Suç ve ceza

Yok, yok öyle hemen peşin hükümlü davranmayın.

Yok, yok öyle hemen peşin hükümlü davranmayın. Ben ne size ne Dostoyevski’nin yazdığı dünya edebiyatın önde gelen romanı Suç ve Ceza’dan bahsedeceğim ne de eserin başkahramanı olan Raskolnikov’un anlam veremediği fakirler ile zenginler arasında acımasız ayrımdan. Korkmayın ben Raskolnikov’u suç işlemeye iten sebepleri de sıralamayacağım.

Onun işlediği cinayetlerin ardından yaşadığı iç çelişkileri özellikle de vicdan azabını da anlatmayacağım. Ben, ülkemizdeki suç ve ceza kavramlarının kişilerin bulundukları mevki, makam, şartlara göre nasıl anlaşıldığını ve yorumlandığını, adalet kavramının nasıl ayaklar altına alındığını, bedelinin bütün toplumu nasıl felakete sürüklediği/sürükleyeceğini; devlet kavramının da nasıl ortadan kaldırılacağını söylüyorum/söyleyeceğim.

Bilindiği üzere mücerret bir kavram olan devlet, bir kurallar, kaideler manzumesidir. Bu kuralların manzumesinin başında da hak vardır, hukuk vardır, adalet vardır. Eğer milli, sürekli ve umumi olması gereken hukuk; itibarsızlaştırılır, yozlaştırılır, yok sayılır ve ayaklar altına alınırsa işte o zaman kişilerin devlete olan güveni ile birlikte yaşama inancı da kaybolur. Kişilerin güvenini ve kendisine olan inancını yitiren bir devlette, devlet hatta aşiret dahi denilemez. Unutmayalım ki demokrasiyi korumanın yolu adil bir yönetim ve hukuktur. Bunun tek yolu da bu hizmeti üstlenen müesseseleri güçlendirmekten geçer.

Suç ve ceza kavramların gelince suç ve ceza; insanoğlunun yaradılışından beri vardır. En basitinden en karmaşasına kadar kişi, işlediği suçun nevine, boyuna ve boyutuna göre bir yaptırımla cezalandırılır. Çocuk, yaramazlık yapınca anne veya babasından azar işitir veya bazı şeylerden mahrum bırakılır. Komşularına rahat huzur vermeyen bir aile, komşuları tarafından dışlanır. Öğrenci, ders çalışmaz ödevlerini yapmazsa sınıfta kalır; okuldan atılır. Trafik kurallarını ihlal eden bir sürücü ya kaza yapar yahut ihlal ettiği kural için tespit edilen bir bedeli öder. Hırsızlık yapan, başkalarının malına canına zarar veren kişi, işlediği suçun oranına göre cezalandırılır. Kısaca kaçakçılık yapmadan adam öldürmeye kadar adlandırılan her suçun bir karşılığı, bir yaptırımı, bir cezası vardır/olmalıdır. Bu evrensel kural Türkiye Cumhuriyetinin siyasileri ile kurum ve kuruluşlarının yöneticileri için de geçerlidir.

Türkiye Cumhuriyetinde, gerek siyasilerin gerekse askeri veya bürokratların kişisel boyutta olsun ülke ve millet aleyhine kapsamlı olsun işledikleri suçun mutlaka karşılığı verilmelidir.
Bu noktadan hareketle 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana devlete ve cumhuriyet yönetimine karşı yapılan menfur darbe teşebbüsünü şiddetle, nefretle, lanetle kınıyorum.

Kendi meclisini bombalayan, kendi halkına ateş açanlar, mutlaka layık oldukları cezaya çarptırılmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin de asla ve kata tasvip etmeyeceğine yürekten inandığım bu hareketin mensupları en ağır biçimde cezalandırılmalıdır.

Bu yapılırken emri verenle o emre uymak zorunda kalanlar mutlaka ve mutlaka ayırt edilmeli kısaca er ve erbaşlar – ki bunlar darbeye teşebbüsün planlayıcısı değillerdir- Onlar, aldıkları emri uygulamak zorunda bırakılanlardır. Onlara karşı öfke ve kin duyulmamalıdır.

Sonuç olarak bu menfur darbe teşebbüsü bütün yönleri ile ele alınmalı, suçlular hukuk kuralları içerisinde en ağır bir biçimde cezalandırılmalıdır. Bütün bunlar yapılırken Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu gerçeği hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Yorumlar