164 Defa Okundu

Seyyid Yahya’nın kabri, Bakü’de İçşehir’de Hisâr içindedir. (Tatcı ve Akdemir, 2018: 65). Şirvani’nin dergâh olarak kullandığı Keykubad Mescidi’nin kıble tarafındadır, üzerinde klasik üslupta inşa edilmiş bir türbe bulunmaktadır. 16. yüzyılda şehirle birlikte hankâh da tahribata uğrar. Sultan III. Murad devrinde Bakü, Osmanlı idaresine geçince Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından yeniden imar edilir. Hankâhın girişine süslemeli bir tac kapı yaptırılır. Bu kapı halen ayaktadır ve Sultan Murad Kapısı olarak anılmaktadır. Türbe, sağlam halde günümüze kadar gelmiştir ve Şirvanşahlar Saray Müzesi içindedir. (Şirvanî, 2014: 19). 7 Seyyid Yahya Şirvani’ye ait türbe, halk arasında “Derviş Türbesi” ismiye tanınmıştır. (Giyasi, 2013: 84). Yahya Şirvani’nin, şeyhi Sadreddin’in kızıyla evlendiği ve üç oğlu olduğu bilinmektedir. Büyük oğlu Fethullah, babasından sonra bir sene kadar dergâhta şeyhlik yapmış, vefat edince babasının yanına defnedilmiştir. Diğer oğlu Emir Gülle de babasının hizmetinde bulunmuştur. Küçük oğlu Nasrullah-ı Şirvani, Kırım Hanı’nın daveti üzerine Kırım’a giderek kendisine tahsis edilen tekkenin şeyhi olmuştur. Kırım’a Halvetiyye Şeyh Nasrullah ile girmiştir. (Tatcı ve Akdemir, 2018: 54). Seyyid Yahya Şirvani’nin hayatı ve şahsiyeti hakkındaki bilgileri daha çok menkıbelerden öğreniyoruz.

Pek çok mutasavvıf gibi Yahya Şirvani’nin de menkıbevî hayatı dikkate şayandır. Menkıbevî hayatından; Şirvani’nin tasavvuf yoluna girişi, şahsiyeti,şeyhliği, riyazetleri ve halifelerine dair pek çok konuda bilgi sahibi olabilmekteyiz. Şirvani’nin menkıbevî hayatına dair bilgiler daha çok Cemâleddin Hulvî’nin Lemezât-ı Hulviyye eserinde yer bulmuştur. Seyyid Yahya’nın çocuk yaşlarda tasavvuf yoluyla nasıl tanıştığını menkıbelerden öğrenmekteyiz. Şirvani bir gün annesi ile yürürken bir zat gelip Şirvani’nin elinden tutar ve annesinin gözü önünde onu semaya kaldırır, gözden kaybolurlar. Orada çaresiz kalakalan annesi akşam olup da evine gittiğinde oğlunu evde görünce şaşırır ve nerelerde olduğunu sorar. Şirvani de o zatın elini tutar tutmaz havalandığını, gözünü açtığında kendisini ümmetin en seçkinleri içerisinde bulduğunu, orada etrafa nur saçan bir zata doğru ilerlediğini, kendisine dualar edildiğini anlatır. Daha sonra bir zatın o nur saçan zattan Şirvani’yi kendisine teslim etmesini istediğini, o zatın da teslim ettiğini, daha sonra da annesinin yanına geri gönderildiğini aktarır. (Şirvanî, 2014: 16). Daha çocuk denecek yaşlarda da Şirvani’nin şeyhlere ve tarikatlara büyük muhabbet duyduğunu, kendisine tasavvuf yolu nasip olması için gece gündüz dua ettiğini ve dervişlere gösterdiği edep ve muhabbet neticesinde kendisine bu yolun nasip olduğunu da menkıbelerden öğreniyoruz. Seyyid Yahya bir gün akranlarıyla çevgân oyunu oynaken oradan Şeyh Pirzâde hazretleri geçmektedir. Top da o esnada Pirzâde’nin önüne düşmüştür. Topun ardından koşmaya devam eden Şirvani, Pirzâde’yi fark edince durur ve edeple bekler, Pirzâde’nin önünden geçmez. Pirzâde, Seyyid Yahya’nın bu davranışını çok beğenerek ona dua eder. Dervişlerine dönerek onun, Peygamber Efendimiz’e layık olmasını ve velayet ehlinden olmasını niyaz eder. Seyyid’in gönlüne bir ateş düşer, Pirzâde’nin evine gider. Gece rüyasında Peygamber Efendimiz’i (sav) görür. Peygamber Efendimiz ona Şeyh Sadreddin’i göstererek Şeyh Sadreddin’in Seyyid Yahya’nın manevi babası olduğunu buyurur. Şirvani, uyanınca Şeyh Sadreddin’in yanına gider. Şeyh Sadreddin Şirvani’ye rüyasında manevi babası olarak takdim edilen zata benzeyip benzemediğini sorunca Şirvani ağlamaya başlar, şeyhin ellerinden öperek biat eder. (Tatcı ve Akdemir, 2018: 56).

Yorumlar