RUH NEDİR? -2- (Ya da tasavvufun hakikati)

Önceki yazıda (http://www.haberkita.com/ruh-nedir-1-makale,220017.html ) ruh hakikatini anlatan bir mektuba yer vermiştim. O mektupta özetle, ruh hakkında; bedenden ayrı bir varlık olduğunu, ölmeden öncede ruhun bedenden ayrılıp gezip dolaşabileceğini, tıpkı seyahate çıkan bir turist gibi bu dünyayı da öbür dünyayı da gezebileceğini,  gezdiği yerler hakkında bilgi edinebileceğini, ancak nereyi gezerse gezsin Allah’ı (c.c.) göremeyeceğini, ruhun bu dünyaya ait bir varlık olmayıp emir alemine (ruhlar alemi, merhale merhale yaratılmayıp bir anda yaratılan alem, sidret’ül müntehanın ötesi, cennet ve cehennemin, kursi, arş alemlerinin üzerindeki alem) ait olan bir varlık olduğunu, bu nedenle geldiği yer olan emir alemine ölmeden önce bedenden çıkarak yükselebileceğini, beden ölse dahi ruhun ölmeyeceğini, bedenin ölümünden sonra dahi harekete devam edeceği, öyle ki birbirleri ile görüşebileceğini, bedenleri ölen ruhlar ile bedenleri ölmeyen ruhların iletişim halinde olduğunu, ruhun bedenden çok daha güçlü olduğunu, bedenleri dahi etki altına alabileceğini, eşya yada madde üzerinde etki edebileceğini, dolayısı ile bir cismi bir yerden bir yere beden olmadan götürebileceğini, o kadar olağanüstü güç ve yeteneklere sahip olduğunu, öyle ki bedenden ayrı bir şekilde görülünce insanın onu tanrı  zannedebileceğini, bedeni ile hiç görmediği şeyleri görüp bilgi sahibi olabileceğini beyan etmiştir.

Söz konusu mektupta olağanüstü hallerin oluşumunu ise ruhun bedene galip gelmesine, yani ruhun gücü ile bedenin yönetilmesine bağlamıştır. Anlaşılan o ki bedenimizde bir ruh var, bu ruh gerçekte çok güçlü bir potansiyel enerji ama bu gücü insanlar kullanamıyor, kullandığı zaman ise bedenle yapılamayacak birçok şeyi ruhun gücü ile yapabiliriz, denilmek isteniyor. Mektupta; Peygamber efendimizin miraca yükselmesinin ruhun gücü ile bedenini dahi götürmesini, Hz. İbrahim’in ateşte atılınca yanmamasını, evliyaların olağanüstü halleri olan kerametlerini, insanın bir anda bir yerden bir yere gitmesini, bedenen gitmeden bir mekândaki veya yerdeki olan olayları ve bilgileri bilmesini ruhun bedene hâkim olmasına yani ruhun gücü ile yapılmasına bağlamaktadır.Kısacası mektupta, tasavvuf yolundan giden mürşitlerin ruh hakkındaki görüşlerini özet olarak beyan etmektedir. Aklınıza hangi mürşit veya tasavvuf yoluna inan (yani tarikat ehli) geliyorsa (Hz. Mevlana, Hz. Yunus emre, Hz.imam rabbani, Hz. Hacı Bektaşi, Hz. Hacı Bayram veli, Hz. Muhiddin Arabi …) ölmeden önce ruhun bedenden ayrılarak hareket edebileceğine inanırlar. Mektupta anlatıldığı şekilde ruhun özellikleri olduğuna inanırlar. Tarikatta ilerlemeleri ruha olan bu inançları ile birlikte olur. Tarikat demek ruhun gücü ile bilgi edinmektir. Tarikatlardaki bahsedilen bütün olağanüstü haller yani kerametler ruhun gücünün ortaya çıkmasından ibarettir. Bütün tarikat ehilleri bu bilgilere inanırlar.

Tarikatlarda ruhun öbür âlemlerde dolaşmasına Seyr-isülûk yolu denir.  Peki, ruhun öbür âlemlerde dolaşmasının ne faydası var? Ruhun öbür âlemlerde dolaşmasının (seyri sülükdinin haber verdiği, yeryüzünde yaşayanlar için gayb olan (bilinmeyen) cenneti, cehennemi, arşı, kürsü, melekleri, cinleri, kabir âlemini, kabir sorgusunu, ölülerin hala varlıklarının devam ettirdiklerini ruh ile gidip görmektir.Peygamberin öbür âlem ile ilgili verdiği haberlerin doğruluğunu, ruhunla gidip görmektir. Görünce ne olacak?  İnsan daha sarsılmaz bir imana (inanca) sahip olacaktır. Buna tasavvufda, hakka’lyakîn derecesi denilmektedir. Seyri sülük yoluna velayet yolu da denir. Velilik yolu, veli olmak için gidilen yoldur. Ermişlerin yolu, velilik yoludur. Ermek demek, Peygamber’in haber verdiklerinin hakikatini ruh ile gidip görmektir. Gözle görmediklerini ruh ile görmek demektir. Şeriatın emir ve yasaklarını dahi iyi uygulamak için hakiki bir imana sahip olma çalışmasıdır. Yoksa şeriatın dışında yeni bir yol bulmak değildir. Hakikatleri ruhu ile gidip gören, Allahın emirlerini daha çok yerine getirir. Şöyle bir örnek verirsek, bizi daha ölmeden, cennete götürseler, işte burası kazanacağın ödüldür deseler, sonra cehenneme götürseler, burası kaybedince cezalandırılacağın yer deseler,  geri döndüğümüzde daha fazla bir gayret ile kendimizi dini yaşamaya veririz. Daha çok dindarlaşırız. 

Bir dahaki yazımı tarikat yoluna yapılan eleştirilere ve cevaplara ayıracağım, neden ruh beden ayrılamaz diyenlerin görüşlerini değerlendireceğim….
Yorumlar