808 Defa Okundu

Rusya’nın askeri doktrini Mart 2014’de Kırım’ın ilhakından beri uluslarası politika ve güvenlik tartışmalarının ana gündem maddelerinden birisini oluşturmaktadır. Özellikle ABD ve Avrupa’da Putin yönetimindeki Rusya’nın yeniden büyük güç olmayı amaçladığı,1990’larda yaşadığı çöküş ve kaos ortamından dolayı terk etmek zorunda kaldığı yakın çevresinde tekrar güç sahibi olmayı amaçladığı yaygın görüştür. Batı için Rusya’nın zengin doğal kaynakları, nükleer kapasitesi ve silahlanma çabaları birer tehdit unsurudur.

Rusya’nın Eylül 2015’de Suriye iç savaşına doğrudan müdahil olması ve Batı’nın politikalarından farklı bir politika izlemesi, Batı odaklı yakın çevre bakış açısının eksik olduğunu, Rusya’nın yakın çevresi dışında da hedefleri bulunduğunu göstermektedir. Bu süreçte en çok tartışılan Rusya’nın büyük stratejisinin ne olduğudur. Bu tartışmalarla yakından bağlantılı olan Rusya’nın stratejik kültürü, ulusal güvenlik politikası ve askeri doktrinidir.

Suriye’deki jeopolitik çatışma Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasında gerçekleşmektedir. SSCB’nin çöküşünün ardından Doğu’da ve Ortadoğu’da siyasi bir boşluk meydana gelmiştir. Böyle bir ortamda ABD Büyük Ortadoğu Projesi adını verdiği bir projeyi hayata geçirmeye başlamıştır. ABD kendisini hegomonik bir güç olarak kabul ettirmek için kaos stratejisini devreye almıştır.1990’larda Rusya zayıf olduğu için ABD’nin hareketlerine pek karşılık verememiştir. Bugün Putin ABD2nin Ortadoğu kaos oluşturma siyasetine aktif bir biçimde karşılık vermeye başlamıştır. Rusya’nın Suriye’ye verdiği askeri destek Avrasya Jeopolitiği bağlamında bir hareket olarak değerlendirilebilir. Suriye tek kutuplu dünya düzenini temsil eden ABD ile çok kutuplu dünya düzenini temsil eden Rusya arasındaki savaşın merkezinde bulunmaktadır.

Türkiye ve Rusya ilişkileri kısa bir zaman dilimi dışında tarihin her döneminde kırılgan olmuştur. İki ülke arasında Osmanlı döneminde çok sayıda savaş yaşanmış ve savaşlar kadar da barış anlaşmaları imzalanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında emperyalistlere karşı bizim yanımızda yer alan Rusya’yı daha sonra ülkemizin Doğu bölgelerinden toprak ve boğazlardan bazı taleplerde bulunurken de görebiliyoruz. Burada yine en temel dış politika kuralı karşımıza çıkmış oluyor; devletlerarası ilişkilerde ebedi dostluklar ve düşmanlıklar yoktur sadece ve sadece çıkar ve menfaat ilişkileri vardır. Tarihte, Rusya’nın mağlup olduğu tek savaş Karadeniz üzerinden kuvvet uygulanan 1853 Kırım Savaşı’dır. Ne Napolyon, ne de Hitler, Avrupa üzerinden Ruslara yaptıkları saldırılarda muvaffak olamamışlardır. Bu bağlamda bugün de Rusya’nın yumuşak karnı olarak tabir edilen Karadeniz’in kontrolü Türkiye’nin elindedir. Karadeniz Avrupa’ya kıyasla birden fazla noktadan cephe açmayı kolaylaştıran bir jeo-stratejik özelliğe sahiptir. İşe birde tersinden bakarsak bugün Türkiye’nin Suriye’de askeri güç kullanması, Suriye hava sahasını kontrol eden ve legal olarak Suriye’de bulunan Rusya ile işbirliğine bağlıdır. Suriye’de bulunan ve özellikle PYD/YPG konusunda Türkiye ile tezat düşüncelere sahip olan ABD ile Türkiye’nin işbirliği şansının olmadığı bir dönemde Rusya ile işbirliği Türkiye’nin elini güçlendirmektedir ama tabi ki işler göründüğü kadar kolay değildir, Esad Rusya’nın bilgisi haberi olmadan askerlerimizi asla şehit edemezdi hatta ve hatta Türkiye’de birçok insan askerlerimizi doğrudan Rusların şehit ettiğini düşünüyor.

Rusya ekonomi, enerji ve savunma alanlarında Türkiye’ye alternatif seçeneler sunan bir konumdadır fakat her şeye rağmen karşılıklı bağımlılık ve derinlikten söz etmeyi veriler desteklememektedir. Suriye’de 2015 yılındaki katılımıyla savaşın seyrini değiştiren en önemli aktörlerden olan Rusya, İran’la birlikte Şam hükümetinin kilit müttefiki. Suriye’deki etkin hamleleriyle bir yandan ülkenin yeniden inşası ve enerji kaynakları için ticari kazanımlar elde eden Putin liderliğindeki  Rusya,bir yandan da sahip olduğu askeri üslerle askeri nüfuz alanını genişletmeyi başarmıştır.Tartus’ta deniz ve Lazkiye’de Hmeymim hava üssüne sahiptir. 3.000 civarında askeri personeli bulunmaktadır. Diğer büyük güçlerin aksine Rusya Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymamakta aksine bölgede yaşanacak istikrarsızlıkların petrol fiyatlarını arttırmasından fayda sağlayacak olan bir ülkedir. Ancak Ortadoğu özellikle Soğuk Savaş yıllarından itibaren Rus dış politikasında önem verilen bir bölge olduğu ayrıca ABD, AB, Rusya ve Çin gibi önde gelen uluslararası aktörler arasındaki rekabetin yoğunlaştığı alanlardan biri olduğu için Moskova’nın bu gelişmelere kayıtsız kalması beklenemezdi. Suriye ve SSCB tarih boyunca yakın ilişkiler yürütmeyi başarmış iki devlet olmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrası 17 Nisan 1946’da bağımsızlığını ilan eden Suriye’nin siyasal istikrara kavuşması uzun sürmüştür. Sadece 1949-1953 yılları arasında Suriye’de üç defa hükümet dearbesi,21 kabine değişikliği olmuş ve bu esnada iki askeri diktatörlük kurulmuştur. 1954 sonrası ülkede artık BAAS Partisi öne çıkmıştır ve Suriye BAAS’la birlikte Rusya için önemli bir ülke olmuştur. BAAS Partisi’nin komünizme sıcak bakması ve propaganda aracı olarak antiemperyalizmi seçmesi Suriye’nin SSCB yanında hareket etmesine sebep olmuştur. İki kutuplu sistemin son bulmasıyla Rusya kendi iç meselelerine dönmüş ve bu durumda ABD’nin özellikle Ortadoğu’da tek taraflı ve baskın politikalar izlemesine imkân sağlamıştır, Putin ile birlikte aslında Rusya sahneye geri dönmüştür. Rusya Suriye’ye müdahale etmeden önce ABD ile ikili görüşmeler yapmış ve yüksek ihtimalle bu ikili anlaşmalar neticesinde Rusya’nın muhalefeti zayıflatmak için adım atması kararı alınmıştır. ABD geleneksel bir rekabet yaşansa da ortak amaçlar için Rusya ile danışıklı dövüşü tercih etmiştir. 30 Eylül 2015 tarihinde başlayan hava operasyonlarından 167 gün sonra Putin operasyonun hedefinin gerçekleştiğini ve ana güçlerini Suriye’den çekeceğini açıklasa da bu hiçbir zaman hayata geçmemiştir ve askeri varlığı Rusya’nın azalmamıştır.

Suriye Savaşını önde götüren Rusya uzun vadede ABD liderliğindeki koalisyonda yer alan ülkeler karşısında uzun vadeli bir stratejik avantaj yakalamış durumdadır. Rusya’nın bundan sonraki asli stratejik hedefi gelişkin elektronik tabanlı hava savunma sistemlerini kullanarak ABD öncülüğündeki koalisyonu Suriye topraklarından çekilmeye zorlamak olabileceği düşünülmektedir.

Özet olarak Rusya Esad harici bir rejimi Suriye’de istememektedir, düşen petrol fiyatlarıyla birlikte ekonomisi daralacak bir Rusya ve aynı zamanda ABD gibi Dünya’nın en büyük silah üreticilerinden biri olan Rusya’nın bölgede barış ortamını istemesi biraz ütopik olacaktır. Peki bütün bu gerçekler ortadayken Suriye ile 900 km’den daha fazla sınıra sahip olan, milyonlarca Suriyeliyi topraklarında barındıran ülkemiz Türkiye ne yapmalıdır? Bu da bir başka yazı konumuz olsun.

Corona Virüsü süresince kendimizin, ailemizin, çevremizin ve bütün vatandaşlarımızın sağlığı için evimizde kalalım, bugünler elbet geçecek.

 

 

Yorumlar