Şeffaf-DER

Şeffaf-DER

Zeytinburnu’nda yaşıyorum. Zeytinburnu İstanbul’un en güzel ilçesi olarak görülmese de oldukça merkezi sayılır. Her yere ulaşım araçları var. Tramvay, Avrasya Tüneli ve Marmaray en sık kullandıklarımızdan. Ayrıca son derece kozmopolit bir yer. Burada yaşayan Afgan azınlıktan dolayı Zeytinburnu yerine şaka yollu Afganburnu diyenler de var. Afgan asıllıların Zeytinburnu’nda Türkiye’nin asli unsuru olan Kürtlerden bile daha eski olduğunu ifade etmek için: Afganlar diyor ki “Kürtler geldi Zeytinburnu bozuldu” esprisini yapanlar da... Ayrıca ciddi sayıda Doğu Türkistan kökenli insan da burada yaşıyor. Bu çeşitliliğe son yıllarda Suriyeliler de eklendi. Şu an Zeytinburnu nüfusunun %10 kadarını Suriyelilerin oluşturduğunu biliyoruz.

Kozmopolit ve merkezi olunca insanlar örgütlenmek için de Zeytinburnu’nu tercih ediyor. Mesela ilçemizde her çeşit etnik veya dini grubun bir derneği var. Adeta bir dernekler cennetiyiz. Zeytinburnu’nun her sokağında bir dernek tabelası ile karşılaşan ben ise hangi dernek ne gibi faaliyetler yürütür ister istemez kafa yoruyorum. Yeri gelmişken en az ikisine de üye olduğumu söylemeliyim. Zaman zaman aklıma yeni bir dernek kurmak da geliyor. Hatta ismini bile düşündüm: Şeffaf-DER… Var olan diğer bütün derneklerin faaliyetlerini izleyecek ve ne kadar şeffaf olduklarını ölçecek bir dernek… Belki sonrasında ülkenin de daha şeffaf bir yer olmasına katkıda bulunur. Tabi ki bu sadece bir hayal…

Şeffaf-DER tamamen hayali ama Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Türkiye kolu olan Uluslararası Şeffaflık Derneği gerçek. Dernek Türkiye’nin daha şeffaf bir yer olabilmesi için 2008’den beri faaliyet gösteriyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün her yıl yayımladığı “Yolsuzluk Algı Endeksi”ne katkıda bulunuyor. Bu örgütün verilerine göre Türkiye’nin notu 2016 yılında 100 üzerinden 41 olmuş. Derneğe göre insan hakları ihlalleri ile en çok gündeme gelen Suudi Arabistan, Brunei, Namibya, Botsvana ve Karadağ gibi ülkeler bile Türkiye’den daha yüksek sıralarda bulunmakta. Kişisel olarak 41’in işaret ettiği geçekler yadsınamaz diyorum ama yine de araştırma gerçekçi görünmüyor. Şeffaflık derneğinin bile yeterince şeffaf olmadığını düşünüyorum. Hani derler ya “Dağdaki çobana sorsak” 41’i hak etmediğimizi bilir. Gidip Suudi Arabistan vatandaşlarına sorsanız çoğunluğu Türkiye’nin Suudi Arabistan’dan daha şeffaf bir ülke olduğunu zaten söyleyecektir. Öte yandan 90 puanı olan Yeni Zelanda veya 89 puan alan Finlandiya olmadığımızı da kabul etmeliyiz.

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin sitesinde yer alan benim de tam olarak katıldığım şeffaflık tanımı şöyle: Şeffaflık; kararların, kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda alınması ve uygulanması, alınan kararlardan etkileneceklerin bilgiye erişiminin sağlanması ve bu bilginin de ulaşılabilir, anlaşılır ve somut olması prensibidir. Kısacası şeffaflık öncelikle kurala uygunluk ve devletin ve sivil toplum örgütlerinin halkı yeterince bilgilendirmesi anlamına geliyor. Bilginin geç paylaşılması, yetersiz oranda paylaşılması, anlaşılmaz olması ve az sayıda iletişim yöntemi ile paylaşılması da şeffaflığa aykırı uygulamalar.

Maalesef bağımsız ve tarafsız bir yargımız yok. Adalette şeffaf değiliz. Davalar yıllar sürüyor. Haklı ya da haksız olmanın önemi kalmıyor. Kim niye tutuklandı niye serbest bırakıldı takip edemiyoruz. Siyasette şeffaf değiliz. Siyaset, ticaret ve medya birbirine bağlanmış. Hangi siyasetçi medyanın ilgisine bu kadar mazhar oldu hangisi niye istifa etti bilemiyoruz. Ticarette şeffaf değiliz. Milyonlar kazanıp vergi vermemenin yollarını bulan da var üç kuruş kazancın vergisini 5 kuruş olarak ödemek zorunda kalan da. Kim niye böyle hızla zengin oldu kim neden iflas etti bilemiyoruz. Eğitimde, bilimde, sporda, sanatta ve edebiyatta bile şeffaf değiliz. Şeffaflık adına kamuoyuna açıklanan rakamlar bile yanıltabiliyor.

Şeffaflık samimiyettir. Dışarıdan bakıldığında namaz kıldığı belli olmayan bir adamın namazının kabul olmayacağını söylerler. Yani yaptığımızın bilincinde olmalıyız. Eylemimizin kime hizmet ettiği belli olmalı. Amacı açık olmayan sivil toplum kuruluşları elbette ki ülkemizin önündeki en büyük tehlikelerden biridir. FETÖ’den hepimiz ders çıkarmalıyız. Kamu kuruluşları ise daha hesap verebilir olmalı. Kamu kuruluşlarının nasıl işlediği ile ilgili halkın kafasındaki soru işaretleri giderilmeli. Yerinde, zamanında ve yeteri kadar bilgilendirme yapılmalı.

Yorumlar