16356 Defa Okundu

Bunu daha önce de yaşayan bir ülke olarak tuzağın zeminini tencere tavaya kadar uzatma gayretinde olanlar, işin hakkını vermiş olmalılar.

1926 yılında yokluk içinde vefat eden, tabutuna dahi haciz konulan Sultan Vahdettin için, gemi dolusu altınlarla İngiltere’ye kaçtı diyenler,

12 uçak dolusu altın ve para ile kaçıyor manşeti atıp, Adnan Menderes’i idam sehpasına çıkaranlar,

28 Şubat soğuğunda boncuk boncuk ter akıtarak alaşağı edilen, Necmettin Erbakan için kayıp trilyon davası açanlar

Bugün de 128 milyar nerede sorusu ile Recep Tayyip Erdoğan için aynı tuzağı mı hazırladılar? 

Geçmişini bilmeyen, geleceğini bilemez söylemlerinin bugünlerde daha fazla anlam kazandığını net bir şekilde görüyor, idrak ediyoruz. Bu sebeple söylenilenlerin inandırıcılığı karşısında ‘bir fasık eğer ki size bir bilgi getirmişse öncelikle o bilginin doğruluğunu araştırın’ ayeti ile cevap vermek gerekir. 

Eski Cumhurbaşkanlarımızdan, Süleyman Demirel ‘tencere tavanın götürmediği hükümet görmedim’ demişti.

Bu söylemler yeni tezgâhların yol haritasını mı oluşturuyor? Bu cümleler kurulan tuzağın ana etkenlerini mi hazırlıyor iyi analiz etmek gerekiyor. 

128 Milyar sorusunu önce medyada gündeme taşıyarak, daha sonrasında ise kendilerine yakın olan avukatlar üzerinden balkonlara astırıp haber yapanlar, millete yeni bir yol haritası mı çiziyorlar?

 Belki de artık bu ülkede hükûmete muhalif olan her evde bu pankartlar asılacak ve millet bu soru ile kışkırtılmak istenecek. 

İyi niyetli olmayan bir tutum şu tuzağı da beraberinde getirebilir; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak’ın görev yaptığı süreci kapsayarak, aile içerisinde bir yıkım, millet nazarında da Erdoğan'a karşı bir güvensiz portre çizmek mi isteniyor?

Buraya kadar ki kısımlar soru ekinin tamamlanması gerektiğini düşündüğünüz, aydınlanmasını beklediğimiz bir sorunun cevap bulması ile doğru orantılı. 

Fakat bir de gerçekler var, çok yakın bir süreçte yaşanılan gerçeklerin bu sorularla ilintisi var ise o zaman ciddi bir sıkıntı var demektir. 

Şimdi yazımızı biraz daha açmamızda fayda var. Hatırlarsanız Amerika başkanlık yarışı sırasında Joe Biden bir açıklama yapmıştı. Türkiye'de yapılan darbenin başarısız olduğunu, artık darbelerin yöntemleri olmayacağını, muhalefet partilerini destekleyerek hükümeti düşüreceklerini anlatmışlardı. Acaba yöntem değiştiriyoruz dedikleri husus bugün dayatılan soru ile doğrudan mı ilgili?

Bu anlatımın o gün ki hali ile bugünkü karşılığı aslında net. Çünkü yakın bir süre önce devam eden saldırılar bu tutumu doğrular nitelikte.  

Akabinde ne olmuştu?

 Amerika'nın en pahalı reklam alanlarına ‘Stop Erdoğan’ yazılarının asılması bugün yaşananların ilk adımı olarak okunmalı mıdır? Amerikan başkanının kastettiği yöntem farklılığı bu soru ile mi başladı, bunu derin hatları ile sorgulamamız gerekiyor.

Özellikle tencere tava ile halkın nazarında hükümeti bitirmeye çalışan bir muhalif yapının olduğu artık daha net ve aleni bir hal almışken, soruların nerden, kimden, ne niyetle geldiğini de incelemek çok önemlidir.

Geçmişte yaşananlar bugünü doğruluyor dersek;

Abdülhamid döneminin yıkım stratejisi de benzer içerikler barındırıyordu.

Üniversite ayaklanmaları ile başlatılan süreç günümüzde Boğaziçi eylemleri olarak kendisini göstermiş,

Ankara eylemlerinde halkı sokağa davet etme usullerinin gezi parkı davetiyle tıpatıp benzerlik göstermesi de bir rastlantı mıydı?

Bu örneklerle anlaşılması gereken husus şudur; Öncelikle bazı odakların sırf hükümet devrilsin düşüncesiyle elinden geleni yaptığını görebiliyoruz. Bugüne kadar verilmiş olan örnekler tarihte yerini almış ve bizlere kadar uzanmış durumda. Bugün için geçmişte yapılanların birer tuzak olduğu aşikar ve net ise bugün yapılanların tuzak olabileceği ihtimalini de düşünmemiz gerekiyor.

Kaldı ki bugün ortaya atılanların bizzat Amerika gibi devletlerce tasdik edilen bir durumu da ortada duruyorken, hile, tuzak kokusu aramamak son derece saf bir eylem olur. 

Bütün bu tuzak ve eylemlere rağmen hükümet kanadının doyurucu bilgilerle halkı aydınlatması zaruri bir hal almıştır.

 Halk geçmişte doğru olanı bu güne kadar gecikmeli öğrenmiş, enkaza dönüşen yıkımlar telafi edilememiştir.

Aynı durumların yaşanmaması adına hassas, doyurucu bilgilendirme yapılması elzemdir. Muhalefet yapısının bu tarz sorular sormasına gelince, art niyet ve tuzak barındırmadığı müddetçe bu soruların sorulması kadar doğal bir durum olamaz. Soruların sorulabilmesi ve sorulan sorulara tatmin edici cevapların verilmesi de soran kesimler tarafından sağduyu ile karşılanmalıdır.

Siz ne derseniz deyin minvalinde kulaklarını kapatmak, niyetin iyi olmadığı anlamını taşıdığı kadar, sorduk, hükümet gereken bilgilendirmeleri yaptı teşekkür ederiz demekte ciddi bir erdemdir.

Sonuç olarak Dünya’da yeniden taşların karıldığı, pandemi belasının ülke ekonomilerini yerle bir ettiği süreçte aşıyı bulanlar zengin, aşıyı bulmayanlar ise yokluktayken, soruların değersiz olmadığını, bir kuruşa muhtaç olan insanlarımızın varlığının azımsanmadığını bildiğimiz kadar, bir kuruşun arayışına giren insanımızı kışkırtmak için tam zamanı demek de büyük bir ihanettir.

Umarım bu sorular tamamen devlet menfaatleri, halkın menfaatlerini korumaya çalışan iyi niyetli sorulardır. Umarım sorulan soruya verilecek olan cevaplar, halkın güvenini, inancını zedelemeyecek bir duruşun neticesi olur.

Bu ülkenin dünya sahnesinde yer almasına, en iyi potansiyel ile en güçlü devletler liginde olmasına o kadar çok ihtiyacımız var ki. Bu güce ramak kalmışken 18 yıllık başarıları sıfırla çarpmaya kalkışmak mevcut iktidara haksızlık, sırf iktidar gitsin diye böyle bir iftiraya tevessül etmek ise büyük bir hata olur. 

Yorumlar