1140 Defa Okundu

SANIRIM en fazla yanıldığımız hususlardan birisi de budur.

Soru kulaklarımıza ulaştığında bize çok genel ya da yarım kalmış gibi gelmişti.

“Kiminle, kimlerle tanışıyor muyuz?”

Konu enine boyuna ele alınıp incelendiğinde vuzuha kavuştu.

Çok yönlü bir soruydu, evet.

Ve sorulmalıydı.

Üstelik bu eylem sürekli olmalıydı?

Zira tanış olmak daima derinleşen, kökleşen bir süreç üzerinden gerçekleşebiliyor.

Tanıştım demekle olup biten bir husus değil.

KENDİNLE tanışıyor musun, mesela?

Saçma gelmesin size bu soru zira çok sarsıcıdır.

Belirleyicidir.

Yön tayin edicidir.

İçinde bulunduğumuz olumsuz durumlar veya mutluluk verici haller buna bağlıdır.

NE kadar tanıyorsun kendini?

Devamında gelecek olan soru ise budur.

Hadi kendini tanıdığını söyledin, peki ne kadar tanıyorsun?

Dünkü tanışıklık bugünü kapsıyor mu?

Yeterli mi?

Dünkü sen ile bugünkü sen arasında hiç mi fark yok?

Küçük bir değişikliğe bile uğramadı mı?

HAYAT boyu devam edecek bir hâl olmalı bu?

Dün öfkelendiğin, yumruklarını sıktığın, kendini kavganın meydanlarına attığın konulara bugün gülüp geçtiğin olmuyor mu?

Hayıflandığın, nasıl da bunu yapabildim dediğin…

Üzüldüğün…

Özrü hak ettiğini düşünüp helallik almak gerektiğine kanaat getirdiğin…

Olmuyor mu?

BİR söz değiştirmiyor mu insanı?

Alabora etmiyor mu bazen?

Ya da fırtınaları dindirip muhabbetin sakin limanlarında sükûna erdirdiği…

Bir bakış örneğin…

Seni senden alıp tekrar başkalaşmış bir kalp ile kendine iade ettiği hiç mi olmadı?

Düşün.

Zirvelerde bayram şenliği yaşatmadı mı, hiçbir vakit?

TÜM bunlar kendimizle ne kadar tanış olduğumuzun kilometre taşları gibidir.

Üzüntüler, kederler, acı sınavlar hep bizi bize buldurmak içindir.

Kendimize vuslat etmek içindir.

Sevinçler de öyle.

Sevmeler, sevilmeler…

Saadet zamanları…

Fedakârlıklar…

Hepsi kendi iç derinliklerimizi tanımak içindir.

Kendine “Hoş geldin” diyebilmek için…

Kendi kendine “Hoş gelenim” cümlesini kurabilmen için.

KENDİNİ kâfi derecede tanıyamadığında sevdiklerini tüm gerçeği ile tanıyabilir misin?

Eşini, çocuklarını…

Anneni, babanı ve dostlarını…

Hepsi birbirine bağlı ve daima birbirini açan anahtar mesabesinde…

Tesbihin imamesi gibidir kendini tanımak.

Başlangıç noktası burasıdır.

Ve bitiş noktası da…

PEKİ, kendimizi tanımak için neler yapıyoruz?

Neler yapmıyoruz ki!

Yeteneklerimizi ortaya çıkarmak, duygularımızı fark etmek için pek çok şey yapıyoruz.

Doğru mu bu yaptıklarımız derseniz bundan emin değilim.

Yararsızdır diyemem elbette ama yeterli mi, istenen sonuca ulaştırıyor mu, bilemem.

Buna her birimiz bireysel cevaplar üretmek durumundayız.

Günümüz popüler dünyasının yine popüler verilerini kullanarak bunu yapıyoruz, kurslara gidiyoruz, sertifikalar alıyoruz…

Bunlarla şartlanmış bile olabiliriz.

Negatif şablonlarımızı bertaraf ediyoruz derken acaba yeni şablonlara mı kendimizi mahkûm ediyoruz sorusunu kenarda hep hazır tutalım.

BİR yaratıcımız var.

Bizleri dünyaya gönderme sebebi var?

Bizi anlatan metinleri var.

Bu metne, vahye ne kadar doğru, sahih ve sürdürülebilir bir yönelimimiz oluyor dersiniz?

İşte, söz geldi buraya dayanmıştı.

Ve titretici soru soruldu.

“Kur’an-ı Kerim ile tanışıyor musun?”

Hemen cevap vermek yanıltıcı olabilirdi. Aceleciliğin tuzağının kapanına yakalanabilirdik.

Soru, “Kur’an’ı biliyor musun?” şeklinde değildi.

Kur’an’ı okuyor musun?” da değildi.

“Kur’an-ı Kerim ile tanışıyor musun?”

Hadi, gelin de bu ağır ve belirleyici soruya cevap verelim babayiğit isek?

Zordu.

Altında ezilip kaldık, maalesef.

TEMEL mesajı kendimizi ancak ve öncelikli olarak yüce kitabımız ile tanıyabileceğimizdi.

Deniliyordu ki; Kur’an-ı Kerim ile ne kadar tanışıyorsan kendini o kadar tanırsın.

Kendini ne kadar doğru ve fıtrata uygun olarak tanırsan başkalarını da o kadar tanırsın…

Kendimize dönerek bıkıp usanmadan bu soruları sormalıyız.

Kur’an’la tanışıyor muyum?

Ne kadar tanışıyorum?

Kendini Onunla ne derece tanımlayabiliyorum?

Kendi kişiliğimi ne seviyede Kur’an ile açığa çıkarıp kökleştiriyorum?

Ya Selâm!

Yorumlar