2004 Defa Okundu

KIZGIN halleri olurdu.

Kendini tutmaya çalışsa da her zaman bunda başarılı olamazdı.

Kırardı.

Dökerdi.

Sonrasında nedamet de duyardı.

Bir döngü şeklinde hayatımız akıp giderdi.

Her ne olursa olsun…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

UNUTKANDI.

Ne doğum günümü hatırlayabilirdi ne de diğer özel zamanları.

Geldiği gibi yaşardı.

Tarihlere takılı bir hayatı yoktu.

Rakamlarla hiç mi hiç işi olmazdı.

Verdiği borçları unuttuğundan ödemek isteyenlere karşı direndiği bile olurdu.

Sayılardan arındırılmış bir hayatı yaşarken benim için önemli olan vakitleri de ıskalardı.

Yine de ben onu çok severdim.

Çünkü…

Her ne olursa olsun…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

GİTTİĞİNDE gelmeyi unuturdu.

Bahçede sabahladığı çok olurdu.

Komşular ondan bir şey talep etmişlerse o işe girişir arkası aklına gelmezdi.

Bu sebeple kısa süreli ihtiyaçlar için onu bir yere göndermeyi hiç tercih etmezdim.

Zira asla vaktinde dönemezdi.

İlk zamanlar fırına iftarlık pide için gönderdiğim halde kıramadığı bir dâvete icabet ettiğinden sahura kadar beklediğim olmuştu.

Öfkelenmiştim elbette.

Üzülmüştüm de…

Bunu bir değer vermeme anlayışı şeklinde değerlendirmiştim o zaman.

Yaman yanılmışım.

Çünkü…

Her ne olursa olsun…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

KONUŞURSAM cevap verirdi.

Ama her daim bakardı.

Gözünü gözümden ayırmazdı.

Ben onun sürekli gözbebeğinde görünendim.

Aynamdı gözleri.

Kendimi onun gözlerinde görmeyi çok severdim.

Ve kendimi yine onun gözlerinden görmeyi…

Dedim ya, bir başkaydı bizimkisi.

Ne ben başkasını gördüm bu gözlerle ne de o başkasını gördü o gözleriyle…

Susardı daha fazla.

Gözlerini zevkle kapatıp bir süre öyle tuttuğunda bu “Seni seviyorum” demekti.

Her ne olursa olsun…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

KELİMESİZ mektuplar yazardık birbirimize.

Nasıl diye sorma.

O kadarını söylememem, mahremdir.

Fark ettim ki bahçede dolaşırken bir ağacın neresine dokunmuşsa bir süre sonra sobeler gibi bende aynı yerlere dokunuyordum.

Elim eli üstündeydi.

Ve eli elimin üstünde…

Bizim zamanımızda el ele tutuşup gezmezlerdi yârenler…

Ayıp sayılırdı toplum kuralları açısından.

Ama dedim ya elim hep elindeydi.

Eli hep elimde...

Her ne olursa olsun…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

KENDİMİZCE yaşadık ne yaşadıksa…

Aşkımız bir başkaydı.

Sevgimiz, ilgimiz, birbirimize olan ihtimamımız.

Şefkatimiz bir başkaydı.

Merhamet davranışlarımız bir başka…

Herkes gibi olmadık.

Olamazdık.

Bunu istemedik ikimizde çünkü.

Ben onun bana seğiren kalbini sevdim.

Çok sevdim.

O da benimkini…

SEĞİREN BİR KALBİ VARDI.

BENİM İÇİN…

Üzülen. Seven. Değer veren…

Ve bu bana yetti.

KÖYÜN yerel pazarında domates saten eli kınalı ve dışarı taşan tellerinden anladığım kadarıyla saçları da kınalı olan nur yüzlü nine bunları anlattı bana “Nasılsın?” dediğimde.

Taşınması ve paylaşılmasını istiyordu belli ki…

Ya da ben böyle anladım.

Kınalı avucunun içini öpmek için yeltendiğimde müsaade etmedi.

Üstünden öpmeme izin verdi zorladığımda.

Dua isteyip kalkmıştım ki kaşıyla işaret etti eğilmem için.

Kulağıma şunu fısıldadı: Avuç içimi bir tek o öperdi.

SANALLAŞAN dünyamızda nice sahici hayatlar yaşandı.

Riyasız.

Sade.

Ve mutlu…

Hepsine binler dua ile…

Ya Selâm!

Yorumlar