1232 Defa Okundu

Suudi Ailesi ve Siyonizm

Yahudi devletinin kuruluşu ile Suud devletinin kuruluşunun aynı amaca yönelik olmuştur. Filistin’in Yahudilere verilmesi için bu İngilizler tarafından Suud Devleti kurulmuştur.

İngilizler, Şerif Hüseyin’i ikna etmek için bizzat sömürge bakanı Winston Churchill’in 1921 Kahire Konferansı’ndan sonra görevlendirdiği casus Lawrance Şerifle görüştü. Şerif’e yıllık 100 bin rupi rüşvet teklif edildi. Ama Şerif Hüseyin Arap davasını ve Filistin’i parayla satmayı kabul etmedi.

Şerif Hüseyin teklifi kabul etmeyince Lawrence İbn Suud ile görüşerek, teklifi kabul etmeleri durumunda Arabistan’ı kendilerine vereceklerini, ibn Suud ve Vahhabilik düşüncesinin önünü açacaklarını teklif etti. İbn Suud, bu cazip teklifi kabul etti. Fakat bu arada kendisine de aynı teklif götürülen ve bir Osmanlı dostu olan İbn Reşid’de kabul etmedi. Üstelik 1920 yılında topraklarını Irak’a kadar genişletti. İngilizler, İbn Reşid ve Şerif Hüseyin arasında kendilerine karşı bir ittifak olabileceği endişesiyle İbn Suud’u desteklediler. Suud ailesinin geleneksel düşmanı olan Reşid kabilesi İngilizlerin ve ibn Suud’un saldırıları karşısında başarsız oldular. İbn Suud’a aylık 10 bin sterlin altın verildi. Neticede Eylül 1921’de İngilizler İbn Suud’u Hail üzerine saldılar ve Kasım 1921’de Hail, İbn Suud tarafından ele geçirildi. Bu saldırıda İngilizlerin güçlü Hind birlikleri ve silah desteği de savaşın kazanılmasında etkili oldu. Bu zaferden sonra İngilizler İbn Suud’a yeni bir unvan verdiler. O artık “Necid Emiri ve Aşiretlerin Reisi” değildi. “Necid ve Necid’e Bağlı Toprakların Sultanı” idi. Neticede Hail yıkılmış ve toprakları İmparatorluğun Necid Sultanı’na katılmıştı.

İbn Suud artık tamamen İngiliz silah ve askeriyle donatılmış bir şekilde bölgede güçlendi. Bütün bu olanlardan sonra Şerif Hüseyin yine Filistin’in Yahudilere verilmesini kabul etmedi ve kendisine oğlu tarafından getirilen antlaşmayı okumadan yırttı. İngilizler, artık Şerif Hüseyin’i ikna edemeyeceklerini anladılar. Bunun üzerine ibn Suud’ u Şerif Hüseyin’e karşı harekete geçirdiler. Eylül 1924 yılında Suud, Taif’i aldı. Konferansın ardından Kudüs’e giden Churchill, Şerif Hüseyin’in oğlu ve Ürdün emiri Abdullah’ı ikna etti. Abdullah, Arabistan’da İbn Suud ile babası arasındaki savaşta babasını desteklemedi. Ekim 1924 yılında Mekke alındı. Şerif Hüseyin savaşı kaybedince tahttan çekildi. Ocak 1925 yılında Cidde’yi de alan ibn Suud, bölgeye tamamen egemen oldu. Böylece Hicaz’ın yeni kralı ibn Suud oldu ve diğer Avrupalı devletler Şubat 1926 yılından itibaren onu tanıdılar. 1936 yılında yeni devletin adı Suudi Arabistan oldu. Bu ismin babası da İngilizlerin Ortadoğu masası görevlisi George Rendel oldu.

Neticede Balfour Deklarasyonu’nun en çok gözden kaçırılan noktalarından bir tanesi, İngiliz İmparatorluğu’nun “Yahudi halkına ulus devlet” kurulması için “elinden geleni ardına koymayacağını” ilan etmiş olmasıdır. Evet, bugün dünyadaki birçok ulus devlet İngiliz İmparatorluğu tarafından oluşturulmuştur; fakat Suudi Arabistan’ı diğerlerinden ayıran unsur, kuzey ve kuzey batı sınırlarının İsrail’in kurulmasına ortam hazırlayan bir biçimde çizilmiş olmasıdır. En azından Hail ve Hicaz emirliklerinin İbn Suud’un Vahhabileri tarafından yıkılmış olmasının asıl sebebinin bu emirlerin İngiliz İmparatorluğu’nun Filistin üzerinde Siyonist projeye zemin hazırlama sürecini reddetmiş olmaları olduğunu biliyoruz. (Numan Abdülvahid/Mondoweiss.net)

Türkiye ile İlişkiler

1926 yılında Türkiye Cumhuriyeti Suudi Arabistan’ı tanıdı ve Cidde’de bir maslahatgüzarlık açtı. Daha sonra unvanlarından sultan kelimesini çıkararak kendisini Hicaz ve Necid kralı ilân etti. 1934’te Suûdîler’le Yemen arasında imzalanan Tâif Antlaşması’yla Necran ve Cîzân’ı da topraklarına kattı. 1929’da Türkiye Cumhuriyeti ile Hicaz ve Necid Krallığı arasında dostluk antlaşması imzalandı. 1932’de Abdülazîz’in oğlu Emîr Faysal, Türkiye’yi ziyaret ederek babasının mektubunu Mustafa Kemal’e takdim etti. Aynı yıl İngiltere’nin kendisini resmen tanıması üzerine Abdülazîz b. Suûd unvanını Suudi Arabistan kralı şekline dönüştürdü.        

Suudi Arabistan ve Petrol

1932’den itibaren maliye, hariciye işlerini sürdürecek kurumları hayata geçiren Kral Abdülazîz, dinî liderlerin itirazlarına rağmen 1933’te petrol imtiyazını Amerikan şirketine vermesinin ardından dünya gündeminde yer almaya başladı. Suudi Arabistan’ın ülkeden çıkarılacak petrolden istifade etmesi II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşti. Petrol gelirleriyle yollar, limanlar, hastahaneler, sulama kanalları, yeni şehirler kuruldu ve hac hizmetleri geliştirildi.

Suud Hükümdarları

  • Kral Abdülaziz Bin Suud (1876-1953): 1932’den 1953’te ölümüne kadar 21 yıl tahtta kalmıştır.
  • Kral Suud Bin Abdülaziz (1902-1969): Kardeşi Faysal tarafından devrilinceye değin 1953-1964 arasında 11 yıl tahtta kalmıştır.
  • Kral Faysal Bin Abdülaziz (1904-1975): Kuzeni Faysal bin Musaid tarafından öldürülünceye kadar 1964-1975 yılları arasında 11 yıl tahtta kalmıştır.
  • Kral Halid Bin Abdülaziz (1912-1982): Ölümüne kadar 1975-1982 yılları arasında 7 yıl tahtta kalmıştır.
  • Kral Fahd Bin Abdülaziz (1921-2005): Ölümüne kadar 1982-2005 yılları arasında 23 yıl tahtta kalmıştır.
  • Kral Abdullah Bin Abdülaziz (1924-2015): Ölümüne kadar 2005-2015 yılları arasında 10 yıl tahtta kalmıştır.
  • 2015 yılında, 1936 doğumlu Salman bin Abdulaziz
  • Veliaht Prens Muhammed bin Selman.

Faysal, 1967 Arap-İsrail savaşında Petrol ambargosu uyguladı. Faysal, 1975 yılında kuzeni Faysal Bin Musaid tarafından öldürüldü, Faysal Bin Musaid derhal idam edildi.

Kral Fahd 1986 yılında kendisine “İki Kutsal Mescidin Koruyucusu” ünvanını verdi. Fahd 1995 yılında felç geçirince, tüm yetki ve sorumluluklar Fahd’ın öldüğü 2005 yılına kadar aşama aşama Abdullah’a geçti. 2015 yılına gelindiğinde ise uzun bir hastalığın ardından Abdullah öldü ve veliaht prens Salman Bin Abdülaziz yeni kral ilan edildi.

Dört yıl için tayin edilen kabinenin önemli bakanları Suûdî ailesine mensuptur. Suudi Arabistan’da ayrıca 150 üyeden oluşan bir Meclis-i Şûrâ bulunmaktadır. Ülke başşehir Riyad, Mekke ve Medine ile birlikte on üç idarî bölgeye ayrıldı ve her bölge kraliyet ailesinden bir emîrin idaresine verildi. Son yıllarda belediye teşkilâtları kuruldu. Belediye başkanlarının seçimle belirlenmesi Kral Abdullah’ın açılım ve değişim politikası olarak değerlendirilmektedir.

 

Yorumlar