696 Defa Okundu

Osmanlı tarihine olan ilginin son yıllarda popüler kültüre dönüşmesi, konuya ilişkin yayın artışını da beraberinde getirmiştir. Bu yayınlar içerisinde ciddi çalışmalar olduğu gibi popüler kültürün ihtiyaçlarına cevap vermek için hazırlanan, araştırmadan çok kurgu ağırlıklı eserler de bulunmaktadır. Böyle bir ortamda Osmanlı tarihine dair birçok konuda doğru veya yanlış tezler ileri sürülmekte, ilginç tartışmalar ortaya çıkmakta ve dolayısıyla işin esasını öğrenmek hayli zor bir hâl almaktadır.

XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti için hem geleneksel kaynakların muhafaza edildiği hem de modernleşmeyi sağlayacak bilgilerin üretildiği bir çağdır. Üretim ve ticaretinin temel niteliğini ise geleneksel bilgi kaynakları ve Batılı bilgi kaynakları oluşturmaktadır.

Batılı kitap meraklıları için Doğu, her köşesi sürprizlerle dolu büyük bir hazine olmuştur.İslâm coğrafyasındaki yazılı kültür ve kitaplar, özelikle Batılı aristokrat,diplomat, seyyah, bilim adamları ve müsteşriklerin ilgisini çekiyordu. XI-XVII.yüzyıllarda Moğol ve Haçlı tahribatından kurtularak Mısır, Suriye, Hicaz, İran ve Türkiye’deki kütüphanelerde muhafaza edilen eserleri toplamayı misyon edinmişlerdi. Kahire, Bağdat, İskenderiye, Halep, Kudüs, Şam, Mekke, Medine ve İstanbul Batılı kitap meraklılarının gözdesi olan şehirlerdi. Bunlar dışında Maveraünnehir ve Türkistan bölgeleri de kitap meraklıları tarafından ilgi görmekteydi.Genel anlamda ise Akdeniz coğrafyasının popülerliğinden bahsetmek mümkündür.Doğu’dan Batı kütüphanelerine kitap taşıyarak Batı’da Şarkiyat kütüphaneleri oluşturmak, kadim ve önemli bir işti.

Batılı seyyahların Osmanlı kitaplarını toplama faaliyetleri çoğu zaman basit bir kişisel meraktan öte diplomatik bir görev, organize bir faaliyetti. Çeşitli yüzyıllarda diplomatik ve resmi görevlerle Türkiye’ye gelen elçilerin, elçilik sekreterlerinin, Venedik balyoslarının, papazların, asilzadelerin ve kadın seyyahların antik kalıntılar, madalyonlar, arkeolojik eşyalar araştırıp memleketlerine götürmeleri adeta bir gelenekti. El yazmaları da buna dahildir. Doğu’dan temin edilen pek çok kitap, Batı’daki kraliyet kütüphanelerinde bir Şarkiyat koleksiyonu oluşturmak amacıyla özenle seçilmekteydi.

Tarihimize ait pek çok kitap, Vatikan’ın gizli kütüphanelerinde saklanmaktadır.1555-1560 yıllarında Türkiye’de bulunan Habsburg elçisi Busbecq’in günlüğünün son sayfasında sadece bir paragraf halinde yer verdiği, arayış çabası ve ciddiyeti düşünüldüğünde ise seyahati boyunca önemli bir görev teşkil etmiş olduğunu gösteren satırları ilgi çekicidir. Kendisi, elçilik görevi sona erdiğinde dahi pek çok antik eser ve el yazması toplamış vaziyettedir.Bu eserler bugün Viyana Devlet Kütüphanesinde bulunmaktadır.Ülkesine döndükten sonra da İmparatorluk aracılığıyla İstanbul’da gördüğü minyatürlerle süslenmiş, Dioscorides’in tıp ve farmakoloji eserini satın almıştır.Söz konusu eserin sahibi, Sultan Süleyman’ın hekiminin oğlu olan bir Yahudi’dir ve bu kitap muhtemelen Saray Kütüphanesinden sahaflara intikal etmiştir.

Diplomatik faaliyetlerle kitap toplamanın bir başka örneği, 1621-1628 yılları arasındaki İstanbul’un İngiltere elçisi Thomas Roe’nun diplomatikyazışmalarında görülmektedir.
Thomas Roe, İngiliz aristokratlarının (CanterburyPaşpiskoposu,Bedford Kontesi, Arundell Kontu, Buckingham Dükü) talebi üzerine onlara Fener Rum Patriği CyrillLucaris aracılığıyla bulabildiği kadar paraları, madalyonları, eski heykelleri, antika eserleri ve eski el yazmalarını göndermiştir. Yunanistan’daki kütüphanelerden el yazmaları da aynı şekilde İngiltere’ye taşınmıştır. Patrik eskiden İskenderiye’de görevli olduğu için oradaki manastırlardan edindiği pek çok el yazmasını İstanbul’a getirmiştir. Bunların arasında Arapça bir Konsiller Tarihi vardır. İlk konsillerin hepsini, tarihlerini, faaliyetlerini, alınan kararları içermektedir.Hatta bazı papaların bu kitabı elde etmek için çok çaba harcadıkları da belirtilmiştir.Thomas Roe, bu eserin İznik Konsili ile ilgili tartışmaları ve belirsizlikleri aydınlatacağını düşünmektedir.

Kıymetli okuyucular; bu doğrultuda edindiğimiz bilgileriifade etmede bize ayrılan köşenin sınırlı oluşu, bu kadarıyla iktifa etmemizi gerektirmektedir. İlerleyen zamanlarla bu konuda daha fazla bilgiyi sizlerle paylaşacağız.Şu konuya dikkat çekmek isteriz ki; her ne kadarBatı medeniyeti daha nice bilinmeyen kitap ve evrakı bizden aparmış olsa da yazmaeser kütüphanelerimiz hâlâolanca zenginliğini korumaktadır. O hâlde bizlere düşen, tarihimize sahip çıkmak adına kaybolan -kaybedilen- eserlerin ve bilginin peşine düşmektir.


Sevgi ve sağlıcakla kalınız.Baki selamlarımızla…

 

Yorumlar