2436 Defa Okundu

SOYLU arzuların olmalı…

Soylu ülkülerin, emellerin, hedeflerin…

Soylu bir amacı olmayan insanın yaprakları, dalları, gövdesi hatta köklerinin kuruyan ağaçtan ne farkı kalır? Yıkılmaya, ardından çürümeye mahkûm olur.

Bu sebeple asil gayelerimiz olmalı.

Ve o hedefe doğru sağlam ve emin adımlarla yürümeliyiz.

İnsanın fıtratında mündemiç olan bu kutsal arayışı bilenler soylu sosuna batırılmış alçaltıcı hedefleri bu etiketle bizlere sunarlar.

Aynı şeyi İblis, Âdem babamıza ve Havva annemize yapmamış mıydı?

Sinci planını onların içinde var olan sonsuzluk arzusunu kışkırtarak yasak ağaca yönlendirmemiş miydi?

KÖTÜLÜK amacını güdenler sunumlarını en aldatıcı şekilde yaparlar.

Bizim ihtiyaç ve gayemizi tespit ettikten sonra bunu maniple ederek takla attırır ve bize bambaşka bir çekicilikle sunarlar.

İyilik etiketi yapıştırdıkları kötülükleri büyük bir hünerle benimsetip temel hedefimiz hâline getirerek bizi bu uğurda savaştırırlar.

Soylu bir arzunun peşinde gittiğimizi varsayarken bizleri cehennem çukurlarına acımasızca yuvarlarlar.

DÜŞÜNMEMİZİ istemezler.

Bunun için aslında hiç ihtiyacımız olmadığı halde pek çok şeyi zihnimizde zaruri olarak algılamamızı temin ederler. Bu şekilde sahte gündelik ihtiyaçlarla boğuşmamızı sağlarlar ki, düşünmeye vakit bulamayalım.

Temel gerekleri yerine getiremeyen kişiler kabul etmeliyiz ki, soylu hedefler koyamazlar kendilerine.

Tüm meseleleri günü kurtarmaktır.

Geçinmektir.

“KAFANI yorma” diye yanımıza yaklaşanlar kesinlikle bizim neleri yapıp yapmayacağımız konusuna çok kafa yormuşlardır.

Planlar kurmuşlardır.

Bu halden haz almamızı sağlayacak lezzet durakları oluşturmuşlardır. Hatta yer yer kendimize sahte güvenimizi arttırmamız ve bu sarhoşlukla istenen istikâmete problemsiz yürümemiz için ödüller koymuşlardır.

Yani inceden inceye düşünmüş, ciddi şekilde kafa yormuşlardır.

Rabbimiz yüce kitabında defalarca bizi düşünmeye ve aklımızı çalıştırmaya dâvet ederken bunun tam tersini suret-i haktan görünerek ruhumuza fısıldayanların hakla, hakikatle ne gibi bir ilgileri olabilir ki?

GÜDÜLENMEMİZİ kafasına koyanlar enva-i çeşit tuzaklar kurmuştur.

Tatlı tuzaklar…

Acısını hissetmeyeceğimiz şerbetler içirirler.

Sahte gündemlerle bizi ruhumuzun gerçeğinden ve arayışından uzaklaştırıp meşgul ederler.

Günlük hayatımızı ciddi bir elemeden geçirecek olsak sizce nasıl bir sonuçla karşılaşırız acaba?

Ne kadarı sahih bir kulluk çabasına tekabül eder dersiniz?

TRENDLER bizi rendeliyor olabilir mi?

Modalar bizi hakiki iyi bir insan mı yapıyor yoksa hoş görünen bir kişi olmaya mı özendiriyor?

“Sana yakışacak en şık kıyafet budur” diyenler gerçekten bizi çok mu düşünüyorlar?

“Seni en karizma gösterecek tarzı belirledik” diyenler aslında ruhumuzda farkına varmadığımız yaralar açmanın peşinde olabilirler mi?

Nerede oturup kalkacağımıza, ne yiyip içeceğimize karar verenler nasıl hissedeceğimiz konusunda neden bu kadar ısrarlı telkinlerde bulunuyorlar acaba?

HAZ insanı mıyız, Hak insanı mıyız?

Bu bizim sahte soylu arzulara mı yoksa gerçek sahici emellere mi yöneldiğimizi belirler.

Düşünmeyi temel ihtiyaçlarımız arasında göstermeyen hiçbir önermeyi kimden gelirse gelsin asla iltifat etmemeli, kabule değer görmemeliyiz.

GERÇEK soylu amaçlarımız katledildi.

Peşinden koşturulduğumuz havuçlar ise bunun yerine ikame edildi.

Viraneye çevrildi kalbimiz.

Aklımız ziyasından yoksun bırakıldı.

“Hak huzurunda hâlim nice olur?” gibi soylu amaçlar terk ettirildi ve yerine “Nasıl görünüyorum, insanlar benden etkileniyor mu, kaç beğeni alır bu fotoğrafım veya paylaşımım” şeklindeki anlamsız istekler konuldu yerine.

Soylu amaçlarımızın ne olduğu konusunda İlahî vahye ve Fahr-i Kâinat Efendimizin ortaya koyduğu mübarek örnekliğe bakmalı ve buna göre kendimizi hizalamalıyız artık.

Ya Selâm!

 

Yorumlar