1644 Defa Okundu

Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın, soğuk savaş dönemi ve sonrasında tek kutuplu dünya düzeninde, günümüzde çok kutuplu bir dünya düzenine doğru gidiş sürecinde hep uygulayageldiği bir geleneği vardır. Nedir o gelenek? Dünyanın değişik bölgelerinde, Ortadoğu'da ve Türkiye'de terör saldırısı olabileceği, terör saldırısı ihtimaline karşı vatandaşlarını uyarması, vatandaşlarının riskli bölgelere seyahat etmemeleri yönünde bilgilendirme yapmasıdır. Bunun anlamı şudur: Hedef kişilere ya da ülkelere aba altından sopa göstermektir. Terörist saldırı yaptırabilirim, canını yakabilirim, demektir. Bunu yaparken de koru kendisi tutmaz, maşa kullanır. İstihbarat unsurları ile onlara bağlı terör ve paramiliter grupları harekete geçirerek terör saldırısı yapar, sonrasında bunu dış politika aracı olarak kullanır.

Yani kısaca terör saldırısı olabilir demek, safiyane duygularla uyarı değil, saldıracağım ve canını acıtacağım demek, cinayet işleyeceğim demektir. 

Asrın siyaset önderimiz, karikatür karakteri ve çizgi film kahramanı 08/10/2021 tarihinde verdiği bir mülakatta "...İktidar birilerini silahlandırıp sokağa sürebilir öldürme olayları olabilir, siyasi cinayetler gerçekleşebilir, kaygılıyım!..." şeklinde açıklama yaptı.

Ülkede siyasi cinayetlerin olması kimin işine yarar? Yönetenlerin mi? Hayır! Muhalefetin işine yarar. Bu olaylar yönetenleri yıpratacağı için iktidarlar böyle bir şey istemezler, her zaman olduğu gibi bu tür olaylarda da kamu güvenliğinin sağlanması için her türlü önlemi alırlar.

Retkit açısından bunun anlamı nedir? Şudur: "Bunun olmasını istiyorum, Ülke karışsın, siyasi cinayetler olsun, toplumsal ve siyasal çatışmalar olsun, ben ve dostlarım da nemalanalım…" demektir.

Dış politikada ve siyasette terör, saldırı ya da cinayet olabilir demek, bir anlamda  olsun istemek veya yapacağım/yaptıracağım demektir. 

Türkiye siyaset tarihine baktığımızda siyasi cinayetlerin, saldırıların, terör eylemlerinin ve toplumsal çatışmaların yegane hedefinin iktidarları yıpratmak ve indirmek, muhalefeti güçlendirmek, kaos çıkarmak, muhalefeti iktidara getirmek olduğunu görürüz. Bütün bu olayların Ülkeyi siyasi, ekonomik ve toplumsal istikrarsızlık ortamına sürüklediğini biliyoruz. 60'lı, 70'li ve 90'lı yıllarda sağ-sol çatışmalarında, siyasi ve faili meçhul cinayetlerde, terör saldırılarında, pespaye demokratik parlamenter sistem içinde, Ülkenin kaotik istikrarsızlıklar ile koalisyon bunalımları içinde debelendigi ve 10 yıllarını kaybettiği, 100 milyarlarca dolar kaynağını heba ettiği, yadsınamaz bir gerçekliktir. 

Ülkede sağ-sol çatışmalarını, terör saldırılarını; Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Turgut Özal, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okkan, Necip Hablemitoğlu, Danıştay saldırısını, Hırant Dink cinayetini, Zirve yayınevi ve Rahip Santoro saldırısını, Gezi olaylarını, 6-8 Ekim Olaylarını, 15 Temmuz 2016 işgal-istila-terörist darbe girişimi vb. tüm siyasi cinayet ve saldırı girişimlerini CIA, MOSSAD, ASALA, PKK/YPG, FETÖ, DHKP-C, TK/ML, DEAŞ… vb. grup ve terör örgütleri gerçekleştirmiştir.

Ayrıca, bu Ülkede İslam ve Türkiye düşmanı emperyalistlere hizmet eden NATO'cu, darbeci ve cuntacıların darbeler sonrası gerçekleştirdikleri idamlar, Başbakan ve Bakanları asmaları da siyasi cinayetlere en büyük örnektir.    

 

Bu bağlamda bu Ülkede siyasi cinayetler olabilir demek olsun istemektir, Memlekete ihanettir!

Saygı ve selamlarımla…

Yorumlar