1796 Defa Okundu

Mazisi derin bir milletin bugünkü temsilcileri olarak tarih ve edebiyat penceresini açmayı ihmal ediyoruz. Halbuki Tarih ve Edebiyat birlikte ele alındığında  bir milletin dna’sını ortaya koyabilir. Özellikle divan şiiri milletimizin düşünce yapısını, sosyal ve siyasal yaşama bakış açısını gözler önüne sermektedir. Divan şiiri ve döneminin şartları ile Osmanlıyı ele aldığımızda edebiyat ve sanata çok önem veren bir devlet yönetimi ile karşılaşıyoruz. İdarecilerin kendilerine yönelik eleştirilerde oldukça tahammülkar ve farklı görüşlere açık olduğunu görüyoruz. Açık olmasalar Ömer Nefi o kadar yaşar mıydı ? Yine kellesini kurtaramadı ancak dönemin Sultanı tarafından sanatına verilen değerden ötürü pek çok defa korundu - uyarıldı. Hatta idamından vazgeçilecekken sadrazam ten rengini hicvettiği için idama devam edildiği rivayet edilir. 


Merhum hemşehrimi alıp günümüze getirelim... Kaç gün özgür kalır?  Bizden başlar önce hicvetmeye. Google’da   “divan şiirini Türkçe anlamı” ifadesiyle aradığımız için o keskin dili ile bizi yerden yere vurur. Eğitim seviyemizle alay eder. İdarecileri yayık ayran gibi çalkalar. Ancak ne kadar özgür kalır? Birinin yarasına, yanlışına veya eksiğine dokunduğunda başına ne iş gelir, hakkında kaç dava açılır, kaç kez sulh ceza hâkimliğine çıkardı? Yahut kaç kişinin taşlı, sopalı, bıçaklı saldırısına maruz kalırdı...

 Hiciv ustasından örnekle temel problemimiz tahammül. Toplumun tüm kesimlerinde yönetilenden – idareciye kadar birbirimize tahammülümüz yok. Kimse bizi eleştirmesin, bir eksiğimizi söylemesin, bu yaptığın yanlış demesin istiyoruz. Eleştirinin düşünce ve eyleme bir katkı olduğunu unutuyoruz. Bu yüzden gelişemiyor, yanlışlarımızdan kavi doğru sonuçlar elde edemiyoruz. Biz mükemmeliz dedikçe bencilleşip olumsuz her duruma ve eleştiriye karşı tahammülsüzleşiyoruz.
 
 
Sabır ve tahammüle ihtiyacımız var.

 

 

 

Yorumlar