20 °c

Sıra cemaatlerde mi?

Beş yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paralel Yapı olarak gündeme getirdiği ve devlet olarak üzerine yürüdüğü FETÖ Terör örgütünden sonra şimdi de Adnan Oktar grubunun çözüldükçe akıllara durgunluk veren ilişkiler yumağı üzerinden cemaatlere yönelik bir algı oluşturulmaya başlandı.

Müslümanlığı asırlarca dört başı mamur halde taşıyan hiçbir konuda ifrata ve tefrite kaçmayan Ehlisünnet yolundaki Müslümanlar bu algıdan zarar görmeye başladı.

Konuya bu pencereden bakıldığında ehlisünnet dışındaki birçok mezhep ve fırkayı öne çıkaranların esas amacı bu coğrafyada İslamiyet’i özüne uygun ve geleneksel halde yaşayan ehlisünnet Müslümanları ve onların beslendiği cemaat ve tarikatları yok etmektir.

İslam düşmanları, “cemaat” kelimesinden yola çıkarak özünde asla “cemaat” veya “tarikat” kabul edilemeyecek yapılar üzerinden, ehlisünneti yok etmeye çalışmaktalar.

Ortadoğu’da iki asırdır planlanan ve tohumları atılan misyonerlik faaliyetleri ve çeyrek asırdan beridir de emperyalist devletlerin uzantısı olarak ortaya çıkartılan gruplar, hizipler ve terörist grupların fiili olarak yürüttüğü eylemlerin amacı dünya kamuoyunda Ehlisünnet Müslümanlığını yere çalmaktır.

SSCB’nin Afganistan savaşıyla birlikte dağılmasının ardından ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinde yapılan en büyük operasyon inanç operasyonuydu. Nitekim onun meyveleri bugün Suriye’de Irak’ta ve hatta ülkemizdeki terör olaylarında ortaya çıkan o bölgenin insanlarından anlaşıldığı üzere dünya kamuoyuna “İslam eşittir terör” imajı vermekte kullanılmaya başlanmıştır.

Bu planlı ve sinsi operasyonlar Irak’ta kafa kesmelerle boy gösterirken Anadolu’da da FETÖ gibi örgütlerle, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, devletin her kademesinde ve her sektörde kadrolaşmaya çalışan isimlerle devam ettirilmiştir. Bu operasyonlarda da yara alanlar hep ehlisünnet Müslümanlığı olmuştur. Bugün Adnan Oktar örgütünün ortaya çıkartılması da bu kaygıların hangi boyutlara çıktığını göstermektedir.

Türkiye’de elbette ki tarikat ve cemaatlerde yozlaşmalar mevcuttur. Çünkü devlet kontrolünde olmayan yani legal faaliyette bulunamayan her örgüt dış güçlerin provokasyonuna ve manipülasyonuna açık yapılar olmaya mahkûmdur.

Ama tarikat ve cemaatlerin devlet kontrolünde olduğunda nasıl numuneler yetiştirdiğine tarihimiz şahittir. Bugün bütün dünyanın hayran kaldığı Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Ahmet Yesevi gibi daha binlerce mutasavvıf hep tarikat ve cemaatlerde yetişmiş örnek isimlerdir.

Ama Cumhuriyetle birlikte -belki o dönemin konjonktürüne göre mecbur da olabilirler o ayrı bir konudur- yasaklanan tarikat ve cemaatler yeraltına inmiştir. Ve yıllar içinde paralel yapılanmaya kadar gidebilen örgütler oluşmuştur.

Ne acı bir gerçektir ki devletin yıllar yılı yasakladığı ve yok saydığı, görmezden geldiği tarikat ve cemaat yapılanmaları maniplasyonlara çok daha açık hale gelmiştir.

Ve bu ülkede devlete operasyon düzenlemek istendiği her zaman bu yapılanmalar üzerinden hem amaçlarına ulaşmakta hem her bir vakada ehlisünnet Müslümanlığı yara almaktadır.

Dün 28 Şubat sürecinde ortaya çıkan Müslim Gündüz provokasyonlarına bugün de Anıtkabir’de müftü karısı provokasyonunu çok rahat ortaya çıkartmaktadır.

Bu bütün saldırıların ve provakasyonların temeli ehlisünnet Müslümanlığına vurulan darbedir.

Dolayısıyla aklıselim Müslümanların bu büyük oyunları fark ederek sapla samanı karıştırmadan Müslümanlığa yapılan saldırıları fark etmesi lazımdır.

Politikacı maskesiyle, araştırmacı maskesiyle, Profesör ilahiyatçı maskesiyle, gazeteci maskesiyle cemaatlere saldıranlara çok dikkat etmesi gerekir.

Araştırıldığında hiçbirinin ehlisünnet olmadığı mezhep tanımadığı görülecektir.

Bu ülkenin geçmişine bakıldığında birçok etnik ve inanç farklılığı da olsa insanlar birbirine saygı sevgi ve anlayış içerisinde yaşamışlardı. Osmanlı bu farklılıkları yok edecek şekilde coğrafyasındaki insanları “İslam Milleti”, “Yahudi Milleti”, “Hıristiyan Milleti” diyerek üç kısımda ve hiç birini öne çıkarmadan ve diğerini ötelemeden sınıflandırmıştı. Dolayısıyla bugün hangi niyetle söylenirse söylensin coğrafyadaki insanları “Sünni”, “Alevi”, “Kürt”, “Türk”, “Laz”, “Çerkez” vb. gibi etnik olarak sınıflandırmak aslında bölmeye başlamanın ilk adımıydı.

Bugün bu bölünmenin ikinci adımı İslam milletinde yaşanan ehlisünnet Müslümanlıktır.

Hedef etnik ayrışmayı tamamlayan emperyalistlerin şimdi de “ehlisünnet” Müslümanlığı yok ederek Müslümanlığa karşı asrın savaşını kazanmaktır.

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA YAPILAN YORUMLAR1 YORUM
  • Fikrimce; 26 Temmuz 2018 15:30 Öyle bir puslu hava oluşturuluyor ki, karanlık mahfiller bizzat kendi ürettikleri FETÖ, DEAŞ, OKTAR GRUBU vb. cani, hain, kadın tüccarı ve buna benzer ünvanlar ile namlanmış, cehenneme yol olmuş İslam düşmanları üzerinden; Selçuklu, Osmanlı gibi İslam'ı en güzel şekilde yaşamış ecdadın emanetine sahip çıkan Ehl-i Sünnet kuruluşlar hedef tahtasına oturtulmuş vaziyette. İsyanım şunadır ki bütün bu pervasızlıklar Sünni omurganın oylarıyla iktidara gelenlerin döneminde oluyor. Yazık çok yazık!

    CEVAP YAZ 0 0 (0) Öne çıkart

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.