik düşmeleri sonucu, hükümetler “tarihin hükümetler mezarlığı”, partiler  ise, “tarihin partiler mezarlığı” na gömülüp gitmişlerdir. Bunlar şunlardır: Başbakan Menderes’in Demokrat Partisi  ve en son hükümeti, Başbakan Demirel’in Adalet Partisi ve iki hükümeti, Başbakan Özal’ın Anavatan Patisi ve son hükümeti, Başbakan  Ecevit’in Demokratik Sol Patisi ve son hükümeti. Ecevit ’in partisi ve hükümeti “Ekonomik Canavar” a yenik  düşünce, iktidara  bu sefer de 3 Kasım 2002 seçimlerini kazanan  Başbakan –Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi gelmiştir.

      Günümüzde yaşanan “Ekonomik Canavar” a bakılarak, eğer Sayın Erdoğan da bu “Ekonomik Canavar” ı yenemez, mağlup olursa,  belki de   tarihin hükümetler ve patiler mezarlığına gömülen 6’ıncı  hükümet ve parti de kendi son hükümeti ve partisi olacaktır. Bütün bu kısır döngüler  sonucu, Türkiyemiz, Cumhuriyet’in ilanının 100’üncü yıl dönümü 29 Ekim 2023’de bile hem bölgesi ve hem de dünyada süper güç olmaktan  alıkonulmaya  devam edilecektir.  

        Adı gecen ara başlık sorumuzun  tam ve detaylı cevabı, ülkemiz için sıhhatli  çözüm yolları bulmaktan  olarak,   her şeyi ben araştırıp yazacak değilim. Buna ne sıhhattim ne de ömrüm yeter. Bunu biraz da başkaları araştırsın ve yazsın.  Türkiye’de  resmi  ve özel 160 küsur üniversite var. Acaba  bunların tarih ve ekonomi profesörleri  neyle meşguller?  İşi yalnızca    “alaylılar” a bırakmasınlar!... Haftada yalnızca  3-5 saat ders vermeye kilitli (o da genelde, kendilerini  yenileme ihtiyacı duymadıkları halde eski bilgileri sürekli tekrarla) olarak   büyük  maaşlar ve “ödenekler” alıp günlerini gün etmesinler!... Üniversitelerimiz, hiç istenilmeyen “İDEOLOJİ GÖMLEKLERİ” giymiş, birer “YÜKSEK LİSE”  olmaktan çıkarılmalıdırlar.  “GERÇEK ÜNİVERSİTELER” haline gelerek  teferruatlarını  onlar araştırıp bulsunlar. Ben burada, sadece “ipuçları” ve  “disiplin” vermeye çalıştım.       

        Şu günlerde bütün Dünya ve Türkiyemiz çok kritik bir dönemi yaşıyor. Hele, “ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI” denilen bu savaşın ayak seslerinin iyice gelmeye başladığı şu günlerde, iktidarı ve muhalefetiyle  sonsuz ve  sonuçsuz tepişmelere  sahne olan günümüzün Türkiye siyaset arenasında  geçici bir “ARA DÖNEM” , den olarak “MUTLAK ÇIKIŞ YOLU” nu bulmaya yönelik  bir “MİLLİ BİRLİK KOALİSYON HÜKÜMETİ” nin de gündeme gelebileceği  durumundayız. Selam ve dua ile…

Yorumlar