372 Defa Okundu

Kādiriyye en yaygın tarikat olmasını, diğer sebeplerin yanı sıra çok sayıda çocuğu olan Abdülkādir-i Geylânî’nin çocuklarının babalarının ilmine ve mânevî mirasına sahip çıkarak onun yolunu devam ettirmelerine borçludur. Bunlardan Seyfeddin Abdülvehhâb babasından fıkıh okumuş, sağlığında onun yerine medresede ders okutmuş, vefatından sonra da tedris görevini üstlenmiştir. Halife Nâsır-Lidînillâh tarafından Dîvân-ı Mezâlim başkanlığına tayin edilen Abdülvehhâb için Remle’de bir ribât inşa ettirmiştir. Abdülkādir’in diğer oğlu Tâceddin Abdürrezzâk ’tan olan torunu Ebû Sâlih Nasr zamanının en tanınmış âlimi olup Halife Müstansır-Billâh döneminde kādılkudâtlık makamına getirilmiş, onun oğlu Ebû Nasr da aynı göreve tayin edilmiştir. Bağdat’ın Moğollar tarafından işgali sırasında bu görevde bulunan Ebû Nasr aynı yıl ölmüş, medrese ve ribât yıkılmış, bu olaydan sonra Geylânî torunları İslâm dünyasının çeşitli bölgelerine giderek hem köklü ve geniş aileler oluşturmuşlar hem de Kādiriyye’nin yayılmasını sağlamışlardır. Abdülkādir-i Geylânî’nin Moğol işgali sırasında yıkılan medrese ve tekkesi Kanûnî Sultan Süleyman tarafından 941’de (1534) Mimar Sinan’a yeniden yaptırılmış, Bağdat’a nakîbüleşraf olarak Abdülkādir-i Geylânî soyundan bir zat tayin edilmiştir. Tarikatın yayılmasında İslâm âleminin çeşitli bölgelerine mensup müridlerinin de büyük katkıları olmuştur. Bunlardan Yemenli olan Ebû Muhammed Abdullah b. Ali el-Esedî’nin Anadolu’ya gidip bir zâviye açtığı, uzun süre orada kaldıktan sonra Yemen’e döndüğü kaydedilmekteyse de Anadolu’daki faaliyetleri hakkında bilgi bulunmamaktadır. Kādiriyye’yi Anadolu’ya XV. yüzyılda, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin müridi iken onun emri üzerine Hama’ya gidip Abdülkādir-i Geylânî’nin soyundan Hüseyin el-Hamevî’den hilâfet alan Eşrefoğlu Rûmî getirmiştir. Kādiriyye’nin Eşrefiyye kolunun pîri olan Eşrefoğlu Rûmî’nin kurduğu tarikat geniş bir alana yayılmayıp İznik-Bursa çevresiyle sınırlı kalmıştır. Kādiriyye XVII. yüzyılda, tarikatın Rûmiyye kolunun pîri İsmâil Rûmî’nin faaliyetleri sonucu başta İstanbul olmak üzere Anadolu ve Balkanlar’da yaygınlık kazanmıştır. İsmâil Rûmî’nin İstanbul-Tophane’de kurduğu tekke diğer bölgelerde açılan Kādirî tekkelerinin merkezi olma fonksiyonunu da üstlenmiştir. Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da kurulduğu XIII. yüzyıldan beri yaygın olan Kādiriyye, Abdülkādir-i Geylânî soyundan gelen Berzencî ve Sâdât-ı Nehrî gibi Suriyeli ve Kuzey Iraklı şeyh aileleri tarafından temsil edilmiştir. Aynı bölgeden olup tarikatın Hâlisiyye kolunu kuran Ziyâeddin Abdurrahman Hâlis Tâlebânî’nin (ö. 1858) Sivas’a gönderdiği halifesi Mûr Ali Baba ve diğer halifeleri vasıtasıyla Hâlisiyye Anadolu ve İstanbul’da yayılmıştır. Kādiriyye’nin Arap kökenli kollarının aksine Türkiye’deki kollarında tarikat sembolizmine büyük önem verilmiştir. Üzerinde tarikat sembollerinin işlendiği Kādirî tacının birkaç çeşidi vardır. Bunların en tanınmışı, kubbe kısmı yüksek ve sivri olan ve Bağdat veya Celâlî müjgânlısı denilen taçtır. Başa geçen lengerinde müjgân denilen kürklü bir kuşak bulunur. Rûmiyye koluna ait taç beyaza yakın çuhadan yapılmış olup sekiz terklidir. Tepe kısmında, besmeledeki on dokuz harfi temsil eden on dokuz tığlı ve esmâ-i seb‘ayı temsil eden yedi renkli Kādirî gülü bulunur. Beyaz abadan yapılan Eşrefî tacı yedi terklidir.[1]

 

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/kadiriyye

Yorumlar