SİYASET VE DİN

Siyaset kelimesi Arapça bir kelime olup kelimenin sözcük karşılığı seyislik, at bakıcılığı olmakla birlikte sözlük ve ansiklopedilerde bir çok tanımı ve açıklaması bulunmaktadır. Bunlardan iki tanesinin tanımını kısaca verip asıl konum üzerinde durmaya çalışacağım.

            Siyaset kelimesi Arapça bir kelime olup kelimenin sözcük karşılığı seyislik, at bakıcılığı olmakla birlikte sözlük ve ansiklopedilerde bir çok tanımı ve açıklaması bulunmaktadır. Bunlardan iki tanesinin tanımını kısaca verip asıl konum üzerinde durmaya çalışacağım.

            1-Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esasının bütünüdür. 

2-Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma ve bu yollarla işini yürütmek anlamına gelir.

            Özellikle ikinci tanım eksenli tartışmalar sürekli insanlar tarafından yapılmış ve yapılmaktadır. Bunlardan biri ve en önemlisini “Din ve Siyaset” ilişkisinde görmekteyiz.

            Yüzde doksan dokuzunun güya kendisini Müslüman tanımladığı laik bir ülkede toplumsal her olumsuz olayın neden ve sonuçları dine fatura edilmektedir.

Bu değerlendirmelerin bir kısmı kasıtlı olmakla birlikte bir kısmı da dini kavramların bir takım siyasetçiler tarafından kullanılmasından kaynaklı yapılmaktadır.

Kasıtlı dedim; çünkü, bunların derdi her durumda dini olumsuz göstermeye çalışarak bu durumu fırsat bilmekte ve “Siyasal İslam’ın iflası” gibi saçma sapan değerlendirmeler yapmaktadırlar.

Bir kere “Siyasal İslam” diye bir kavram uydurma bir kavram olup ne sosyolojik ne de dini olarak bir karşılığı yoktur.

-“Siyasal İslam“ diye bir İslam yok!

İslam, birey ve toplum hayatına yön veren ahkamı ilahidir. İslam, hiçbir şekilde insan ve toplum hayatından soyutlanamaz, hele hele hiç yok sayılamaz!

Din, akıl sahiplerini kendi irade ve istekleriyle dünya ve ahirette saadet ve selamete kavuşturan ilahi kanundur. Bizim dinimiz en son din, İslam’dır.

Dünya ve ahiretimizin saadeti, huzuru dinimizin hayatımızda ne kadar yer aldığına bağlıdır. Birey ve toplumun hayatında din ne kadar varsa huzur da o kadar olur. Bugün toplumumuz büyük bir huzursuzluk yaşıyorsa bunun tek nedeni İslam’ın hayatımızda etkin olarak yer almamasındandır.

-Siyasetçiler dini amaçlarına ulaşmak için kullanabilir mi?

-Asla kullanamazlar!

Kullanılması durumunda kendilerine zarar verebilecekleri gibi dine mesafeli insanların dinden daha fazla uzaklaşmalarına da yol açacaklardır ki bunun ahiretteki vebali çok büyük olacaktır. 

 Ancak, dinin amaçlarını gerçekleştirmek için siyaset kurumu kullanılabilir. Ahkamı diniyyenin birey ve toplum hayatında etkin bir şekilde yer alması için herkes meşru sınırlar içinde her türlü aracı kullanmalıdır.

Çünkü, bireyin dünya ve ahiret saadeti için bu zaruret olup kullanılmaması vebal olabilir. Bugün ülkemiz başta kadın cinayetleri olmak üzere cinayetlerle karşı karşıya olup bu büyük sorunla başa çıkmada sorunlar yaşamaktadır. Yasal düzenlemeler sorunun çözümünde yetersiz kalmakta ve her geçen gün cinayetler artış göstermektedir.

-Bu ve buna benzer toplumu derinden etkileyen sorunların çözümü için neler yapılmalıdır?

Aslında bu sorunun bir çözümü var. Biliyorum bazı kesimler kuyruğuna basılmış kedi gibi “laiklik gidiyor, şeriat geliyor” diye feryadı basacaklar. Samimiyetimle giden gelen bir şey yok; ortada çok büyük bir sorun var ve bu sorun acil çözüm istiyor.

Cinayetlerin önlenmesinin adresi İslam Hukuku’dur. Gelin bir yıl deneme amaçlı İslam Hukukunu uygulayalım. Cinayet işleyenlerin cezasını İslam Hukukuna göre verelim.

Yüzde yüz demiyorum; yüzde bir milyon bir önceki yıla göre cinayetler belirgin düzeyde azalacaktır. Çünkü, Allah(cc)’ın hükmünün uygulandığı her yerde huzur ve saadet olur.

Kimse başka yöne çekmesin yapılacak hukuki düzenlemeler cumhuriyet rejimine zarar vermez bilakis rejimi güçlendirir. Çünkü, toplumu oluşturan bireylerin huzuru genel olarak devlete olan güveni artırır. Her huzursuzluk devlete olan güveni sarsar. Onun için emperyalist güçler bir toplumda sürekli çatıştırma ortamı oluşturmaya çalışır ki devlete olan güven azalsın.

-Bu durumu ülke olarak yaşamıyor muyuz?

Ben sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Toplumun her bireyi siyasetin dini kullanmasına karşı uyanık olmalı; çünkü, dinin siyasete alet edilmesi dine duyulan güveni zedelemektedir. Hiç birimizin bu durumu görmemezlikten geleme hakkımız yok, olamaz.

Dinimizin hayatımızda etkin yer alması için siyaset de dahil her aracı etkin kullanmalıyız.

 

 

             

 

Yorumlar