4000 Defa Okundu

Düşünceleri ve sıra dışı hayat tarzı ile batı felsefesinde bir dönüm noktasını temsil eden Sokrates bilindiği üzere Antik Yunanistan’da Atina’daki demokrasi yanlısı rejim tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştır. Öldürülme sebebi tabi ki siyasidir. Çok tanrılı Yunanistan’da “tanrılara inanmamak” ve “gençlerin aklını çelmek” gibi nedenler halka sunulan bahanelerdir.

Sokrates’in demokrasiye karşı biri olduğu ve demokratik rejimi bir türlü kabul edemediği doğrudur. Fakat demokratik rejim ile doğrudan bir savaş içinde değildir. Aksine ülkesine çok faydalı biridir. Savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ile ünlüdür. Devlet adına önemli resmi görevler yapmıştır. Bu görevleri de büyük bir titizlikle yerine getirmiştir.   

Demokrasi yıkılıp yerine geçici bir süre oligarşik ve yine baskıcı bir sistem geçtiğinde bu sistem ile de arası iyi olmamıştır. Demokrasi tekrar kurulduğunda ise güçlü dostlarına rağmen siyasette etkili olmaya çalışmamıştır. Örgütlü iş yapan ve darbe niyeti taşıyan biri değildir. Zamanını sokaklarda dolaşıp insanlara hayatın anlamını sormakla geçirmiştir.   

Sokrates’in babasının taş ustası annesinin de ebe olduğu biliniyor. Sıra dışı biri. Hayatı boyunca tek kelime yazmamış. Yazı yazmanın hafızayı zayıflattığını öne sürüyormuş. Ömrünü felsefe öğretmeye adamış ama ömrü boyunca felsefe öğretmek için tek kuruş almamış. Babasından kalan mütevazi mirasla ölümüne kadar geçindiği söylenir.

Onu ölüme götüren süreci her okuduğumda aklıma bir sürü soru geliyor. Aslında ortada ölüm cezasına çarptırılmasını gerektirecek bir şey bulmak zor. Sürgünle kurtulması mümkün ama o sürgünü istemiyor. Para cezası ile kurtulması da mümkün fakat para cezasına da razı olmuyor. Huysuzluğu ile mahkemeyi ona ölüm cezası vermesi için zorluyor gibi.

Mahkeme yapılıyor. Mahkemenin tek çaresi ölüm cezası vermek oluyor. Normalde infazın hemen uygulanması gerekirken bazı dini törenlere denk geldiği için bir ay bekleniyor. Bu bir ay boyunca da yol geçen hanı gibi bir hapishanede kalıyor. Dostları ve ailesi tarafından sık sık ziyaret ediliyor. “İsterseniz sizi kaçıralım” diyorlar, kabul etmiyor.

Sokrates ahlaki yozlaşmanın had safhaya ulaştığı bir dönemde yaşadı. Ahlaksızlığa karşı büyük bir savaş başlatmıştı. Devlet için çalışırken herkesin kolayca göz yumduğu yolsuzluklara göz yummadı. Bir keresinde yönetim, başarısız donanma subaylarının tek tek değil toplu yargılanması için baskı yapmıştı. Direnen tek resmi görevli o idi.

Cezalardan ceza beğenmedi. Çünkü o zaman suçunu kabul etmiş olurdu. Tek sorunu dürüst olmaktı ve dürüstlüğün de bir cezası değil tersine ödülü olmalıydı. Nitekim “haksız yere öldürülüyorsun” diyen eşine “haklı yere öldürülseydim daha mı iyiydi” demiştir. Sokrates’in paraya pula değil dürüstlüğe zaafı vardı.    

 Sokrates ahlaksızlığa, baskıya, yolsuzluğa karşı mücadele noktasında incelenmesi gereken bir figürdür. “Beni öldürseniz bile benim gibi toplumu uyandıracak bir at sineği bulamazsınız” demiştir. Sokrates gerçek bilgiyi çok önemser. Ona göre iki türlü insan var. Bilenler ve bilmeyenler. Tüm iyi şeyler bilgiden gelir tüm kötü şeyler ise cahillikten. 

Belli ki yönetimin niyeti onu öldürmek değil ona bir ders vermekti. Ölüm cezasından kaçsaydı kaçardı. Sokrates yozlaşmış bir toplumda yaşamaktansa ölüme razı oldu. Kendini yaşatmaktansa fikirlerini yaşatmayı tercih etti. Ahlaksızların ve ahlaksızlığın üstüne tavizsiz bir şekilde gittiği için öldürüldü. *

İletişim: mustafatnc@hotmail.com

*Prof. Dr. Ahmet Cevizci’nin İlkçağ Felsefesi Tarihi isimli kitabından yararlanılmıştır.  

Yorumlar