2128 Defa Okundu

On beş gün kadar önce, 29 Ekim günü Marmaray’da sarıklı gence yapılanları yazarken, sadece sarıklı olanın değil, kemalistlerin de “dindar” olduğunu hatırlatmıştım. “Dindarlık” bir fikrin içeriğini unutup kabuğunu, kılığını, görüntüsünü yücelterek belirginleşir. İçerikten alamadığı doyumu kabuğu yücelterek alma çabasındadır dindar. Özden lezzet alamayınca, yüzeyi bayraklaştırarak zevk almaya niyetlidir. Aidiyetini anlamlandıramayıncataraftarlığını sivrilterek açığını kapatmak ister.“Dindarlık”ın sosyolojik anlamı bu. Her fikrin dindarı böyle davranır.

 Nitekim 10 Kasım’da “din”i de “dindarları” da gördük. Korkarım, görmeye devam edeceğiz. Meşhur 6 ilkenin yazılı olduğu şeritlerin ucunaçocuklar “secde ediyorlar.” –İhtimal ki, bu gösteriyi hazırlayanlar, çocukların hareketini “baş koymak” veya “adanmak” diye yorumlamak istediler. Ne var ki çocuk da öğretmeni de neye baş koyulacağını bilmiyordu. Örneğin “devletçilik” yazıyor şeritlerden birinde; her şeyin özelleştiği bir dünyada çocuk niye “devletçi” olsun ki… Çocuk, inkılapçılığı ne bilsin de adansın ona. Belli ki öğretmenimiz bir 10 Kasım alkışı almak istiyor. Çocuklardan değil ama ebeveynlerinden.

 Atatürk’e secde konusunda herkes Milli Eğitim Bakanlığı’na yükleniyor ama hadi itiraf edelim bakanın ve bakanlığın bu konuda yapacağı bir şey yok. Atatürkçülüğe dair dolgun bir içerik yok eğitimcilerin elinde. Güncel değil Atatürkçülüğün içeriği. En fazla 10. Yıl Marşı’na takılıp kalıyor.Eğitimcinin sığlığı ve gösteriye odaklanması da buna dâhil olunca, gösteri kültürü ve rüküş ritüeller meydanı alıyor. 

Hakikatle temasını kaybetmiş insanlar, hakikatin yanında durmanın bedelini ödemek yerine, hakikati yanına alarak, hakikati cebine sokarak, kendini hakikat üzerinden yüceltir. Hakikat, öğrencisi olunan mektep olmaktan çıkar, bir düello kılıcına dönüşür, kavga mızrağı haline gelir. Sadece başına sarık bağladığı için, üzerinde cübbeyle dolaştığı için, yeteri uzunlukta sakal uzatabildiği için birilerine “ehlisünnet” deniyor mesela. Oysa sünnete ehil olmak bir fikir işçiliğidir; akıl ve alın teri dökmeyi gerektirir. Fikri de işçiliği de göze alamayınca, kısa devreden kılık kıyafetle çözülüyor iş. Dindarlık!

 Sarıklılar manzarasından dönelim sözüm ona laikler manzarasına. Durum değişiyor mu? Bence hayır! Koca koca adamlar, yeryüzünde eşi benzeri olmayan bir uygulamayla, yılda bir gün 09.05’de kıyama kalkıyor, arabalar duruyor, acı sirenler çalıyor, o sırada orada bulunan turistler bir nevi Guinness rekoru denemesi var gibi şaşırıyorlar. Bir de ayağa kalkanlar kalkmayanları kalkmaya zorlayarak ancak bir dindarda görülecek bir yobazlık ortaya koyuyor. Erişkinler kıyama kalkıyor, çocuklara da secdeye kapanmak kalıyor.

İşin özü şu: Genel bir sorunla karşı karşıyayız. miadı dolmuş, içeriği geçersizleşmiş her ideolojiyi ancak bu tür kabuk ritüeller taşıyabilir. Garip ve acı olanı ise, "muhafazakâr camia" dediğimiz kesimin de İslam'a içeriksiz bir ideoloji muamelesi yapmaları. İslam’ı Müslüman taraftarlığına dönüştürmeleri. Sünnet ehli olmayı birkaç kıyafet parçasına kilitlemeleri. Bunun muhteşem bir içerik taşıyan fikri benimseyenlerinyetersizliğinden kaynaklandığı ortada. Bu durumda, dindarlık, biricik doyum seçeneği haline gelir. Çünkü hem daha elle tutulur, daha gözle görülürdür dindarlık gereçleri. Çabuk sonuç verir.

 O okullarda soruşturma başlatılmış. Soruşturmaya biz de katılalım. Ama cidden soruşturalım. Olmaz mı?

 

 

Yorumlar