Şiddet sarmalı…

Galiba anlamak istemiyorlar... Ne medya anlamak istiyor, ne ricàl-i devlet...Okulda şiddet... Talebeler arasında kavga, linç.. sonra silah sesleri... Öğretmene bıçaklı saldırı, öğrencisine tekme tokat saldırı...

Galiba anlamak istemiyorlar... Ne medya anlamak istiyor, ne ricàl-i devlet...

Okulda şiddet... Talebeler arasında kavga, linç.. sonra silah sesleri... Öğretmene bıçaklı saldırı, öğrencisine tekme tokat saldırı...

Hastahanelerde dehşet... Doktorlara bıçaklı saldırı...

Mahkeme önlerinde çatışmalar... Silahlı ve onlarca kişinin karıştığı, cinayetlerin işlendiği “kan dâvası”na dönüşen şiddet...

Başörtülü kızlara alçak, zındıka bir karının sillet tokat saldırısı... Sarıklı, cübbeli bir delikanlıya metroda saldırı... Kindar gâvur şiddeti...

Trafikte maganda dehşeti... Önündeki araca “neden hızlanmıyorsun” tacizi... Ve ardından geri vitese takıp bu tavrına kızan kişiyi ezmek...

Hızla giden ve trafik terörü cürmü işleyen bir dolmuşta, asabî şoförü uyaran iki kızcağıza tekmeli tokatlı şiddet..

Hasseten metropollerde, böyle terör boyutuna varan envayı çeşit, türlü türlü trafik şiddeti...

* * *

Şiddeti “kadına şiddet” dar kalıbında ele alıp, ağyarını teşmil etmemek, görmezden gelmek; ya bakarkörlüktür ya da ihanet...

Şiddet konusunu hall’ü fasl eylemek istiyorsak evvelâ “şiddet”in efradını câmi ağyârını mani bir tanımını yapmak gerekir.

Yalnız tanımını değil, sebeplerini de masaya yatırmalıyız. Hem de acilen!. Dominant unsuru Müslüman bir ülkenin insanları, şu veya bu sebeplerle şiddet sarmalında çünkü..

Şiddet, okun yaydan çıkmasıdır... Şiddet, kendisinden güçsüz veya aşağı gördüklerine, gururu için, gücüne veya nüfuzuna güvenerek saldırmak...

Şiddet, “adalet”e güvensizlik kaynaklı, ihkak-ı hak (kendi hakkını kendi alma) zihniyetinin beyinsizlerde, cahillerde tecelli edişi...

Şiddet, tedavi edilmeyen, psikolojik (ruhî) hastalıklarla malûl insanların saldırısı... Bunlar başıboş (serseri) kaldıklarında tiner veya benzeri uyuşturucu zehirlerin bağımlısı olur ve beyinleri dumura uğradığı için durduk yere saldırırlar. Cinayetleri haddinden fazladır...

Şiddet, vatandaşı korumak ve kollamakla görevlendirilmiş polisin zaafına işarettir. Emniyet güçleri mükemmel ahlâk sahibi, iyi eğitilmiş, bilgili ve görgülü şahıslar olmalıdır... Zira maalesef bir de “polis şiddeti” var...

George Orwell’in “1984” romanındaki telesikrin ne ki? Dört cihetimizden kameralarla takip ediliyoruz. Lâkin domuzlar yine de başarıyor işlerini...

Zira koyunlar eğitimsiz ve saftirik!.. Ne haklarını aramasını biliyorlar, ne de kendilerini korumayı...

ABD’de hemen herkes silahlı. Bizdeki gibi değil orada silah taşımak. İsteyen istediği silahı göstere göstere taşıyabiliyor. Bunun tesiriyle biri bir başkasına kolayca silah doğrultamıyor tabi...

Adam yaralama, adam öldürme suçlarıyla yargı önüne çıktığında da sonucun ne kadar feci olacağını biliyorlar... ABD’de mahkûm olmak yerine ölmeyi tercih eder insanlar...

Zaten ölüm cezası da var.. Bizdeki gibi AB’ye şirin görünme uğruna idam cezasını kaldırmadılar. Elektrikli sandalyede gebermek mi istersin, iğne ile zehirlenerek mi, asılarak mı? Hepsi var eyaletine göre..

Beyler, bayanlar... Şiddeti bitirmek için önce samimi bir niyetle, besmele çekip konuyu tam tekmil masaya yatırın... Sonra idamı geri getirmek (kısasta hayat vardır) başta olmak üzere Allah’ın hukukuna sarılın...

Muhterem cumhurbaşkanımız “bizim kimsenin cinayetini affetme yetkimiz yok” derken pek güzel, çok doğru söylüyor da “bunun icabatı nerede?” diye sorarlar adama...

Yorumlar