888 Defa Okundu

Necip Fazıl Kısakürek adamın birine “Sana alçak diyemem... Zira alçaklık da bir seviyedir” demiş. Gerçekten de günümüz dünyasında insan kılığına girmiş bazı mahlûkların söz ve davranışlarına bakıyoruz da iğrenmemek ne mümkün! Rahmetli Kısakürek yaşasaydı ne derdi bu hilkat garibeleri için bilmem ama ben, “içi pislik dolu çukur”, diyorum. Cehaletin sarıp sarmaladığı kusmuk beyinleri ile benzerlerine yol gösterip ahkâm kesen bu tip mahlûkatta her hangi bir değer ölçüsü aramak, pislikten lavanta kokusu beklemekten farksızdır.

Cehaletlerinin içi pislik dolu çukurlarında stant açan bu tip mahlûkatın vazgeçilmez sermayesi fitneliktir. Ömürleri karalamak, kötülemek, fesat çıkarmakla geçen bu yaratıklar, yalanı peynir ekmek misali tüketirler. Takiyeyi ustalıkla kullanan bu riyakârlar, bir şekilde palazlanmış veya palazlandırılmışlarsa işte o zaman “ben ki benim, benim doğrum en doğru”, der de başka bir şey demezler. Kavallarından sürüye kurt getirme nameleri dökülen bu beceriksiz sözde çobanların çevrelerine nizam verme iddiaları, sadece bilgisizlik ve cehaletlerinin dış yansımalarıdır. “Hanelerinde bin türlü teseyyüp bulunan” bu mahlûkatların laflarına inanmak, hele de peşlerine düşme gafletinde bulunmak çirkefe yatak sermekle eşdeğerdir.

Beyin ve kalp kiri, vücut kirine benzemez. Beyin ve kalp kiri görünmezler arasında kendine yer bulduğu için keşfi, kolay değildir. O nedenle beyinleri ve kalpleri kir ve pislikle dolu bu tip yaratıklar, normal insanlarmışçasına kendilerini uzun süre saklayabilirler. Ancak, kendilerine imkân verildiğinde hele de bir makam veya mevkie getirildiklerinde bütün çirkinlikleri ile birlikte gerçek yüzlerini de gösterirler. Toplumun her kademesinde kendisine yer edinmeye çalışan bu tip çukurlar; bazen siyasetçi, bazen sanatçı, kimi zaman sivil toplum örgütü mensubu, kimi zaman da gazeteci olarak karşımıza çıkar. Sergiledikleri akıldan, mantıktan, izandan uzak sözleri ile neme nem bir varlık olduklarını gösterirler.

Ziya Paşa’nın;“Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir.”, diye tanımladığı bu asılları belli mahlûkat, bozgunculuk yapmada, fesat çıkarmada, kötülemede ve ayrıştırmada mahirdirler. Rahmetli ninem böyleleri için “fitneyi fücur” derdi. Sorsan kendilerinin ıslah edici olduklarını söyleyen; ancak şerefin, haysiyetin, gururun, onurun yüz çevirdiği bu sefil yaratıklar, hadlerini bilmedikleri gibi edep ve adabın da ne olduğundan habersizdirler. Zıpçıktılıkları ile her konuya vakıf olduklarını ima eden ve her söze maydanoz olan bu yaratıklar, tasladıkları bilgiçliğin halk dilinde “ukalalık” olduğundan da bihaberdirler. Köksüzlüklerini ve bilgisizliklerini ezberledikleri birkaç popülist sloganla örtmeye çalışan yahut yüce dinimiz İslam’ın arkasına saklanıp kin kusan bu çürük zerzevatların en büyük hünerleri mekânları olan pislik çukurlarından nifak çamuru saçmaktır. Gerçi bu pisliklere hadlerini bildirmek, çukurlarını taşla veya toprakla doldurmak mümkündür. Ancak, bulundukları seviye öylesine düşüktür ki o seviyeye inmek eşrefi mahlukat olarak yaratılan insana züldür. Üzerlerine atılacak taş ve toprağa gelince; taş ve toprağın ukbada hesap soracağından korkan mümin gönüller;“bırakın hep pislik dolu çukur olarak kalsınlar”, der; der de iğrenerek bu çukurcukların bulundukları yerden uzaklaşır. Bu çirkef yüzücüleri de “bak işte bizden çekiniyorlar” diyerek azgınlıklarını artırmaktan geri durmazlar.

Siyasetin, ticaretin, sanatın ve edebiyatın olduğu kadar sosyal hayatın da her alanında rastlanan da haddini bilmez pislik çukur mensupları, kökleri çukurlarından ayrık otları ile dünyamızı kirletmektedirler. Yüzlerine tükürsen “oh, ne güzel yağmur yağıyor!”, diye de yüzlerini sıvazlayacak olan bu hilkat garibelerine bakan yamuklar dâhi; “beterin de beteri varmış”, diye şekilsizliklerine şükrederler.

Mevlana;“Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”, diyerek insanoğluna nasıl olması gerektiği hakkında yol göstermiştir. Olduğu gibi görünmek bir yana bukalemundan daha seri renk değiştirmekle kalmayan şekil de değiştiren bu çok yüzlü yaratıklar, insan olmanın temel tanımından zerreyi miskal nasiplerini almamışlardır. Milletine, devletine, insanına ve insanlığa hiç bir artı değer katmayan, katamayan üstelik kene gibi yapışan bu asalakları insana benzetmek de insana ve insanlığa hakarettir.

Genlerinde taşıdıkları nifak tohumlarıyla toplum arasına karışan çukur seviyeli bu azgın pisliklerin, pisliklerinden ve atacakları çamurlardan korunmak, eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanların birinci önceliği olmalıdır. 

 

 

Yorumlar