1292 Defa Okundu

SIZINTIYI FARK EDEBİLMEK 

Allah’ım, nasip edersen yarın Ayasofya’da Cuma namazı kılacak; dünya gözdesi bu mimarî eserde dua edeceğiz. İslamın istişare, adalet, ehliyet-liyakat, itaat ilkelerini, iktidar sahiplerimizin gönüllerine öyle ilham et ki icraatları model olsun dünyaya da kurtulalım İslamafobiden; insanlığın huzurlu yaşamasına katkımız konuşulsun, iyiliğin yenilmez gücünü bize ihsan et diyeceğiz. Duamızı kabul ve makbul eyle Allah’ım! İman ettiğimiz İslamın temel ilkesine göre güçlü devlet, doktrin ve ideolojilere değil, adalete bağlı hareket etmeli. Nerede adalet, orada fazilet! Hiçbir sızıntı adaletli yönetimi sarsamaz. O yüzdendir ki doktrin ve ideoloji maskeli sızıntı baskı grupları ve karşıtlarını oluşturup bozmak isterler devletin temeli adalet terazisini. Kol gezer salgın misali haksızlık virüsleri, sarar durur vicdanları. Öfkeyle köpürmüş ağızlardan fışkıran damlacıklar içinde inerler beş para etmez kılalım diye ciğerlere, kabız olsun diye yüreklere. Nefs-i haine tutsak olur beyinler. Şimdiki salgın virüs derdi, ibretlik mi Allah’ım?

Ne monarşik tutkular, ne mezhepler ve sadece kendini ehl-i sünnet kabul eden tarikat-cemaat yorumlarıyla farklılaştırılan din, ne de faşist, komünist, sosyalist, kapitalist… doktrinlere dayandırıldı cumhuriyetimiz. Aklın ışığında belirlendi ilkeleri. Kurtuluş Savaşı da vererek aşk ile çarpan yürekler, engel tanımadan millî birlik içinde kurdu da cumhuriyeti, çok partili hayatta neler oldu?

Tamamlanamamıştı ya halk aydınlanması. Aklı gözünde millet, geçim derdinden birazcık kurtulup ferahlamaya başlayınca din sömürü sızıntısı dolandı siyaset diline. Başbakan, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz lafını edebildi. Kim çıktı karşısına?  İrtica geliyor yaygarası dillerinde başka bir dogmatik hareket! Tepkiyle, kargaşayla, sokak hareketleriyle…Ardından da geldi ilk demokrasi cinayetini işleyen dogmatik askerî darbe! Yakın tarihteki halk içre irtica, sağ sol, baş örtüsü…gibi sızıntı tahriki tartışma, çekişme ve çatışmalara karşı aklederek çözüm üretilebildi mi? Seçilmiş iktidarlar üzerinde yine sızıntı tahrikiyle baskıcı vesayet kurulmadı mı? Aydınım diyen niceleri de alet olmadı mı buna? Böylece de darbelere çanak tutma durumuna düşmediler mi? Milleti kutuplaştırma yolunda ideolojik süsü verilmiş faili meçhul cinayetler de sızıntı tahriki değil miydi, yaşamadık mı?

Hangi sızıntı bağırtmıştı milletin Meclisinde başörtülü vekile Merhum Ecevit’i, lütfen bu hanıma haddini bildiriniz diye? Hangi sızıntı coşkulu irtica, şeyh, tarikat haber programları yaptırmıştı ünlü medya mensuplarına da 28 Şubat sürecini yaşatmıştı? Merhum Demirel kendisini defalarca deviren vesayetin emrine hangi sızıntıyla girmişti de Merhum Erbakan için devletle mahkemelik demişti? Onun partisini hangi sızıntı bölmüş, böylece de yeni bir siyasî hareketin başlamasına yol açmıştı?

Sızıntıyı fark edebilmek için tüm sosyal grupların yararlı izlenimli faaliyetlerinin ayrıntılarını hassasiyet ve dikkatle incelemek gerek. Bukalemunca olabilirler. Elden ele dolaştırılan Sızıntı dergisi için kimse bu adın hangi bilinçaltını ele verdiğini fark edebilmiş miydi? Her alanda hizmet ehli görünüp, son iktidara da sızım sızım sızıp coşkulu iltifatlar almamışlar mıydı? Bir çelik irade geç de olsa fark etti sızıntıyı ama nereye kadar gitti iş? Şehitler, gaziler vere vere yaşamadık mı?

Bugün de nedamet getiren bazı vicdan duvarlarında sızıntı görülüyor. Darbe madurları edebiyatı niye? Darbecilerle yakın olan veya mahkemelerde hesap verme durumuna düşen kişiler kayrılıyor hatta makama getiriliyor tartışmaları niye bitmiyor hiç?   Hadi diyelim temizler de atama makamı bunu biliyor. Yanlış algıya neden olur diye niye düşünülmez, başka insan mı kalmadı? Gerçekten dava dostuysalar bizzat kendileri niye geri durmaz? Fetömetre mucitliği ve askerî projesiyle övülmüş general, gerekçe açıklanmadan tasfiye edildi diye ekranlarda niye tartışma gündemi olur? Mete Yarar’ın dikkat çektiği gibi daha önceki kumpas madurlarından niye hiç söz eden yok?

Adalet ve Kalkınma Davası diyorum 2001’den beri. Benimle yol arkadaşlığı edenlerin çoğu makamlar mevkiler edindi, zengin iş insanı oldu ya şahsıma bir katre düşmedi. İstemem yan cebime koy da demedim, eksik olsun, yeter ki adalet-liyakatle yapılsın her icraat! Tarihi değerlendirmeyle fikir üretme yoluna çıktığım davam için gerektiğinde Pembe İncili Kaftan (Ömer Seyfettin eseri, okunursa sözüm iyi anlaşılır.) üstüne de Şah huzuruna çıkar otururum. Lakin son gündemlerle içim yanıyor içim! İnlemeliyim:

74 affı çıkmasaydı 12 Eylül 1980 darbesi olmayabilirdi diyen saygıdeğer tarihçi Prof. Dr. Refik Turan’ı yine saygıdeğer hemşerim Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un liyakatine güvenip önceki TTK Başkanlığına atanma vesilesi olduğunu duyduktan sonra bu icraatla iftihar ededurmuştum hep ya şimdi şaşkınlık ve merak içindeyim: Adaletle yönetilsin diye YÖK başkanlığına bile daveti gereken aksakal (duayen) Refik Hoca, hangi sızıntıyla görevden alındı da yerine tartışmalı biri getirildi? Gerekçe neydi? Darbeye karışmışlara af çağrısını gaf kabul etti. Ancak önce Cumhurbaşkanım istemezse istifa etmem, saygısızlık olur dedi. Böylece kendisini atayan da fikrine ortak mı değil mi tartışmalarına neden oldu. Yüz bulamayınca da istifa etti ama bilinçaltı sızıntısı böyle açıkça ortaya çıkmaz hep. O yüzden atama makamları çok iyi bir liyakatmetre yapılandırmalı ki kamu vicdanı rahat olsun.

Şamil Tayyar, siyasetten çekildi, suskun. Mehmet Metiner gibi dava söylem ve kalemşörü sızıntı tehlikesine dikkat çekti diye Bakanla tartışma yaşadı ekranda. Hangisi hatalı tartışmalarına gündem oldular. Böylece dertleşme konuşmalarında da çok duyduğum dava mensupları yönetici ve kurmaylara ulaşamıyor mesajı da verilmiş oldu. Hoş mu yani?  Gel de kahrolup Aşık Ruhsati deyişini hatırlama! Gördüm iki kişi mezar eşiyor/ Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor! Sormak gerekmez mi? Ey siyaset ehli! Kimler ne sızıntılara kurban gitti de tarihe nasıl geçti? Yaşandı görüldü, biliniyor ama bugün herkesin elinde sızıntı bilgi ve belgesi yok. Bu nedenle devlet bilgi ve gücü elinde olanlar, yanlış halk algısı oluşmasın diye dikkatli icraat ve atamalar yapmalı.

Demokraside ben yaptım oldu denmez! Her icraat şeffaf ve kamu vicdanını ikna edebilir olmalı. Siyaset tutkunları bunu akletmeli. Halkta sessiz kaygı ve şaşkınlık! Kafalar karmakarışık! Bunca tecrübe ortada, açık. Sızıntıyı fark edebilme gücü kazansak ya artık!  

Yorumlar