11 °c

Sahtekâr!

Haşa!

Size “sahtekâr” demekten Allaha sığınırım… Ne haddime!

Hem zaten biz siz onlar; hepimiz, millet olarak asla ve kata sahtekârı sevmeyiz…

Sahtekârlık nedir bilmeyiz… Kimseye de sahtekârlık yapmayız…

Ama nedense… Ve ne hikmetse bu kelimeyi hiç ağzımızdan düşürmeyiz…

Çünkü biz olmasak da yanımızda yöremizde çok sahtekâr tanırız.

Hatta hemen her gün birkaç sahtekârla veya sahtekârlıkla karşılaşırız…

Yüzlerine söyleyemesek de arkasından söyleriz:

“Sahtekâr!”

En az bizim söylediğimiz kadar bizim arkamızdan da söylerler. Aldırmayız…

Hani recm için baştan aşağısı toprağa gömülen insan demiş ya:

“İlk taşı bu günahı işlememiş olan atsın!”

Aynen o durumdayız dostlar… Biz sahtekârlığı değil sahtekârı sevmiyoruz…

Öyle olunca da bu kahrolası sahtekârlık illetinden bir türlü kurtulamıyoruz…

Mikrofon ağzına uzatıldığında devlet için canını bile feda ediyor ama bazıları ürünlere zam geldiği için müşteriye “yok” satıyor.

Kim bu sahtekârlar döviz artışları sebebiyle ürün stokluyor?

Çok şükür bizim hiçbir tanıdığımız böyle yapmıyor. Yapanlar hep başkaları…

Sahtekârlar…

Bizim partinin dışındakiler mesela… Adam mı be? Hepsi satılmış… Alayı sahtekâr… Yiyici…

Ama bizim partililer?

Yok canım, daha neler…

İhaleye fesat karıştıranlar olsa da biz hep “saygın iş adamı” olanları tanırız.

Bir gün müşterilerin beğenisini kazanan bir kurabiye üretir firma… Adına perişan kurabiye derler… Gerçekten çok beğenilir… Usta tarifini yapar:

“Rafta bayatlayıp iade gelen baklava, kurabiye vb. hepsini karıştırıp hamur yapıp yeniden yapılan kurabiyedir.”

“Her mesleğin inceliği vardır” derler… Bilmem o “incelikler” sahtekârlık mıdır değil midir?

Bu yüzden hangi konuda olursa olsun hepimiz bir “tanıdık” ararız.

Çünkü tanımadığımıza güvenemeyiz… E tanımadıklarımız da bize güvenmez zaten…

Bir sahtekâra denk gelmekten korkarız…  

Ve… Bazen en yakınımız bizi kazıklar… Yüzüne söyleyemesek de arkasından “sahtekâr” deriz…

Ama tanıdığımız birisinin başkasına “okuttum” diye yaptığı sahtekârlığa “uyanık adamsın” der güleriz.

Resmi işlerde bile işimiz olduğunda tanıdık ararız… Özelde zaten ahbabımız olana gideriz… Ama bize ahbap olan başkasına değildir. Başkasına ahbap olan da bize değildir.

Öyleyse? Kimse tanıdığından başkasına güvenmez.

A’dan Z’ye her mesleğimizde her kurumumuzda her kişimizde bu güvensizlik vardır.

O bakımdan hep “bir tanıdık” , “bir ahbap” ararız…

A’dan Z’ye değer yargılarımızın tamamı bizim kadar değerlidir…

Ve…

Gazeteci, öğretmen, şoför, doktor, kasiyer, din adamı, esnaf, tüccar, sanayici, çiftçi, müteahhit, siyasetçi, idareci, seçilenler, seçtiklerimiz… Tanıdıklarımız, tanımadıklarımız…

Ne demiş atalarımız:

“Tencere dibin kara, seninki benden kara!”

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.