19 °c

ŞEKER FABRİKALARI

Bu konuda eğer yazmazsam vicdanen rahatsız olurum. Aslında daha önce tarım ve hayvancılık sorunları başlıklı yazımda şeker pancarı üretimi ve buna dayalı fabrikaların sayısının arttırılması gerektiği bağlamında bu konuya da kıyısından ve köşesinden değinmiştim.

      2018 yılı Şubat ayında Hükümet iradesi ve  Özelleştirme İdaresi Başkanlığının kararı ile 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesine tevessül edildi. Toplumun bazı kesimleri ve özellikle de muhalefet bu karara çok karşı çıktı. Bu kararın üreticiyi, çiftçiyi çok olumsuz etkileyeceği, şeker üretimini son derece azaltacağı, halen fabrikalarda çalışan işçilerin hayatını olumsuz etkileyeceği ve sağlığa zararlı mısır şurubu gibi sanayi ürünü tatlandırıcıların piyasayı ele geçirmesine yol açacağı belirtildi. Doğrusunu söylemek gerekirse yapılan eleştirilerin doğru olmadığını söylemenin olanaklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü yapılan veya yapılacak özelleştirmeler belirli bir süre sonra fabrikaların kapatılmasına, üretimin azalmasına, çalışanların ve çiftçilerin mağdur olmasına neden olacaktır. Bunlar kısa vadeli sonuçlardır. Uzun vade de tarımsal üretimin son derece derinden etkilenmesi, sağlıksız sanayi ürünü tatlandırıcıların piyasayı ele geçirmesi ve halkın sağlığını bozulması sonucunu doğuracaktır.

Bu kararın uzun vadede en hayati ve ağır sonucu ise enerji, silah ve ilaç sanayiinin yanı sıra en stratejik sektör ve milli güç unsuru tarım ve hayvancılık sektöründe gerilemeyi daha da hızlandıracak olmasıdır.

      Bu konuda mesele şu: Şeker üretimini kimin yapacağı değil, şeker üretiminin artması, fabrikaların sayısının artması, istihdamın artması ve ihtiyaç fazlasının sistematik ve kurumsal organizasyonlarla ihracının yapılmasıdır. Bu devlet eliyle veya özel sektör eliyle olabilir. Önemli olan bu yapının sağlıklı işletilmesidir. Üretim, ticaret, sanayi veya işletmeler özel sektörün yeterince güçlü olmadığı ülkelerde devlet elindedir, özel sektör güçlendikçe ise izlenen liberal ekonomi politikaları ile birlikte ise yapı özel sektöre devredilir. Devlet merkezi planlı devletçi ekonomi politikası yürütüyorsa üretim ve tarımsal ürünlerin degğerlendirilmesi devlet tarafından yürütülür, liberal serbest piyasa ekonomisi yürütüyorsa özel sektör tarafından yürütülür. Dünyada  bugün   hakim görüş liberal serbest piyasa ekonomisidir. Ekonominin özel sektör eliyle yürütülmesidir. Liberal ekonominin kurucusu olarak kabul edilen Adem Smith “ Ulusların Zenginliği” adlı kitabında  “ Bırakınız  yapsınlar  bırakınız geçsinler” ifadesini  kullanmış,  sonra gelen düşünce akımlarında arz, talep, fiyat gibi ekonomik olguların piyasa koşullarında ve serbest şartlarda oluşması gerektiği fikri benimsenmiştir. Buna göre ekonomi ve ticaret daha etkin, verimli ve canlı işleyecek, kalkınma ve ilerlemeyi daha çabuk hızlandıracaktır. Devletçi ekonominin uygulanması ise verimi azaltacak, ataleti arttıracak, rekabetçi bir piyasanın olmaması nedeniyle ekonomik durgunluk söz konusu olacaktır, bu görüşe göre. Bütün yaklaşımların kendine göre artısı ve eksisi vardır. Fakat burada önemli olan adaletli, rasyonel, kalkınmacı, dinamik bir sistemin oluşturulmasıdır. Liberal sistemin çok fazla eksikleri olmakla birlikte sınırsız kar amacı güden, aşırı çıkarcı, acımasız ve sosyal adaleti öteleyen olumsuz yanları, kontrollü para ve maliye politikaları ile rasyonel müdahalelerle törpülenebilir, daha insani ve sosyal adaletçi, kalkınmacı hale getirilebilir. Doğru olan da budur. Kontrollü liberalizmin hem insanı hem de dinamik ve kalkınmacı olduğu söylenebilir.

     Biz, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve 1950 lerden itibaren 1980 li yıllara kadar özel sektör olmadığı için devlet eliyle kalkınma modelini bemimsedik, devlet tarafından yoğun olarak kurulan kamu iktisadi kuruluşları ve kamu iktisadi teşekkülleri aracılığı ile kalkınma politikası uyguladık, ithal ikameci sanayileşme yöntemini yürütmeye çalıştık, ancak başaramadık. Kitler arpalığa dönüştü, bütçe açığı arttı, ithal girdi ve ara malları cari açığı arttırdı.

      Şeker fabrikaları da, özel sektörün güçlü olmaması nedeniyle, doğru olarak Devlet tarafından uygulanan devletçi kalkınma modeli çerçevesinde kurulan KİT lerin bir parçasıdır.

1980 lerden itibaren uygulanan serbest piyasa ekonomisi ile birlikte uygulamaya konulan özelleştirme politikaları gereği özelleştirilmek istenmektedir. Buraya kadar her şey normal, olabilir, özelleştirilebilir. Biz özelleştirmeye karşı değiliz. Özelleştirme dünyanın her yerinde verimin arttırılması, üretiminin arttırılması ve söz konusu sektörün özel sektör eliyle daha da geliştirilmesi amacıyla yapılır. Özelleştirmenin mantığı da budur. Daha fazla gelişmek, istihdamı ve ihracatı yükseltmek, içerdeki refahı ve alım gücünü üst sevilere çıkarmaktır, amaç! Üreticiyi ve sektörü olumsuz etkilemek, üretimi düşürmek, fabrikaların kapanmasına yol açmak için özelleştirme yapılmaz.

     Konunun gündeme gelmesinden sonra Başbakan'ın bir açıklaması oldu. Şeker fabrikalarının kapatılacağı, pancar üretimin duracağı, üreticilerin ve fabrikalarda çalışanların mağdur edileceği eleştirilerine karşılık Başbakan, “ Fabrikalar kapanmayacak, üretim devam edecek, kimse mağdur olmayacak, fabrikalar 5 yıl üretim garantisi ile özelleştirilecek” şeklinde basına talihsiz bir beyanat verdi. Çünkü 5 yıllık süre devlet ve milletlerin hatta insanın hayatında söz konusu edilemeyecek kadar az bir suredir. Ya sonra ne olacak? Özel sektör ekonomik olmadığı gerekçesiyle fabrikayı kapatırsa,  daha fazla kar etmek için farklı bir sektöre geçerse ne olacak? Şeker pancarı ve şeker üretimi biterse ihtiyaç nasıl karşılanacak? Sağlıksız mısır özlü tatlandırıcılar mı kullanılacak? Bütün bu soruların cevapları son derece hayatidir.

      Yapılması gereken şudur: Basittir. Şeker pancarı üretimindeki üretim kıtalarının kaldırılması, çiftçinin bu konuda yoğun bir şekilde teşvik edilmesi ve desteklenmesi, şeker pancarı alt yapısına dayalı hafif sanayinin sistematik olarak en üst seviyede desteklenmesi gerekmektedir. Bu alanda da tüm tarım ve hayvancılık sektöründe olması gerektiği gibi özel sektör eliyle veya kamu- özel ortaklığı ile yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve fabrikaların sayılarının en ideal bir şekilde arttırılması sağlanmalıdır. Şeker fabrikaları da sürekli üretim garantisiyle, yatırım ve istihdam garantileri ile özelleştirilmelidir.

      İç piyasa ihtiyacı karşılandıktan sonra ise fazla ürünün ihraç edilmesi söz konusu olmalıdır.

       Gelecek enerji, teknoloji, sanayi, ağır sanayi, savunma sanayi, ilaç sanayi ile birlikte tarım ve hayvancılıkta ve buna bağlı hafif sanayidedir. Tarım ve hayvancılık ta stratejik bir alandır ve milli güç unsurlarından biridir. Tarım ve hayvancılık bitmişse milli güç eksik kalacak, bu alanda dışa bağımlılık ortaya çıkacak, Milletin varlığı, gelecek nesillerin devamı ve sağlığı tehlikeye düşecektir. Çünkü gıda üzerinden bir milleti zehirlemek ve sağlığını bozmak çok kolaydır. Milletçe bu konuda çok uyanık olmak zorunluluğumuz vardır.

 

 

23/05/2018

Zeki ÖZDEMİR / ANKARA

Araştırmacı-Yazar

 

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.