792 Defa Okundu

Orta Doğu'nun kocaman yürekli çocukları. Onlar yaşamayı seven düşmanları kadar değil düşmanlarından yüzlerce kat daha fazla derecede ölmeyi seven devasa yürekli, dava yürekli çocuklar.

Sorumsuz ve umarsız bizlerin boş vermişliği kadar, insanlığını unutan büyüklerin gafleti kadar ülkesini, halkını, topraklarını, dertlerini ve davasını seven kahraman çocuklar. Korkakça ve kaçak olarak savaşan büyük zalimlerin karşısına erkekçe ve cesurca çıkıp mertçe savaşan, çocukça savaşan, büyüklerle, zırhlı araçlarla, sevdikleri o dava için o minnacık parmakları ile attıkları sapan taşları ile savaşan, mücadele eden dev yürekli küçücük çocuklar.

Öyle ki her eve bir şehit, bazılarında her eve birkaç şehit düşüyor. Öyle ki istisnasız bütün evlerin üzerine hüzün çökmüş, bütün evlerin içini matem doldurmuş. Birçok ailenin çocukları zindanlarda, bazılarının çocukları bir kurşuna hedef olmuş, bir bombayla veya bir mayınla havaya uçmuş, vahşi, vicdansız savaşın kesif kokusu altında kalıp can vermiş hunharca. Zalim, gaddar ve barbar savaşçılar tarafından bütün hakları ellerinden alınmış, bütün hayatları çalınmış.  Yalnız elleri, ayakları ve vücutları değil yürekleri de yaralı bir kuş gibi titriyor, can çekişiyor ve buz kesiyor ortalığı hüzün.

Mazlumların ve masumların istedikleri şey fiili destek değil en azından sözlü destekte bulunmaktır, sadece onları desteklediğimizi, onların yanında olduğumuzu bilmek istiyorlar. Çünkü bu az şey değildir, azim, mücadele ve zafer için moral en büyük kaynak, en büyük destektir. Yalnız olmadığını hissetmek, yalnız olmadığını düşünmek ve yalnız olmadığını bilmek silah kadar etkili bir kaynaktır.

Mazlumların ve masumların istedikleri şey onları sevmektir çünkü onların yanlarında olmasak da yüreğimizin onlarla birlikte çarpması aynı ideale, aynı inanca, aynı davaya ve aynı hedefe sahip olmak demektir.

Sevmek ise bazen sevda uğruna, yar uğruna dağlardan aşağıya, yardan aşağıya atlayabilmektir. Kendini uçurumlara salabilmektir.

Mazlum ve masum beldeleri, kanayan yürekleri, esir ülkeleri, Filistin'i, Mısır’ı, Ortadoğu’yu, Yakındoğu’yu, Uzakdoğu’yu içinde hissetmektir sevda, onların esareti için ağlamak, onların hunharca akıtılan kanını durmak için çırpınmaktır sevda.

Ümmet coğrafyasının tüm parçalarını, tüm unsurlarını sevmek sevdamızın bir parçasıdır.

Biz bu konuda iyi değiliz Allah'ım, bu yalancı dünyada düşkünüz, yalancı dünya düşkünüyüz, bir türlü ayağa kalkamıyoruz, gafletten uyanamıyoruz Rabbim, ayağa kalmak ve uyanmak için bize yardımını gönder ey Rabbim.

Öyle ki darmadağın olmuşuz, un ufak olmuşuz, külümüz ateşten bir rüzgârla havaya savrulmuş adeta. Kalplerimiz dağınık, duygularımız dağınık, beyinlerimiz dağınık, zihinlerimiz bulanık, hafızalarımız dağınık, evlerimiz, barklarımız dağınık, hayatımız dağınık, Müslümanlar olarak birbirimizle ilişkilerimiz zayıf, her şeyimiz bozuk, çürük ve baştan savma.  

Henüz birbirimizi sevmeyi bile başaramadık.

Top yekûn olarak bütün Ümmet dağınık, parçalı, yaralı ve bilinci kapalı.

Bu nasıl bir vaziyettir Rabbim, bütün ümmet ümitsiz, sahipsiz ve güçsüz, işgal ve esaret altında, hareket edemiyor.

Tarih değişse de zalimler değişmiyor, Ebu Cehiller bu asırda da yaşıyor, Firavunlar, Karunlar, tağutlar, bel’amlar, yardakçılar hep aynı, ruhları ölmedi, bu çağda da kıtalar boyu geziyorlar. Aynı cürümleri, aynı cinayetleri, aynı vahşetleri işliyorlar, aynı zulümleri yaşatıyorlar.

Ey Yüce Rabbim! Bizi bu yaralı, bu gaflet içinde ve hatta bu delalet ve hıyanet içinde dağılmış halimizden kurtar.

Bize ağzı dualı ama dilsiz, abdestli kapitalistler lazım değil, bize “Zulüm bizdense ben bizden değilim,” diyen şahsiyetli ve cesur yürekler lazım.

 Zulmedenler yakında hangi akıbete uğrayacaklarını elbette göreceklerdir.

Elbette zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur. 

 

Yorumlar